Anasayfa Magazin Güzeller Galerisi Video Galeri Foto Galeri Güncel Kadınca
sacitaslan.com facebook sacitaslan.com twitter

Altın Portakal'da sürpriz!...

Sinemamızın 30 yıl önce çekilen birbirinden önemli filmleri, bu yıl Altın Portakal için yarışacak.

Altın Portakal da sürpriz!...

REKLAMLAR




Bu yıl 8-14 Ekim arasında düzenlenecek 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde sürpriz bir bölüm var; ’Geç Gelen Altın Portakallar’. Bütün sinemacıları heyecanlandıran bölümde 1979’da ve 1980’de düzenlenemeyen festivalin filmleri temsili biçimde yeniden yarışacak.
1979’da Sansür Kurulu festivale katılan filmler arasından Yavuz Özkan’ın yönettiği ’Demiryol’, Ömer Kavur’un yönettiği ’Yusuf ile Kenan’ ve Yavuz Pağda’nın yönettiği ’Yolcular’ filmlerini sansürlemek istediğinde filmin yapımcıları, yönetmenleri ve jüri tepki göstermek için ortak bir kararla çekilmiş, festivalin uzun metrajlı yarışma bölümü de yapılamamıştı. O yıl katılamayan filmler, yeni çekilen diğer filmlerle birlikte 1980’deki festivalin yarışmalı bölümüne kabul edilmiş fakat yine bir engel çıkmıştı; 13 Eylül’deki açılışından hemen önceki gün askeri darbe gerçekleşince festival alelacele iptal edildi.

30 yılın ardından verilecek ödüllerde, jürinin de o yılların jürisinde yer alan isimlerden oluşturulacağını söyleyelim. 1980 yılının jürisinde yer alan Atilla Dorsay, ’O yıl işimiz çok zordu, başyapıt düzeyinde filmler vardı, şimdi de zor ama bu sembolik yarışmaya o zamanlara, toplumun belleğine açılan bir kapı olarak bakmak lazım’ diyor.

1979’un sansürlenen filmlerinden ’Yusuf ile Kenan’ın başrol oyuncusu Cem Davran, sansürlenen diğer film ’Demiryol’un yönetmeni Yavuz Özkan, 1979’un jürisinde yer alan Vecdi Sayar ve 1980’in jürisinde yer alan Atilla Dorsay o günleri anlattı..

O kadar gençtim ki bir sahnede kadının memesi görünüyor diye filmimizin sansürlendiğini düşündüm

- O yıllar  ilk gençliğinize rastlamış. Hareketli geçer miydi?

Evet, çocukluktan gençliğe geçtiğim dönem. Şehir Tiyatrosu’nda çalışıyorum ve oyunculuk serüvenimin en hareketli yılları. Yaşananları anlamaya çalışıyor ve ağabeylerimizden etkileniyoruz. Fazla bilinmez ama 1979’da festivalde yarışacak, Orhan Aksoy’un ’Altın Şehir İstanbul’ filminde de oynuyorum. Daha önce çekilen, iyice küçük olduğum, alt rolde oynadığım bir film. Sonra başrol oynadığım ’Yusuf ile Kenan’. Düşünün ne şanssız bir jenerasyon olduğumuzu. Tam yaşananları kavramaya çalıştığımız yıllar, ilk gençlik ve 12 Eylül darbesi. Kafayı kaldırdığımızda orta yaşlı olmuşuz bile.

- Ömer Kavur sizi nasıl bulup filmde oynamanız için seçmişti?
Filmin iki başrol oyuncusunu seçmek için Ömer Ağabey, Onat Ağabey (Kutlar) onlarca tiyatro oyunu izlemişler, beni ve Tamer’i Yusuf ile Kenan olarak seçmişler. O sıralar Şehir Tiyatrosu’nda Hitler faşizmini anlatan ’Yarın Bütün Dünya’da oynuyordum. Tamer’de galiba ’Ayak Bacak Fabrikası’nda. Sahne direktörlüğünden aradılar, bir filmin başrolü için teklif olduğunu söylediler. Babamla gittik, Ömer Ağabey’le tanıştık ve anlaştık. Başlangıcı da devamı da masal gibi. Harika bir çekim süreci, heyecan verici bir durum. Gazeteler sete muhabir gönderiyorlar, röportaj için. İlk röportaj Cumhuriyet Gazetesi; gelen genç bir gazeteci, Savaş Ay.

- Çekim sonrasını nasıl yaşamıştınız?
Heyecanlıydım, oynadığı salonlara gitmek istiyordum. Üsküdar’a filmi izlemek için gitmek istediğimde ağabeylerimizin riskli olduğunu söylediğini hatırlıyorum, zaten sonra orası bombalandı. AKM Küçük Salon’daki galada izleyip solcu ağabeylerle bira içmeye gittik. Orada fark etmiştim, filmi de beni de kendilerinden görüyorlardı. Filmin Antalya’da mutlaka ödül alacağı ve benim de çok iyi oynadığım söyleniyordu. Bunlar o yaşta benim için heyecan verici şeylerdi.

FİLMİME GİTTİM CİVCİVLERİ İZEDİM  

- Film çekildi ve ardından sansürlendi. Nedenini kavramış mıydınız o sırada?
’Yusuf ile Kenan’ sansüre uğrayan üç filmden biriydi. Kesilip biçildiğini biliyor ve azıcık bu durumun sağ dünya görüşüne sahip makaslar tarafından yapıldığını tahmin ediyordum. Kardeşimi oynayan, olayları kavrayamayacak kadar küçüktü. Ben de zaman zaman ’Bir sahnede dans eden kadının memesi görünüyor, acaba bu yüzden mi filmimizi kesiyorlar’ diye düşünecek kadar yeni yetmeydim. Film birden fazla kez sansür yedi hatırladığım kadarıyla. Antepli iki kardeşin hikayesi, yaşadıkları birilerini rahatsız etmiş olmalıydı. 

- Vizyona girmiş miydi o yıl?
Şişli’de Ümit Tiyatrosu diye bir yer vardı. O sıralar film gösteriliyordu. Filmin oynadığını duydum ve hemen gittim. Gişeci beni tanıyınca sinema müdürünü çağırdı, biletsiz girdim filme. Gündüz seansıydı, fazla seyirci yoktu. Film başladı; bir Bulgar belgeseli... Bir civcivin hikayesiydi hiç unutmuyorum. Yarım saat izledik ara oldu. Müdüre sordum hani benim film diye. ’Yusuf ile Kenan’ o kadar sansürlenip kısaltılmış ki seksen dakika kadar kalmış. Bu yüzden önce bir belgesel sonra da filmle seansı tamamlıyorlarmış. Üzülmüştüm, hem de çok. Filmi izlerken aşağı yukarı hangi sahnelerinin kesildiğini fark edip, aptalca gerekçelerini anlamak kolaydı. Avrupa’dan çok önemli ödüllerle dönen filmim kendi ülkemde katlediliyordu. Kafası çalışan bir çocuktum ama bu kadarını kavrayamamıştım doğrusu.

ÖDÜL ALINCA ’TEK YOL DEVRİM’ DİYECEKTİM   

- Antalya Film Festivali’nde ödül bekliyor muydunuz?
Yalnız ben değil, izleyenlerin çoğu ödül alacağımı düşünüyordu. Ben de acaba ödül konuşmasında ’Yaşasın tam bağımsız Türkiye, tek yol devrim’ desem mi diye düşünüyordum. Ağabeylerimizin hoşuna giderdi. Sonraki süreç; film sansürlendiği için jürinin çekilmesi, sonraki yıl festivalin iptali, darbe. Şimdilerde hala bazı sağcılar kendilerinin de darbe mağduru olduğunu söylüyor ya hüzünle gülüyorum. 12 Eylül denen trajedi aydınları, solu, özgürlükçüleri, sanatçıları yedi bitirdi. O Eylül sabahının yükünü bu toplum üzerinden kolay kolay atamaz. 

- Yönetmen Ömer Kavur’la ilişkiniz nasıldı, 1980’den sonra da sürdü mü?
Ömer Ağabey soğukkanlı biriydi. Sürekli ofise uğrayıp onunla konuşuyordum. 1980’de üniversiteyi kazandım, henüz 16 yaşımdaydım. İlkokul’a direkt ikinci sınıftan başlamıştım, kayıpsız okuyup ilk hakkımda sınavı kazanınca kendimi 16 yaşımda üniversitede buldum. Ömer Ağabey öğrenince hiç unutmuyorum, çok erken olduğunu, üniversiteye o yaşta girmemin sakıncalı olduğunu söylemişti. 80’den sonra gelen bazı film tekliflerini de Ömer Ağabeye danışmıştım, ’Boş ver bunları sen tiyatroya okuluna bak’ demişti. Sonraki yıllarda ne kadar haklı olduğunu gördüm.

Başyapıt düzeyindeki filmler yarışacak

1979’daki festivalde ’Seninle Son Defa’ (Feyzi Tuna), ’Töre’ (Ümit Efekan), ’Altın Şehir’, ’İsyan’ (Orhan Aksoy), ’Kanal’ (Erden Kıral), ’Vatandaş Rıza’ (Cüneyt Arkın), ’Sensiz Yaşayamam’ (Metin Erksan), ’Kara Kafa’ (Korhan Yurtsever), ’Bebek’ (İhsan Yüce), ’Yolcular’ (Yavuz Pağda), ’Demiryol’ Yavuz Özkan ve ’Yusuf ile Kenan’ (Ömer Kavur) filmleri yarışacaktı. 1980’deyse önceki yılın yarışmasına katılan filmlerle birlikte, o yıl çekilen ’Adak’ (Atıf Yılmaz), ’Sürü’, ’Düşman’ (Zeki Ökten), ’Doktor’ (Zeki Alasya), ’Bereketli Topraklar Üzerinde’ (Erden Kıral), ’Gül Hasan’ (Tuncel Kurtiz) ve ’Derya Gülü’ (Süreyya Duru) yarışma listesindeydi.

Yavuz Özkan ve Vedat Türkali’yle birlikte Yeşilçam’ı örgütlemeye karar vermiştik
Tarık Akan

1979’daki festivalin iptali Türkiye’de sansüre karşı gösterilen en önemli tepkilerden biri... O yıllarda sansür tepkisinin tepe noktasına çıktı diğer bir olay,    5 Kasım 1977’de Türkan Şoray’dan Memduh Ün’e kadar bütün sinemacıların katıldığı yürüyüş olmuş. Yürüyüşün bir nedeni de sanatçıların çalışma koşullarıymış. Tarık Akan, gazeteci Esra Açıkgöz’e o yılları şöyle anlatmış:
’1977’ye gelene kadar Yeşilçam’da günde 18-20 saat çalışıyorduk, hiçbir hakkımız yoktu. Yavuz Özkan’la Yeşilçam’ı örgütlemeye karar verdik. Vedat Türkali’ye gittik. Böylece üç kişilik bir üst komite kuruldu. Yeşilçam’ın içindeki alanlara göre örgütlenme çalışmaları başladı, ışıkçılar, kameramanlar, setçiler, kamera arkası, oyuncular, figürasyon, stüdyo kısmı... Gizli toplantılarda, Yeşilçam’ın ne menem bir şey olduğunu, örgütlenmenin şart olduğunu belirten konuşmalar yaptık. DİSK’le hareket etmeye başladık. Sonra da İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş planladık. Aramıza Fatma Girik katıldı. Zamanla üçlü komite 30-40 kişiye çıktı. Son olarak, Yeşilçam camiasına dedik ki, ’Ankara’ya yürüyüşe çıkıyoruz, istediğimiz kanunları hükümet çıkartmıyor, bir tepkisel yürüyüş yapacağız.’ Herkes çağrıya uydu. Taksim’de buluştuk, otobüslere bindik ve Ankara’ya yola çıktık. İzmit’te, Adapazarı’nda filan durup yürüdük. Kızılcahamam’a vardığımızda akşamdı. Orada sendikalaşmayı patlattık arkadaşlara. Ertesi gün Ankara’ya girdik. Kızılay’dan Anıtkabir’e yürüdük...    O günden bugüne bu yürüyüşü kimin örgütlediği herkese soruldu ama bizleri bulamadılar... Bugün sinema emekçilerinin yeterince örgütlenememesinin altında yatan, 1980 yasalarıdır. 31 yıldır hala aynı talepleri istiyoruz, hatta şartlar daha da ağırlaştı.’

Sansür heyeti de festivale katılmıştı
Yavuz Özkan
’Zaten ağır olan sansür uygulamaları, sol görüşlü sinemacılar için daha da ağırlaştırılırdı. Biz bu duruma müdahale etmek için Yeni Türk Sineması isimli bir dergi çıkardık. Ardından da 1977’de sansürü protesto etmek için Ankara’ya yürüdük. Üç gün sürdü ve yurt çapında büyük ilgi gördü. 1978’de Antalya Film Festivali öncesinde sansür heyeti ’büyük bir jest yaparak’ festivale katılacağını, filmleri Antalya’da denetleyeceğini duyurdu. Heyet filmleri Antalya Müzesi’nde seyrediyordu. ’Maden’in sakıncalı bulanan bazı sahnelerini kestiler. Kesilen parçalar elime tutuşturuldu. Çok şaşırdım. ’Size göre sakıncalı bir şey varsa bana yazıyla bildirirsiniz. Ama benim filmimi makasla kesemezsiniz. Şimdi hemen o parçayı yerine takın’ dedim. Taktılar. Sonra Kültür Bakanı olaya müdahale etti. Ardından sansür heyeti filmin festivalde kesintisiz gösterilmesine, sakıncalı sahnelerin sonra kesilmesine karar verdi. Festivalden sonra Emek Sineması’nda kesintisiz kopyayla bir gösterim yaptım. Dava açıldı, 1 ay hapis, 15 TL para cezası aldım.Yargıya başvurdum. Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi ve film kesintisiz gösterildi.
1979’da Antalya Film Festivali’nde yine sansür sorunu yaşadık. Sanırım ’Yolcular’ın yönetmeni Yavuz Pağda Antalya’da değildi. Ömer Kavur ve ben sansür edilirse filmlerimizi yarışmadan çekeceğimizi söyledik. Bunun üzerine jüri üyeleri ’Biz sansür uygulanan bir festivalde jüri üyeliği yapmayız’ diyerek istifa ettiler. Öyle olunca uzun metraj dalında o yıl yarışma yapılamadı.’

Ecevit’e mektup yazmıştık ama...
Vecdi Sayar
’O yılların festivali şatafata, kırmızı halıya falan ihtiyaç duymayan, insan sıcaklığının, sanatsal tartışmaların ve dayanışma duygusunun ön planda olduğu bir etkinlikti. Tabii güncel siyasetin festival üzerindeki etkileri alabildiğine hissediliyordu. 1978’deki festivalde bir gece, kaldığımız barakaların kurşunlanmasını hiç unutmam.
1979’daki festival, sinemamızda kolay kolay yaşanmayan, unutulamayacak bir dayanışmaya tanıklık etmişti. Jüri, sansür kararı değişmedikçe filmleri izlemeyeceğini açıkladıktan sonra, durumu Başbakan Ecevit’e bir telgrafla bildirme kararı aldık. Sanatçı Başbakan’ın duruma müdahale edeceği yönünde umutlarımız vardı. Ne var ki, festival bitti, bir yanıt gelmedi...
O sıralarda Kültür Bakanı Danışmanı’ydım. Ankara’ya döndüğümde, zamanın Kültür Bakanlığı Müsteşarı’nın beni yanına çağırarak, ’Bir devlet memurunun Başbakan’a protesto telgrafı çekmesi olur mu?’ diye sorduğunu hatırlıyorum. Ben de yanımda olan istifamı verdim kendisine. Aynı şeyi Onat Kutlar da yaptı ama Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı istifalarımızı kabul etmedi. Sansüre o da karşıydı ama vesayet rejimi elini kolunu bağlıyordu. Zaten bir kaç aya kalmadı koalisyon bozuldu... Sansür daha da güçlenerek devam etti.’

1979’a kadar Yeşilçam politik film çekmemişti
Atilla Dorsay
’1970’lerin sonları, gergin politik ortamın da katkısıyla Türkiye’de sansürün en azgın olduğu yıllardı, hemen her şey yasaklanıyordu. 1977’de görkemli bir sansür karşıtı yürüyüş yapıldı. Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Fatma Girik, Halil Ergün, Tarık Akan, Atıf Yılmaz, Memduh Ün gibi dünya kadar sanatçı... Ben de aralarındaydım, üç günün ardından İstanbul’dan Ankara’ya vardığımızda Meclis’e dilekçe verdik.
1979’daki tepki 1977’de uyanan ruhun devamıydı. O yıl sansürlenen filmlerden ’Yolcular’ daha sonra hiç gösterilmedi sinemalarda, ben de görmedim. Jeneriğinde Nazım Hikmet’in bir şiiri okunduğu için yasaklandığı söyleniyordu. ’Yusuf ile Kenan’da bazı bölümlerin çıkarılması istendi. Sansürlenen diğer film ’Demiryol’ ise insanları direnişe çağıran politik bir yapımdı. Cüneyt Arkın ve Tarık Akan oynuyordu. İlk kez ’star’ oyuncular politik bir Türk filminde rol almıştı.
Ertesi yıl Antalya’ya gitmek üzere hazırlandık, festival 13 Eylül’de açılacaktı ama açılamadı. Önceki sabah darbe olunca festival de alelacele iptal edilmişti. Antalya’ya giden arkadaşlar vardı, orada birkaç gün mahsur kalıp döndüler.

Festival o yıl yapılabilseydi harika olurdu. İki yılın en güzel filmleri yarışacaktı ve jürinin işi çok zordu. Birçok başyapıt vardı.

Gariptir, o yıllara kadar Yeşilçam’da politik film hiç çekilmemiştir. 1970’lerin sonlarında politik kutuplaşmalar öylesine kuvvetliydi ki, yönetmenler adeta toplumun itmesiyle politik konulara el attılar. Tabii Yılmaz Güney   faktörünü, onun sinemadaki etkisini de hesaba katmak lazım.’

Eyüp Tatlıpınar







21.09.11 11:31

henüz puan verilmedi
3924 kez okundu


İlgili Haberler
Diğer Haberler


GÜNDEMDEKİLER : Kim Kardashian   Ahu Yağtu   Esra Erol   Acun Ilıcalı   Kenan İmirzalıoğlu   Muhteşem Yüzyıl   Bülent Ersoy   Gülben Ergen   Beren Saat   Suskunlar   Saba Tümer