
Hiçbir şey öğrenemeyeceğim kadar cahil birine rastlamadığım için, gün geçmiyor ki yeni şeyler öğrenmeyeyim. Ne var ki o yazı ‘ciddi’idi, benim başlık çakma… ‘Kimileri’ boşuna sevinmesin “İzzet sonunda şutlandı diye.”
Efendim konu şu; gazetesinin büyüklüğü altında kalem oynatan bir ‘üstat’, benim Bülent Ersoy ile yaptığım röportajın bir ‘gazetecilik cinayeti’ olduğunu yazmış. Herkesin her şeyi yazmaya hakkı var tabii... Sonra da, fıldır fıldır dönen gözlerle “Şimdi cevap verecek yine gündeme oturacağım” diye düşünmeye de... Bu nedenle her gün fevkaladenin fevkinde eserler ortaya koyan Türk basının bu mümtaz siması adını burada vermediğim için üzülecek biliyorum. Ama üzülmesin, çünkü okumayanlar için yazısını yayınlıyorum işte. Bir de not kendisine; “Bugün kime çakayım da daha çok tıklanayım” diye verdiği can siparane mücadele, kendi gazetesinin koridorlarında kulaktan kulağa fısıldanıyormuş. Bu kadar da kıyağım olsun arkadaşa.
Ayrıca bu konuda kalem oynatan Ahmet Hakan, Onur Baştürk, Arda Uskan ve rahmetli Deniz Gezmiş’in kadim dostu Gün Zileli’den alıntı yapamadığım için onların da beni anlayışla karşılayacağına inanıyorum. Çünkü bizim üstad-ı azamın yanında onların lafı mı olur?
Bu arada, Türk medyasının bu yüce isminin, Mazhar Alanson ve Biricik Suden ile yaptığı röportaj, can dostum, yeri doldurulmaz insan Şirin Sever ile birlikte Obika’da yediğimiz yemekte alkışlar ve kahkahalar arasında dakikalarca konuşulmuştu. Bu nedenle sevgili Şirin’e hatırlatmak istiyorum, bu arkadaşın maaşının ufak da olsa bir kısmını lütfen bana göndersin. Çünkü kendisi haftada bir iki kere bendenizden bahsetmeden duramıyor. Konu mankeni olarak hakkımı istemem normal.
Lafı fazla uzatmayalım, buyurun bizim üstad-ı mümtaz’ın yazısına;
Ersoy röportajı gazetecilik cinayetidir
Daha röportaj çıktığı gün yazacaktım aslında.
Deniz Gezmiş hakkında söylenenlere gelecek tepkileri ve Bülent Ersoy’un yapacağı zorunlu açıklamayı bekledim.
Ersoy’un savunması şöyle: "Birini tanımak için yaşdaş mı olmak lazım?"
Çıldırmamak elde değil!
Hâlâ çamur atmaya devam ediyor!
Gezmiş’in 13 yaşında bir çocuğa üç gazoz ısmarlaması, ona şarkılar falan söyletmesi ne anlama geliyor?
25 yaşında idam edilen, insanların arkasından ağıtlar yaktığı, uğradığı haksızlık kuşaktan kuşağa dilden dile anlatılan ve şu an hayatta olmayan bir insandan daha ne istiyorsunuz?
GÖRMEZDEN Mİ GELİNDİ?
Gündemden düşen ve tekrar popüler olmak için uzun zamandan beri etrafına çamur sıçratan Ersoy’a ne söylesek boş.
Daha önce de defalarca yaptı bunu!
Ben asıl Ersoy’un her söylediğini aynen yazan İzzet Çapa’ya ve o röportajı yayınlayan Habertürk’e kızıyorum.
O röportaj yayınlanırken unutulan gazetecilik kurallarını hatırlatmayanlara daha da çok kızıyorum!
Herkes bir şey söyler, atıp tutar. Gazetecilik söyleneni aynen yayınlamak değil, elde edilen bilgiyi kontrol edip yazmaktır.
Hadi mekancı İzzet Çapa gazeteciliğin bu en temel kuralını bilmiyor; ya siz editörler, yazı işleri müdürleri?
Siz nasıl atlarsınız bunu?
Bal gibi biliyorsunuz ne yapılması gerektiğini.
Eğer bilmenize rağmen "Boşver yayınlayalım, ortalık karışsın" mantığıyla hareket ettiyseniz yazık, çok yazık!
TANIK GÖSTERMELİ
Ersoy, madem bu çamuru attı, ispatlamalı.
Delil, fotoğraf ya da kendisini haklı çıkaracak tanıklar göstermeli!
Eğer delili yoksa da özür dilemeli, lafı kıvırıp şu anda yaşamayan insana çamur atmamalı!
Habertürk de bu kepazeliğe daha fazla destek çıkmamalı ve acilen özür dilemeli!
İzzet Çapa