
Bağdat Caddesi’nde yürüyüşün farklı bir tadı var... İstedikleri kadar sahile koşu parkurları işaretlesinler, hanımlar caddenin cıvıltısından kolay, kolay vazgeçemiyor...
Özellikle hafta sonları, geçici göçle caddeye akın edenlerden, bırakın tempolu yürümeyi, adım atmak bile maharet istiyor doğrusu...
Bu yoğun günlerde semtin insanları, egzersiz kıvamındaki hareketlenmeye 11:00 den önce başlıyor...
Hukukçu arkadaşım Melahat Uzunoğlu ile hafta sonları ’spor olsun’ başlığında toplanmış, daha çok sohbete katık edilen adımlarla caddeydi arşınlıyor, ardından da yorgunluk kahvesi yudumluyoruz...
Dün de caddenin en işlek yerinde, bu görevimizi ifa ederken, Gülben Ergen’i gördüm...
Yanında ikizleri Ares, Güney ve annesi Gülser Hanım vardı. Belli ki, anneanne ziyaretine gelinmiş, güneşin sıcak kucağından istifade bir tura karar verilmiş...
Gülben’i yıllardır görmüyordum...
İtiraf etmek gerekirse, vefasız olduğunun altını her fırsatta çizenlerden biri olduğum için, gönül koymuş olabileceğini düşünüyordum...
Göz göze gelince hafif bir tebessümle yoluna devam ediyordu ki, tanıyıp; ’Aaa İdil’ deyip, döndü... Ares ve Kuzey’e ’Ben İdil’le tanıştığımda siz daha yoktunuz açıklaması yaptı.’
Maşallah büyüyüp, ele avuca sığar hale gelmişler artık...
Turuncular, yeşiller ,sarılar içinde güneşten daha parlak hale gelmiş annelerine bakıp, durumu anladıklarını belli eden bakışlar fırlattılar... Bu arada Gülben’in kıyafeti, Pazar günü caddede en çok konuşulan konuydu...
Gülben, ’Ergen’ soyadının şöhretini sokakta kolay bırakıyor belli ki. Kah koşuyor onlarla, kah bebek arabalarını itip yetişmeye çalışıyor...
Kim bakıyor, nasıl bakıyor? Ne diyor? Pek umurunda değil açıkçası. Zaten doğrusu da bu...
Sonra birden aklına geliyor yazdıklarım. Kim bilir belki de hiç aklından çıkmıyor da, özlemişliğin hatırına birkaç dakika idare ediyor durumu, giderken dayanamıyor ’Yazılarını okuyorum merak etme’ sitemine, bir de küçük gülümseme yerleştiriyor...
’Olsun’ diyorum, ’O mesleklerimizin kalıbı, dostluk, arkadaşlık başka.’
Sahi, bizler aynı yıllarda yola çıkmış insanlarız... Zamanımızın çok önemli dönemeçlerinde aynı koltuklarda yan yana oturmuşuz. Araya şöhret, yükselişler, maddi uçurumlar girmiş ama her karşılaşma, hep aynı dostluk tadında... Keşke herkes, mesleki kulvarıyla, dostluğu bu kadar net ayırabiliyor olsa, keşke...
İdil Çeliker