Gerçeği, dizisine hoşgörü, kitaba tepki! - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarGerçeği, dizisine hoşgörü, kitaba tepki!

Gerçeği, dizisine hoşgörü, kitaba tepki!

30.05.2019 | 287 kez okundu


KAYDA GEÇSİN

‘Zümrüt Apartmanı’ kitabına bir tepki bir tepki, peki bu tepki uzun sürmüş bir vicdan ihmalininin azabında mı bu kadar şiddetli, iş yakıp yıkmaya neredeyse linç etmeye vardı. 

Yoksa gerçeğiyle, kamu yayıncılığında dizileriyle baş edemeyince roman üzerinden gürültü çıkartmak mı maksat?

İyi düşüneceğiz, hemde çok iyi.

Çünkü bu iş çok yönlü ciddiyeti olan bir iş.

Hakikisine ses çıkartmayanların aynı zamanda bazı dizilerin kamu yayıncılığında çoluk çocuk ayakta iken ekranlarda saatlerce yayınlanmasına gık etmeyen ve sanat sayanların, susanların romana bu kadar şiddetli kızması tuhaf bir şey, bu mantığa göre sapkınlıkların anlatımı, dağıtımı   sadece kitapta yasak gibi oldu, zamanın dekolte, donsuz muhafazakarlığının iş birliğine iki yüzlülüğüne pek uygun. Asıl kamu yaıncılığında bunlar tehlikeli oyunlar yoksa kim ne isterse yazar, filmini yapar ama kamu yayıncılığı çok farklı bir alan.

Söz konusu kitapta, bana göre son derece müstekreh satırlar edebiyattır, değildir da ayrı bir tartışma konusu yazar bir Bukowski değerinde de kıymeti anlaşılmadı mı bilmiyorum.

Kitabın filmi çekilmiş, dizisi yapılmış ve kamu yayıncılığında yerini almış durumu da yok yayılma alanı kısıtlı.

Zaten kitap edebi midir değil midir buna sanat tarihi karar verir, bireyler değil.

Kitaplar yüzünden yazarları gözaltına almak, yayın evlerini ateşe vermek linçtir, ve ahlaken savunulamaz, saniyen çocukların gerçekten tacize uğradığı yurtları, evleri de ateşe verecekler mi  ve bu davranışlar suç sayılmaktan çıkacak mı?

Cinsel tacize uğramış yanlız çocuklar değil, tüm insanların tacizcilerine karşı işledikleri suçların suç olmaktan çıkarılmasının tartışıldığı bir dünyadayız,bakın bu hiç tartışılmıyor bizde, kadınlar, çocuklar ve tacize uğramış tüm insanlar kendilerini savunmaya çalışıyorlar, Allah kimsenin başına vermesin ama yaşadıkları o korkunç anların kendilerini korumaya yönelik öfkeleri sınır taşıyabilir mi, cinnete dönüştüğünde durmak bilebilir mi, işte kadın kafayı kesip attı kahvede önlerine veya şöhret vaadi ile kandırılan genç bir çocuk ne yaptı biliyoruz, arayanı var mı acaba? Ama onların şiddetin bir başka şiddete ol açtığı kader mahkumlar olduğunu kabul etmek lazım vicdanen.

Kitaba karşı en şiddetli tepkinin biri ekranda marifet sahibi olarak yurt dışından getirtilen bir adamın kıçına mikrofon dayayıp, adamı afedersiniz osurtarak ‘Happy Birthday‘ çaldıran Pınar Altuğ’dan geliyor!

Bir diğeri Ayşe Arman!

Çocuk- kadınlar malum toplumumuzun korkunç bir yarası ve dizilerde de bir başka biçimde istismar edilirlerken bu yoldan cepleri dolduran yapımcılar ve oyuncular bu konuda kendilerinden acaba  eleştiri aldı mı?

İştir ayinesi kişinin lafa bakılmaz, bendeniz fakir neleri göze alarak kaç yazı yazdım, saymadım.

Mağdur ‘çocuk-kadın’ görünümlü başroller 3 saatlik dizilerde kamu yayıncılığını işgal ederlerken  fikri manada bin türlü yasağın konduğu son 10 yılda ekranlar en ‘Paçoz’ kadın erkek ilişkilerine açıldı. Onlara yasak yoktu.

Ve  bu çocuk-kadın veya hukuk yerine mafia adaleti koyan uzun diziler  bir başka yasağın alternative oluşturmayan ve dünya standartları dışında kalan uzunluklarıyla  istihdamı darmaduman eden  dayatan bir propaganda düzeneğinin parçası değiller miydi?

Ödül vermeye, röportaj yapmaya yağlamaya doyamadınız be.

Bu çocuk-kadın roller hep seks merkezliydi birinde hamile kaldı, hamile bırakan adam bilmiyor, hay Allah İhtilal oldu ayrı düştüler, ihtilalin savurduğu hayatlar (yersen) .... Güzel politik sos işin çok acı komedi yanıydı elbette bu süreçte bedel ödemiş insanların itirazlarını da unutmayalım....

Bir başka rolde çocuk – kadın bir grup tarafından tecavüze uğradı, aralarından seçilmiş  tecavüzcüsüyle evlendi uzattıkça uzatıp tecavüz işini iyice evcilleştirdiler, tecavüzcüsü ile sonunda  aşk başladı yahu ve adam gibi adam oldu birden, izleyici evlensin istedi, mevcut duruma ne kadar uygun,sonra mahkemelerde tecavüzcü evlenmeye razı olduğunu söyler ya hep, ona kızılır hep utanmaz diye!

En büyük facia ise Aşk-ı Memnu’da yaşandı.

Romanın derinlikleri başlarda yakalanır gibi olduysa da iş hızını alamayıp paçozlaşınca eser çocuğu yaşındaki eşini evdeki yeğenine kaptıran aptal Adnan, nişanlısını neredeyse kendi yaşındaki üvey annesine kaptıran babasından daha aptal kızı, kendisini damadına layık gören ahlaksız kaynana ve vamp çocuk-gelin hikayesine döndü.

Yani bu gibi tehlikeleri taşıyan hikayeler yoruma, yorumlayanlara göre çok farklı sonuçlar verebilir.    Ak Parti İktidarının ona yasak, buna yasak koyduğu son 10 yılının eseridir bu kamu yayıncılığının utançları ve işin içinden bir oyuncu ihraç ettikleriyle övünüyor, böylesi dünyada yapılmıyor meraklısı elbette sizden alacak kızım anlamıyor musun?

Lolita’nın birinci çekim Oscar alırken ikincisi (remake) gösterime sokulmadı, siz ne diyorsunuz!

Bu işten anlamadan bu bokları yiyorsanız felaket, bile bile yapıyorsanız hıyanet, seç seç al.

Gerçekçi olalım, tersaneler, hapisaneler, okullar, hastaneler, adliyelerimiz, barolarımız, siyasi hayatımız, sendikalarımız öykülerimizle dolu ama hiç biri son 10 yılda gerektiği gibi yazılamadı.

Allahtan televizyon tarihimizin yüz akları var, son 10 yılın değersiz tabloları gibi değiller günün şartlarının zorluklarına, maddi ve teknik imkansızlıklara rağmen çok onurlu işler de yapıldı.

Sesli çekimler, özgün hikayeler, edebiyat eserlerinden uyarlamalar, bize ait orijinal program formatları, kuşak programlardan anlaşılan bu haltları yiyerek para ün kazananların haberi yok, aralarında en çok kazanan en aptalı bir röportajında atıyorda atıyor ve bakın neler diyor;

ilk sesli çekimi yapan
ilk sadece oyunculuk yaparak hayatını kazanan oyuncular
sektörü son 10 yılda var eden
Hep ‘Onlar’.
Aslında ‘onlar’la kimleri kastediyor çok açık en kolay, en ucuz yoldan para şöhret sahibi olanlar.

Beren Saat bir de şikayetçi sormayın!

‘...Aşkı Memnu'yu bir daha çekemeyiz . Hele Hatırla Sevgili’yi bir daha anlatabilmek mümkün değil. Çünkü bir toplum mühendisliği yapılıyor . Şu izleniyor, bu izlenmiyor diye bir şey dayatılıyor bize...Tahammül kalmadı . Bu yapımlar sadece Ortadoğu’ya değil dünyanın pek çok ülkesine satılıyor. Müslüman ve özgür kadın figürü satıyoruz biz...şimdi bunu yapmamız da engelleniyor. Bu gidişle yurtdışına da bu yapımları satamayacağız...’ diye üzülen Beren Saat bir düşünce sistematiğini seslendiriyor, bir başına söylenecek laflar değil bunlar bayağı arkası olması lazım.

17 yıldır toplum mühendisliği yapılıyor zaten, kendisinin de bu mühendislik harikasından ibaret  olduğunun farkında değil herhalde. 

‘Müslüman ve özgür’ kadın figürü satmaya gelince kamu yayıncılığı yurt dışına kadın satmak için yapılmaz, saniyen  bir oyuncunun  ağzına yakışmayan sözler bunlar.

Bizim kültürümüzü, öykülerimizi satın siz.... Kadınlarımızı değil.

Beren Saat’in oynadıkları ve benzeri yapımlar 10 yıldır Ak Parti İktidarında hiç engellenmediler, tam aksi var oldular, Sayın Başbakan’ın tabiriyle ‘Ne istediler de verilmedi?'
Şimdi onların aslında Cumhurbaşkanımıza teşekkür etme zamanı, vermiş olduğu destek, imkanlar için! 

Geldiğimiz noktada değişen şey zamanın başbakanı artık Cumhurbaşkanımız,

Birde yine çocuk- kadın figür Aleyna öfleye püfleye gözümüzün içine baka baka büyüdü 18. Yaşına bastı artık reşit oldu, büyüyünce eski fiyakası kalacak mı bilemem ayrıca çocuk ünlüler galerisinde Shirley Temple, Ayşecik masumiyetiyle geçmeyecek, seksi bir çocuktu, kimsenin gıkı çıkmadı ve yaşlandı!

Bütün bu düşüncesizlikler, ihmaller, sorumsuzluklar nelere mal oldu ortada, kamu yayıncılığı yerle bir olurken bunları ses çıkarmayıp nemalananlar, halka  ‘aman duymasınlar‘ felsefesini dikte edenler şimdi olan bitene bela mı okuyor, hadi canım sende.

Bu olanlar ikiyüzlülük, beceriksizlik, cehalet  ve çürümenin en somut resmi değil de nedir?

Devlet bunlara susmamalı.

Saygıyla bir kere daha kayda geçirelim, elimizden gelen budur.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Ratingler için tıklayınız!