Anasayfa Magazin Güzeller Galerisi Video Galeri Foto Galeri Güncel Kadınca
sacitaslan.com facebook sacitaslan.com twitter

İzzet Çapa: 'Kraliçenin atı hep kazanır!'

"Londra'ya indiğimiz dakikalarda, her ne kadar Başbakanımız, 'Ey The Economist kendine gel' diye buranın en büyük dergisine ayar çektiyse de..."

İzzet Çapa:  Kraliçenin atı hep kazanır!

REKLAMLAR




"Her eşek kendi anırtısını duymaktan hoşlanırmış..."

Estağfurullah diyeceksiniz ama benimki aynen o hesap... Sen kalkıp Londra'ya yanında bir aristokrat ve bir entelektüel ile gelirsen, onlar kendi dünyalarına dalar, sen de taksi şoförleri ile siyaset konuşmak zorunda kalırsın. Bizim entelektüel Mert Jacobs'tan ve aristokrat Sarp'tan daha sonra söz edeceğim ama önce buraların genel havasını bir koklayalım isterseniz.

Londra'ya indiğimiz dakikalarda, her ne kadar Başbakanımız, 'Ey The Economist kendine gel' diye buranın en büyük dergisine ayar çektiyse de, Kendi dertleriyle uğraşmaktan buradakiler konuya pek vakıf değiller

Haksız da değiller aslında. Onların dertleri bizdeki 'muzır' yasasının bir benzeri... Başbakan David Cameron, 'seksi video kliplere, filmlerde olduğu gibi yaş sınırı getirilmesini istiyormuş.' Üstüne bir de okul yakınlarındaki cinsellik içeren bilboardlar kaldırılacakmış! Anladım bu adam Türklerle itişiyor. Biz hava alanı çevresindeki mayolu kız afişlerine yasak demiştik ya...

Gır gır bir yana, Cameron oldukça ciddiymiş bu konuda. Çocukların, bir zamanlar ana babalarının yetiştiği dönemden daha çok cinsellik içeren bir ortamda büyümesini istemiyormuş artık. Ve bunların gerçekleşmesi için de 18 aylık bir mühlet tanımış. Bir de bizdeki RTÜK misali bir şikayet portalını devreye sokmuş... Bu arada kendi kızının da Lilly Allen şarkılarını dinlemesini yasaklamış iyi mi? Bana kalırsa kız, baba David'i babalar gibi uyutup yine bildiğini okuyacak...

Kraliçe at yarışlarında...

Uçaktan iner inmez bütün bunları nereden öğrendin diyeceksiniz; Taksi şoförümüzün düşük çenesi sağ olsun. Ama henüz 'Economist-Tayyip bey' muharebesini duymamış adam. Ne de olsa İngiliz taksi şoförlerinin cahilliği işte... Oysa bin bizim Yeşilköy'den bir taksiye, sana saysın İngiltere'nin nehirlerini bir çırpıda. Dedim ya cahillik başa bela.

Bu arada size flaş bir dedikodu; Kraliçe, at yarışlarında 10 poundluk bahse girmiş ama oynadığı at, kraliyet ailesinin atı! Oynasa da oynamasa da 750 bin pound kazanacak zaten. Ama kraliçe işte... Mantık aranmaz...

Artık Araplar; 'in'

Daha başka neler gördüm derseniz... Westfield denilen AVM'yi, Avrupa'nın en büyük alışveriş merkezi diye lanse ediyorlar ya külliyen yalan. . Bana göre İstinye Park'ın yanında semt bakkalı. Ayrıca kasalarda artık Araplar oturuyor. Tüketici durumundan yatırımcı pozisyonuna geçmişler. Eskiden ellerinde kocaman paketlerle mağazalardan çıkarlardı, şimdi kasaların arkasında 'Ya Allah' şarkıları ile poundların dans edişini seyrediyorlar.

Ama adamların hakkını yememek lazım; Müslüman'ın hakkını Müslüman'a teslim ediyorlar. Mert ile Sarp anlattı, bizzat yaşamışlar. Aldıkları bir malı değiştirmek için tekrar mağazaya gittiklerinde sadece Müslüman oldukları için fatura bile göstermelerine gerek kalmamış, halletmişler işlerini... Orta Doğulular artık İngiltere'de politika sanat, iş ve finans falan derken her alanda boy göstermeye başlamışlar. Yavaş yavaş da yayılıyorlar. Kısaca Araplar, gece hayatından iş dünyasına kadar Londra'yı adeta esir almışlar... Onlar artık görünür olmaktan çıkıp, gizli güç haline gelmeye çalışıyorlar bence. Görünüşe göre Uzak Doğu insanı 'out', Orta Doğulular' in' olma yolunda ilerliyorlar

İtalyan şefin bulaşıkçısı

Evet gelelim gece kulüplerine ve restoranlara... En önemli değişim, lüks kavramı tamamen değişip yerini salaşlığa bırakması galiba. Mert Jacobs'un olağanüstü yüzsüzlüğü ile kuyrukları aşıp girebildiğimiz New York merkezli uçuk kaçık bir gece kulübü "The Box", yirmi yıldır evini kimselere açmayan yaşlı bir kadının köhne dünyasından farksız. Ama yine de minik bir sahnede, o boylarından büyük işler yapan müthiş performansçıları izlemek de ayrı bir keyif... Mekanda bir tek biz yokuz elbet, müşterileri arasında söylemesi ayıp York düşesi, süper modeller ve yine Arap şeyhlerinin ağırlığı hissediliyor.

Bir de, hani eskiden İstanbul'da sokak aralarına, "Berber Hayri'den ayrılan Kuaför Zeki ve Şükrü burada" türünden ilanlar asılırdı ya, şimdi bunun benzerini Londra sokaklarında ve Time Out'ta bile görmek mümkün. Yeni açılan İtalyan restoranları bu havayı tutturmuşlar. Ünlü şef 'filancanın' yanından ayrılan bulaşıkçının bile açtığı yeni mekanını, Londra'nın yeni trendi olarak gözünüze sokuyorlar.

Restorancılıkta Uzak Doğu ve Orta Doğu mutfakları adeta yarış halinde. Ortadoğu ruhundaki oryantalizmi modernize eden genç ve yenilikçi atılımlar ilgi çekmeye başlamış. Restoranlar bu Ortadoğu kültürünü, sadece yemekleri ile değil mekanın içerisinde açtıkları market ve butik alanları, kıyafetten aksesuara kadar sıcak bir atmosferle de sunuyorlar. Uzakdoğu ve Avrupa restoranları egemenliklerini başka ülkelere taşıyamıyor. Defalarca deneseler de hüsranla sonuçlanan yayılma harekatlarını şu an için sadece kendi merkezlerinde gerçekleştiriyorlar. Buna örnek olarak Hakkasan isimli Uzakdoğu restoranının İstanbul' da kapanıp Londra Mayfair'de ikinci şubesini açmasını gösterebiliriz.

Öyle görünüyor ki, Avrupa ya en yakın ülke olan Türkiye, buralarda Arapların öncü olduğu yerde liderlik gücünü çok iyi kullanabilir. Sezar'ın hakkı Sezar'a, Başbakan Erdoğan bu konuda satrancı çok akıllıca oynamış. Ama tabii bunlar benim görüşlerim sadece, politikayla işim olmaz, yaşadıklarımın yansıması

Londra havası...

Aslında hiç sevmem şu antika işini... Derler ya, "Korkuların gelir seni bulurmuş !" Sarp'ın teyzesi Nevcivan rica etti, şu meşhur Notting Hill filminin çekildiği muhite yakın Portobello'daki antika çarşısına gitmek zorunda kaldık. Meğer ciddi antikacılar buraya gün ağarırken gelirmiş. Böyle olunca benim aradıklarımı bulduk Nevcivan'ın siparişi güme gitti.

Tabii buraya kadar gelip de, en sevdiğim Avustralya yapımı kült film 'Çöller Kraliçesi Priscilla'nın müzikalini izlemeden gitmek olmazdı. Gerçekten de Londra'da bazı şeylerin modası hiç geçmiyor. Film müzikalleri örneğin. Biz de öyle yaptık koşup gittik bu muhteşem müzikale. Ama minik bir uyarım var: Ekonomik kriz şov dünyasını da vurduğu için, bizim gibi salaklık edip gündüz bileti alırsanız, şovun yıldızları yerine "stepne" oyuncuların gösterisiyle karşılaşırsınız...

Egemen Bağış'ın fındıkları

Londra sınırlarına girdiğinizde sizi bekleyen bir başka gelişme de, Türk ve Ortadoğu etiketli giyimin artık en lüks alışveriş merkezlerinin raflarını süslemesi oluyor. Mcqueen ile Damat Tween'i aynı çatı altında görmek biraz koltuklarımızı kabartmıyor desem yalan olur. Ayrıca, ünlü tasarımcıların yeni stratejileri, az paralı ama bilinçli tüketiciye ulaşarak daha önce kendisinden uzak kalmış müşteri kitlesine hitap etmek örneğin Stella McCartney'nin adidas için hazırladığı ekonomik koleksiyon yok satıyor

Londra'da gündem de çok çabuk değişiyor elbette. St Martins Lane'deki otele geçen gelişimde bana Reina'yı ballandırarak anlatan otel çalışanı bu kez Egemen Bağış'tan ve fındıktan söz ediyor. Şaşırıyorum doğal olarak. Eleman, Egemen Bağışı kastederek, "Sizin Bakan, kraliyet ailesine fındık yollamış" diyor gülerek. Yani İngiltere ve Türkiye arasında istesek de istemesek de, artık eğlenceden modaya, siyasetten fındığa kadar bir garip bağımız var.

'Restorancı ruhum'dan olsa gerek bu yazı, en sevdiğim yemek olan 'türlü'ye benzedi. Sami Kohen'in dünyaya bakışı, Onur Baştürk'ün mevzular arası trekking'i, can dostum Şenay Düdek'in seyahat yazıları arasında bir yerlere gitti ve geldi. Yani biraz Çin malını andırdı ama ne yapalım, yanımızda Ayhan Sicimoğlu'nun rehberleri gibi bir prens veya lordlar olsaydı böyle olmazdı. Onların yerine kadere bakın ki Mert ile Sarp var. Artık onlarla idare ediyorum..

Mert deyince, onun işi tiyatroların, müzikallerin peşinden koşturmak, Sarp ise sonradan olma değil, doğuştan Londralı... Biri bir kolumdan tutup tiyatroya götürmek istiyor, diğeri teyzesi ile antikacı pazarına... Benimse aklım bir karış havada... Aklı havada olanın ayağı hep yere takılırmış ya, düşüp kalkıp peşlerinden koşturuyoruz... Acemi gazetecinin Londra izlenimleri bu kadar olur. Siz de idare edin artık...

İzzet Çapa






06.06.11 11:15

henüz puan verilmedi
3570 kez okundu


İlgili Haberler
Diğer Haberler


GÜNDEMDEKİLER : Kim Kardashian   Ahu Yağtu   Esra Erol   Acun Ilıcalı   Kenan İmirzalıoğlu   Muhteşem Yüzyıl   Bülent Ersoy   Gülben Ergen   Beren Saat   Suskunlar   Saba Tümer