Aynı Enlem ve Boylamda Yalanlar... - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarAynı Enlem ve Boylamda Yalanlar...

Aynı Enlem ve Boylamda Yalanlar...

20.04.2019 | 184 kez okundu


Aynı Enlem ve Boylamda Yalanlar, Gerçekler

Ve ODTÜ’LÜ DEVRİMCİLER

KAYDA GEÇSİN


Zayıf, aptal rolüyle bir yerlere gelen, kadın özgürlüğü, erkeğin eşiti olmayı canı çektikçe seks yapmaya, romanını yazmaya, filmini yapmaya önceliyen (halbuki muhafazakarlığın bunlarla mesela  hiiç sorunu olmadı)  fena halde sağcı feminizm anlayışı dergilerde pornoya övgü bile düzdü!

Genelev önünde elinde mikrofon ‘asla kapattırmayız‘ diyen hem aptal, hem kadın hem ayyaş ise unutulmadı.

Bunlar kadın meselesinde nasıl yüzyıl geride yüz karası olduğumuzu gösteriyor. Kabataş ise muhafazkar kadının muhayyelesinin nasıl özürlü ve bayağı olduğunun bir ifadesiydi. Bunlar insalığımızı geri bırakan travmalar medya eliyle daha da derinleştirilen.

Ekranlarda ise şimdilerde önce soruya bakıyoruz soru mu diye sonra sorana bakıyoruz, ailesinden bir yerlerden götüren var mı diye o da yetmiyor artık öyle kavuklu pişekara döndüler ki soru sorulana da bakıyoruz adam mı diye.

Bu çağda zehir gibi bir nesil bilgi oto yollarından her türlü  bilgiyi alırken  nedir bu ekranlardaki boş, uzun ve hep kendini anlatan konuşmalar.

Elbette yorumları net korkusuz gazeteciler var, mesela Fahrettin Fidan lafı dolandırmayanlardan, çünkü söylenmesi gerekeni söylemekten korkmayan bir mesleki vicdanı ve cesareti var.

Sayın İmamoğlu’nun kopyalama meselesi sorun oldu ya, yakında fotokopi yasağı da gelebilir, sanki büyük sırları bir yerler ele geçireceklermişcesine uyarılar geldi ekran cinconlarından.

Dünyadan kopya etmedik dizi, film program bırakmayan ve rahatsız olmayanlar, intihalin bilimsel makaleler, tezlere dayandığı ülkemizde  belediyenin  yedeklenen diskine taktılar iyi mi?

Bu devirde sır saklamak zaten çok zor, bu yüzden ne yapsınlar son çare genelde açığa çıkan gizli olması gereken ne varsa bulandırmaya gidiyorlar, saklayamıyor bulandırıyorlar iktidar medyası devamlı bunu yapıyor.

Fakat bulandırmak basit bir iş değildir marifet ister, zeka ister, burada iyi ‘bulandırıcı’ da yok bu da onların bir başka sorunu, zaten söylüyorlar, hani yüzüne gözününe bulaştıranın kibarcası bulandıramıyor ama kendisi mide bulandırıyor insan cinsi bol, medyaya sürdükleri arasında.

Bununla da kalmıyor kendilerini medya gazetecilik üzerinden kahraman ilan etmek isteyen çok, kuyruk Taksim’den başlıyor Ankara’ya devam ediyor.

Sırasını beklemekle olacak iş değil bu!

Gazetecilik yok oldukça kahramanları çoğalan tek meslek haline geldi!

Bir kurumun yıllarca içinde içinde, kovulana kadar, çalışıp dışarı atılınca arkalarından atıp tutmak da cesur gazetecilik sayılır oldu.

İşlenen suçlar ise özür dileyerek üfleyeyim geçsin şeklinde çözülecek herhalde,  hukuk devletinde, özür dilerim bir daha yapmıyacağım diyen demokrat, affeden melek olacak, Müslümanlar arası  tercüme yapma görevlisi Levent Gültekin’in önerisiden anladığımız bu 'Hoş görü' tamam da, insaf yahu insanların zihinleriyle oynayanların verecek hesabı olmıyacak öyle mi?

Köşesinden, evinden yeni havalimanina ulaşımı ‘pıt’ diye gittim diye kutsayan ‘mega projelere’   memeleket kamu yararı değil kendine göre bakan çok meslekli gazeteciler 

Devlet’deki Kaynaklarım’dan öğrendimdiye şişinen ve kendine gazeteci diyenler ‘bir daha yapmayacaklar‘mı, Söz mü?

Ya yapmaya devam ederlerse  Levent Bey, şimdi olduğu gibi, ne yapacağız?

Cıss mı denecek? Sinemaya götürmeyecek, çikolata almayacak mıyız?

İyice sıyırdılar kafayı bize de sıyırtıyorlar.

Bunlar bir yandan,

Doğuda kar, dolu yağdı diye kızan Öfkeli Hava durumu sunucusu bir yandan Kanaatleri yok fakat ‘kanaat önderi’ titri olan ve sürekli madara olanlar bir taraftan, mazbata ile ilgili yanılan kanaatler burdan okyanusa köprü olur isabetsiz şom ağızlı fikir önderleri bir taraftan çok daraldık.

‘Public master’ diyebileceğimiz kamunun etkileyen ‘efendi’ ‘usta’  ‘Bir Bileni‘ yerine kamunun sinirini zorlayan TV anlaşmalı program ‘Ağa’ ları ,onlarda  3’ ü 4’ü bir arada olunca ‘Sen ağa, ben ağa bu ineği kim sağa‘ diye birbirlerine sorar haldeler bir yandan…

Bizi bize kansız , kurşunsuz hiç bir değeri olmayan beş para etmez söz ve fikirlerle kırdırdılar yahu.

Moral Motivasyon geri zekalı filmler dizilerle insanları Allah'tan motive etmiyor yoksa kan gövdeyi götürür.

Ekranlar erkeklerin istediği silikonlu, seksi olmaya çalışan kadınlar dolup taşarken silikonlulardan sonra şimdi lahana dolması bacaklarına yüksek topuk giyenler tek kelime ile estetik harikası!

Diziler dünyasında  ise, muhayyelenin en geniş olması gereken alan, bir konu tuttu mu seri imalat başlıyor, böyle olunca tutmuş olan da, taklidi de kısa sürede bıkkınlık getiriyor.

Aynı janrda işler yapmak  başka, birbirinin aynısı işler başka, birbirinin aynısı işler ciddi bir muhayyele sorunu var demektir.

Yine doğu, aşk, aile, ‘ağa yakışıyor mu bu çağa‘ dizileri geri döndü, neye alıştırmaya çalıştığı belli olmayan kabile hikayeleri.

Birde Kuşlu diziler moda oldu.

Bir isim tuttu mu ona  da dadanıyorlar, ‘Erkenci Kuş’ tutttu derken hemen ardından ‘Yaralı Kuşlar‘ ekranlara gelmeye başladı, şimdi ‘kuş’lara dadandılar.

Lakin bakıyorum kuş isimli ilk dizi Atilla İlhan’ın ‘Kartallar Yüksek Uçar’ hala en kralı, yanına yaklaşan kuş yok.

Rahmetli baştan ‘Kartal’ seçmiş kuş olarak kim yanına yanaşabilir ki.

Bakalım bundan sonraki ‘Kuş’lu dizi ne olacak, kulağıma gelen artık doğru mu yalan mı bilemem, ‘Gökte Kuşlar Yerde P…ştlar’ isimli bir dizi üzerinde 3 yıldır çalışılıyormuş, piyasa sen alacaksın ben alacağım diye  birbirine girmiş, tamamen dedikodu da olabilir, iş bununla da bitmiyor diğer kanallar durur mu onlarda ‘kuşlu’ hazırlıklara başlamışlar.

Haremin  hamamında geçen Osmanlı ‘Kuşlu Tas‘ ortalığı sallayacakmış, Ortasında dönen kuş olan bir ‘Tas’ın ağzından cariyelerin hikayesi…

'Silivri Kuşçusu‘  da bitmek üzereymiş,  Alkatraz kuşsçusu gibi fakat bizimki Silivri'de bir gazeteci, elektronik bir kuş icat ediyor ohh kuş bir içeri bir dışarı haberleşiyor…

Kumru ile Yumru, Boksör ve kör kız aşkı üzerine kurulu olan bu hikayede Kumru isimli kör kız kuş oluyor, kız Sevgilisinin barış gönüllüsü olduğunu zannediyor ama adam boksör, ölümüne ringe çıkmayı kabul ediyor, kıza ameliyat parası için…

Serçe ve Kardan adam, İçine kapanık  ezik bir çocuk olan ‘Serçe’ arkadaş yokluğunda kardan adamla konuşuyor, çocuğun hatrına kardan adam canlanıyor ve ezik çocuk ne isterse yapıyor kısa zamanda kasaba kan gölüne çevriliyor, birbirine giriyor.

‘Karaman'ın Koyunu Akbabanın Oyunu‘ Akbaba kod adlı bir Uluslararası ajan Karaman’a gelir, Karaman'ı koyun zanneder ama işler öyle gitmez adamı sünnet eder Müslüman yaparlar…

'Cır Cır böceği ve Bülbül‘  ‘Orospu Kuş’  ‘Serçeler Isırmaz’  ‘Bokluca Bülbülllerin Savaşı’ bunlarında konuları hazır fakat üzerlerinde çalışmalar devam ediyormuş.

Bana söylenenler bunlar, dalga mı geçtiler, gerçek mi bilmiyorum, malum yeryüzünde gerçeklerle  yalanların en çok karıştığı coğrafi bölge 36° -42° kuzey enlemleri (paralelleri) ile 26°-45° doğu boylamları (meridyenleri) arasında olan bölge, bilin bakalım orası neresi oluyor.

Bilmecem Kayda Geçsin ve fakat asıl Kayda Geçmesi gereken ‘O Gece‘

OrtaDoğu’lu ‘Fosiller, Dinazorlar‘, Nur Yoldaş'lı ‘O Unutulmaz Gece‘ için İrfan Değirmenci’ye teşekkürler, son yılların en büyük moral yükselten programını yaptığı için.

Ortadoğu’da bir vaha olan ODTÜ o gece burdayım diyerek yüreklerimize su serpti bunca geri zekalılık içinde.

Sayın İrfan Türkkolu’ndan, genç Özgür Başkan, Biyoloji ve Genetik Topluluğu Başkanı Selen Akçakoca, İntihal yani çalıntı fikirlerin en büyük sorun olduğunu açıkça ilk dile getiren genç Fizikçi Faruk‘a Vietnam Kasabı Komer’in arabasını haklayan Tuncay Çelen’den ‘Çok Yenildik Ama Teslim Olmadık, Ne olursa olsun Direndik’ sözleriyle geceye damgasını vuran Akın Atauzun’a öyküleri söylenmeye, filmler yapılmaya layık isimlerini sığdıramadığım insanların elbette kıymeti bilinmektedir. 

Ahlaksızlığın bini bin paraya şu günlerde solun neden itilip kakıldığını, korkulduğunu anlayamayanlar o gece anlamışlardır, çünkü solun siyasi görüşü kadar önemli bir yanı ahlakı var.

Sinan Cemgil öldürüldüğünde çantasından kitapların yanında birde kurusovan çıkmış, ne kadar anlamlı… Cennet Mekan olsun kurusovan’ın nelere kadir olduğunu gördüğümüz şu günlere bakın.

Hırsız ve Arsızların itibar gördüğü bir ortamda yaşamak insanı kahreden, utandıran çaresiz hissettiren bir ruh haline sürüklüyor.

ODTÜ ‘O Gece‘ ar damarı çatlamamış akıllı insanların da yaşadığı bir ülkeyi müjdeledi, direniyorlar  duygulandık, aynı enlem ve boylamdalar.

Saygıyla Kayda Geçsinler

Sağcılara gelince söyleneceği Ahmet Hamdi Tanpınar söylemiş:

Sizler daima böylesiniz... ‘Ruhunuzu saran küçüklük duyguları içinde büyük değerlerinizi kaybedersiniz.‘ Yakında bu sözlere de yürütmeyi durdurma olabilir fakat  adam sizlere ömür haberiniz olsun. Hukuka Saygım sonsuz, aslında ‘yürütmeyi durdurma’ çok iyi ve hukuki bir şey yürütenlere karşı olursa tabii.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Ratingler için tıklayınız!