MAGAZİN HABERLERİ

BARIŞ FALAY'DAN ENTERESAN SÖZLER..

BARIŞ FALAY'DAN ENTERESAN SÖZLER..

Barış Falay: "Ben aşık olmayı seviyorum. Sınıf arkadaşı, komşu kızı fark etmiyor. Müjde Ar’a da aşıktım mesela. Tabii libidinal bir durumdan bahsediyorum..."

Aliye’nin Müco’su olarak tanınan Ezel’deki Kerpeten Ali rolüyle ismini zirveye taşıyan Barış Falay, Elele Dergisi’ne verdiği röportajda ilginç açıklamalar yaptı. Ayşe Arman’a içini döken Falay, aşk hayallerini bakın nasıl anlattı...

İşte Ayşe Arman’ın Barış Falay röportajı:

Çocukluk...

- Anne, edebiyat öğretmeni. Ruhu çok deli ama yaşantısı sakin bir kadın. Baba, TRT’de elektronikçi. Sesi çok güzeldi, Avni Anıl çok koştu babamın peşinden. Bir de beş yaş büyük bir abla var, iyi anlaşırız. Edremit doğumluyum, sonra Ankara, Diyarbakır, tekrar Ankara...

Oyunculuk, damarlarınızdan ne zaman akmaya başladı?

- Çok küçükken. Mahalleliye skeçler yapan bir çocuktum. Gerçi yetenekli olduğumun farkında değildim, ablam söylerdi. Sürekli oyunlar kurardım. Hiçbir şey bulamasam, “Karnım ağrıyor” diye kendimi yerlere atardım.

Lise?

- Düz lise. Ama iyiydi. Mimar Kemal... O yıllarda birtakım eylemlere da katıldım, Halk Evleri kökenim de var. ışte o dönemler, bir arkadaşım tiyatro kurdu, “Hadi gel sen de çalış, ışık falan yaparsın” dedi. “Tamam” deyip gittim ve filmlerdeki o hikaye oldu, oyunculardan biri gelmedi, “Hadi markere” dediler, “O ne demek?” dedim “Oku” dediler. Okurken tamamen sınırsız davrandım ve çok eğlendim. Üç prova sonra “Bu rol senin” dedi yönetmen. Kendi kendime “ıleride yapmak istediğim iş bu galiba” dedim.

Siz mekteplisiniz de aynı zamanda...

- Evet. Ankara Üniversitesi Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunuyum. Sınavda zorluk çektim. Önce almadılar “Çene problemi var, senden oyuncu olmaz” dediler. Alt çene ve üst çene kapanmasında sorun varmış. Lafları yuvarlıyordum, kelime ortalarındaki ‘r’ler falan gidiyordu ama ben inat ettim. Zaten, zaman içinde bu tür şeyler de önemini kaybetti.

EZEL’DE ÖLÜLER HESAP SORUYOR

Patlama “Ezel”le mi oldu?

- Ben seyircimle “Aliye”de tanıştım, Müco’ydum. Ama asıl patlama “Ezel”deki Kerpeten Ali’yle oldu. Yine de tiyatro hep devam ediyor. Kocaeli Tiyatrosu’nun oyuncusuyum. 25 kişi kurduk, o günden beri devam...

Dizileri küçümseyip, tiyatroyu başka bir şey olarak algılayanlardan mısınız?

- Yok. Tiyatroya çamaşır makinesi muamelesi yapanlardan değilim. “Çok kirlendim, birazcık temizleneyim, gidip tiyatro yapayım” filan diyorlar. Benim için ikisi de keyifli...

“Ezel” bitince popülarite biter mi? şöhret kavramıyla aranız nasıl?

- Şöhret olayım diye oyunculuğa başlamadım ki. Oyunculuğu seviyordum. Tiyatroyla şöhretin çakışması da imkansız.

Peki şöhret elinizden kaçıp giderse kıç üstü oturur musunuz?

- Çok da derdim değil. Ben olaya “Nasıl ses getiririm?” diye yaklaşmıyorum; nasıl daha iyi oynarım, nasıl daha eğlenceli hale getirebilirim diye bakıyorum. Çünkü şunu unutmamak gerekiyor; bizim işimiz hikaye anlatma sanatı ama o hikayeyi eğlenceli anlatamazsanız izleyici sizi niye oturup izlesin?

Belli ki Kerpeten Ali olmak hoşunuza gidiyor. O karakterde sevdiğiniz ne?

- Egosu yüksek tipleri oynamak, her zaman keyifli. Her an her şeyi yapabilir o, yaramaz ve haşarı çocuk. Ben oyunculukta role sınır koymayı sevmiyorum, Kerpeten de öyle bir tip, sınırsız. “Ezel” de iyi bir dizi, senaryo olarak da; ölüler hesap soruyor o dizide.

Parasal olarak köşeyi döndünüz mü?

- Daha değil, inşallah dönerim. Para güzel bir şey. Hele çocuk olunca daha da önemli hale geliyor. Ama öyle geçim derdim falan yok Allah’a şükür.

AŞK HAYALLERİM HEP EDEPSİZDİ

İlk aşk...

- 5 yaşındaydım...

Yapmayın ya!

- Valla öyle. Ben aşık olmayı seviyorum. Sınıf arkadaşı, komşu kızı fark etmiyor. Müjde Ar’a da aşıktım mesela. Tabii libidinal bir durumdan bahsediyorum. Ben aşkı öyle çok da felsefi bir yere oturtmayı sevmiyorum. “Sadece arkadaş olalım, dost olalım”, ıh ıh, bana göre değil. Milletin deniz kıyısında el ele dolaşma ya da kırlarda dolaşma hayali vardır ya, benim hayallerim hep daha edepsizdi!

İlişkileriniz? Uzun mu sürer, kısa mı?

- Ortası yoktur, ya çok kısa sürer ya da uzun. Ben net bir adamım, kıvırtmam, numara çekmem. “Hadi bu da elimin altında bulunsun” türünde adamlar vardır ya, ben yapamam. Ya yapmam ya da dibine kadar.

Peki kadınlarla kolay ilişki kurabilir misiniz?

- Evet. Çünkü karşımdakinin duygusunu önemserim. Empati yeteneği gelişmiş bir adamım. Kafa karıştırmayı sevmem, problem sevmem, onların hayatını kolaylaştırırım.

Hayatınıza giren bütün kadınlardan bir şey öğrendiniz mi?

- Elbette. Eşim Esra, “Seni bana hazırlayan bütün kadınlara teşekkür ediyorum” der. Gerçekten de bugünkü Barış olmamda, hepsinin etkisi var. ılişkilerin kısa ya da uzun olması, değersiz olmasını gerektirmiyor.

Hiç karşılıksız aşka kapıldığınız oldu mu?

- Olmaz mı? Ama buna da çok takılmadım. “ıstemiyorsa, istemiyordur” dedim. Gerçi hayat tuhaf, olumsuz taraflarını hatırladığınız ilişkiler, bize daha çok şey öğretiyor.

“Hiç seks peşinde olmadım, hep dost olmak istedim kadınlarla” dediniz mi?

- Yok yok, Allah korusun! Tabii ki seks peşinde de oldum.

Bir kadına verdiğiniz en yaratıcı hediye nedir?

- Acayip uç hediyeler veren bir adam değilim ama bir keresinde bir fanusun içinde iki balık vermiştim. Ve çok tuhaftır, verdiğim gün balıklardan biri öldü.

Sonra ilişkiniz ne oldu?

- Ne yazık ki çok uzun sürmedi.

İlk cinsel deneyiminiz bir renk olsa, ne renk olurdu?

- Bilmiyorum. Ama partnerim anlamamıştı ilk olduğunu. Ben hep içgüdüsel olana inandım, mükemmel filan değildi ama kendimi duygularımın akışına bıraktım.

YAŞAMIN ÖZÜ SEKS

Seksle ilgili rahat konuşabilir misiniz, yoksa utanır mısınız?

- Yok utanmam. Sevdiğim şeyden utanmam.

Seks her belanın başı mıdır? Ondan kurtulunca rahatlar mıyız?

- Yaşamın özü seks. Kendimizi en doğal, en gerçek halimizle yaşayabilme durumu. Aşkla olursa tabii daha iyi...

Eşiniz Esra nasıl biri? Sizin gibi mi?

- Hem farklıyız hem de felsefe olarak çok yakınız. Hayata aynı pencereden bakıyoruz. ıkimiz de mesleğimizde sınırsızlığı seviyoruz. Bir yandan da yaşamdaki net olma halini. Esra’nın oyunculuğuna da hayranım, çok iyi bir oyuncu, olmasaydı burun bükerdim, şimdi onu hayranlıkla izliyorum.

Onunla son zamanlarda yaşadığınız en romantik kare...

- Dün akşam. Oğlanı ablaya emanet ettik, kendimizi dışarı attık. Yemeğe çıktık, şarabımızı içtik, devamı da güzeldi...

Karınızla aranızdaki duygusal bağı nasıl tanımlarsınız?

- Bazen anne-baba oluyoruz, bazen hayvanca aşık oluyoruz, bazen de arkadaş oluyoruz.

Oğlunuz Mavi Rüzgar kaç aylık?

- 11.

Bu isim nereden çıktı?

- Planlı bir çocuk değildi. Rüzgar adı birazdan da oradan geliyor, planlanmamış bir aşk çocuğu. Rüzgar gibi geldi hayatımıza. Eskiler de bana ‘Mavi’ derler ama salt gözlerimden değil, mavide de bir sınırsızlık vardır ya; gökyüzü mavidir, deniz mavidir. Esra da “ısminde de senden bir şeyler olsun, Mavi Rüzgar olsun adı” dedi. Doğumunu bekledik gerçi, gözleri mavi olmazsa sonra üzülür belki diye, gözleri de mavi olunca, “Tamamdır” dedik.

KADINLARA ÖNERİM “BİRAZ GEVŞEYİN”

Türk kadınlarına, erkeklerle ilişkiler konusunda ne önerirsiniz?

- Hesapçı olmasınlar. Kendilerini ve adamları rahat bıraksınlar, kimseyi evlenmeye zorlamasınlar, kafeslemeye çalışmasınlar. Tamam gelecek önemli ama bir de ‘şimdi’ var, ‘şimdi’nin gücüne inansınlar, kıymetini bilsinler. Ve biraz gevşesinler. Evet Türk kadınlarına en önemli önerim bu olacak: Gevşesinler! Hep çok daha ileriye hedef koymak öğretiliyor bize, oysa bu anı yaşamak, onun tadını çıkarmak bizi hedefe götürür. Bu şuna benziyor: “Ben şöhret olacağım” deme. Saçma çünkü. Sen işini en iyi şekilde yap, yaparken keyif al, zaten olursun şöhret...

YAŞASIN KÖTÜLÜK!

‘Kötü’ bir karakter olmanıza rağmen, bu kadar sevilmeniz ne anlama geliyor? Hepimizin içinde bir kötülük olduğunu mu gösteriyor? Bu yüzden mi seviyoruz oynadığınız adamı?

- Evet, yaşasın kötülük! Kötüleri, izlemek daha keyifli. Çünkü kötülüğün sınırları daha geniş. Sonuçta hayatta olan durumları anlatmıyor muyuz? Hayatta da bunların hepsi var. Bizim işimiz, düş kurma işi. Kötü düşlerimiz yok mu? Olamaz mı? Olmaz olur mu? Üstelik kötü düşlerimiz, daha yaratıcı. Öyle yeşil ovalarda filan koşturmuyoruz...

Ayşe Arman /Elele dergisi

  • Bu Haberi