
KAYDA GEÇSİN
BU UTANÇLARI KAYDA GEÇİRİYORUZ
Ekranlarda çok sık yer alan pek çok medya mensubu konuşurken çoğu zaman nerede olduklarını unutuyorlar, halbuki artık konuşurken ayaklarını yorganlarına dillerini ait oldukları medya grubuna göre ayarlayabilirlerse iyi olur. Halleri utanç verici.
Haber programı yapacaksın her Allahın günü, sonra askerlerimize kurulan pusuların içeriden olduğuna hükmedip şaşıp kalacaksın, hiç mi duymadın ‘Gündüz külahlı, akşam silahlı’ lafını . Ağır işitiyorsan orada işin ne ? Aynı sitede oturduğunu söylediğin siyasetçiye sorsaydın sana söylerdi diyesi geliyor insanın. Utanç verici.
Siyasetçiler içinde aynı durum söz konusu.
Türkiye’nin geleceği Avrupa Birliği diyeceksin N.Ç olayını, Siirt rezaletini ağzına almayacaksın , hiç ‘Avrupai’ bir davranış değil. Utanç verici.
Batı dünyasında mesajlar bir kere daha yazıyorum artık kadın üzerinden veriliyor, daha yeni İsrail’de eski cumhurbaşkanı Moşe Katsav’a iki ayrı tecavüz ve cinsel saldırı suçundan 7 yıl hapis cezası verildi.
Sanatın, sanatçıların durumu ise içler acısı. Sanatın ne ise, romanında, şiirinde, komedinde , filminde, resminde arsızlık, yoksulluk, hırsızlık umurunda olmamış yaşadığın ülkenin insanlarının içinde bulunduğu koşullar ilhamın olmamış sonra bir gün bu olumsuz koşullar onların canını aldığında yollara dökülüyorsun. Konsermiş !
Hiç tanımadığı cenazenin arkasından sadaka koparmak için dövünen mezarlık dilencilerine dönmek hoş bir şey mi ? Yok ilk derste yanındayız mesajı, olan biten sana ders olmamış sen ne dersi vereceksin. Utanç verici.
Sanatçı soran, sorgulayan ve bunu ait olduğu sanat disiplini içinde yapabilendir. Sanat hoşgörünün olmadığı ama yetenek kadar cesaret isteyen bir conduct yani yönlendirme, hareket, davranıştır. Elbette bu tuzağa düşenler arasında değerli sanatçılar da var, neden bilmiyorum.
Sanatta hoş görü olmaz, olursa işte ekranlarda ki hale düşeriz. Yanlış nota basandan şarkıcı, koca kıçlıdan danscı, anadilini heceleyerek konuşandan oyuncu kırıp sarılınca ne hale geldiğimizi görüyoruz, iyi mi oluyor yani ? Hayır Utanç verici.
Hele bazı moronların yağcılık için kendi aramızda köşe yaptığımız şaklabanları ‘dünya çapında’ ilan etmesi yok mu, zavallılığımızın simgesi. Evrensel çapta olabilmek için evrensel takdir, kabul lazımdır, bazen yerelle ters bile düşer ama evrenseldir.
Bu haldeyken bari tam eğlenelim, o da kalmadı. Hani televizyonlar ‘eğlence parkıdır’ mazeretine sığınanlar bari bizi tam eğlendirin, yapın televizyonların baş moronu , dangalağı kimdir yarışmasını koyun ödülü sıraya dizileceklerdir şüphesiz. Sonra ‘Moronlar’la ‘Dangalaklar’ı kapıştırın .
Ben önümüze konanı yemeye alışık bir nesilden geliyorum. ‘Tabakta bırakılmaz’ , ‘Sevmem , seçmek yok’ çocuğuydum. Ama benim neslim bile artık yemiyor, gençler hiç yemiyor. Halimiz utanç verici.
TV Kanallarının hali Ratingler ortada, tutmuşlar bile alternatifi olmayan, karşısı boş vakitlere çöreklenmişler. Sina koloğlu ne güzel yazmış Milliyet Cadde’de ki yazısında , Koloğlu şöyle diyor diyor :
DİZİLERİN KALKMASI MI ÖNEMLİ, DEVAM ETMESİ Mİ?
15 günde 15 dizi kaldırıldı yayından. Biz de girdabın içindeyiz. “Şu dizi tutar, “Şu dizi kalkar” hikayesinin arkasından gidiyoruz. Sanki bunu bilmek matah bir şeymiş gibi. İçini dolduruyoruz “Şu oyuncu bu role gitmemiş, çekimler başarılı değil, mekanlar yanlış seçilmiş” gibi beylik cümlelerle. Aslında ortada bir oyun var. Böyle bir sistem kurulmuş. Diziler kanallara pazarlanır, yapımcı pazarladığı dizillerin ‘bir bölümünün’ tutmayacağını bilir (kabullenir demiyorum). Televizyon kanalları da yayınladığı dizilerin ‘bir bölümünü’ yayından kaldıracağını yıllık planlaması içine almıştır.
15 günde kaldırılan diziler mi başarısız, devam edenler mi?
Yoksa bu kadar çok dizi neden yapılıyor? Çöpe atılmak için mi? Aslında dizilerin çöpe filan atıldığı yok. Bu bir düzen. Bu düzenin içinde biri gidip bir diğeri gelmek zorunda. Kaldırılan dizilerin bazıları sonra tekrar bölümleriyle günün diğer saat dilimlerinde gösterilmeye başlanır. Sonra bakarız tekrarlar pek güzel izlenebiliyor.
O zaman kıstas ne? Yanlış zamanda oynaması mı, yoksa yanlış kanalda gösterilmesi mi? Çünkü bunlar da ‘tekrarı tutunca’ öne sürülen gerekçeler. 15 günde kalkan diziler mi başarısız, yoksa devam edenler mi? Konuları, oyuncuları, senaryolarıyla aralarında kalkması ve devam etmesi yönünde büyük farklar mı var? Hayır. Bu acayip bir düzen.
Dengeleri böyle kurulmuş ve bundan ne yapımcı, ne kanal ne de izleyici şikayetçi...
Sina Koloğlu’nun önemli saptamasını da kayda geçirelim.
Kim bilir kaç binlerce yıldır insanlar birbirlerini kaydetmekte . Şifreler, gizli kapaklı metinler, işaretler insanlığın kapatılmış dosyalarını bir bir ortaya sererken bizden kayda geçenleri bir durup düşünelim, benim kayda geçirdiklerim rezil olmaktan korktuğum içindir , bir gün hiç olmazsa birileri bu kadın bıkmadan bunları kayda geçirmiş, demek kimileri farkındaymış desinler diyedir. Bırakın şu anda yaşadığım utancı, bu utancın binlerce yıl sonra kayıtlardan çıkmasından korkuyorum, utanıyorum.
Bakın ‘Arap Baharı’ demokrasinin müjdesi derken ilk iş 4 kadın alma yasasını yürürlüğe koyan Arap dünyası ‘Arap Demokrasisi’ diye alay konusu olarak kayda geçerken Başbakanımızın Mısır’da laiklikten çekinmeyin, korkmayın mealinde ki çığlığı bir fısıltı olarak bile kalmamış kulaklarında. Utanç verici.
Ülkemizde ;
Suçluları, suçlarını biliyoruz ama yakalayamıyoruz. Bir gün kendilerini yakalamalarını bekliyoruz. Utanç verici.
Çok zenginimiz var, ama çok fakiriz. Çünkü paralarına hükmedemeyen , paranın hükmettiği zenginler olmuşlar , paraları altlarında dört nala at nereye götürürse giden cehennem süvarileri gibiler . Utanç verici.
Ve artık anlıyoruz ki ;
Utancı, şerefi, haysiyeti insanın ruhunda değil yazılan yazılarda , karikatürlerde suç olarak arıyanlar yazılan, çizilenlerde ne varsa utancı yüzüne vurulanlardır.
Bu toplumda en büyük utanç artık yoksulluğundan, tok gözlülüğünden utanan insanların var olması .
Utancın temelinde yatan kişisel hatalarımız değildir, yapmamamız gerekenleri yaptıktan sonra karşı karşıya geldiğimiz kepazelikler ve aşağılanmamızın herkes tarafından görülmesi kayda geçirilmesidir. Rezil olmaktır rezil.
Bundan utanın artık utanmazlar.
Utanç saklanıyor bu ülkede .
Arayıp çıkarmak lazım nereye saklanıyorsa.,
Utanç insanın öfkesine, inkarına, kibrine, içkisine, bazen içkiye tövbesine saklanır, kimi zaman da çok çalışarak da örter insan utancını kendini iyi hissetmek için .
Utancı saklandığı yerden söküp atabilmek için insanın bir an acıyı göze alıp yaranın kabuğunu kaldırması gerekir. Utancın saklanacak yeri olmamalı.
Depremzedelerin barınma , ısınma , yemek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak, bunları temin etmek için çok mu büyük akıl lazımdı da bulunamadı , tam Libya’dan binlerce kişiyi boşattık diye gururlandık depremzedelere çadırla, Mevlana Eviyle bozduk. Utanç verici.
Konser dediler, çocuk parkı kurdular, daha demin ekranların bir akıl danesi karşısına aldığı bir başka moronla deprem bölgesinde çamaşırhane kurmak için sponsor aramaya başladı. Tam bu sırada Van’da kar başladı, Bünyamin Sürmeli dün don, soğuk, kar olacak donmalar olur devriye gezsin dedi, bunlar çamaşırhaneden bahsediyor. Utanç verici.
Nihayet ilk gün akıl edilmesi gereken boşaltma, tahliye başlayacak galiba.
Bütün bunları kayda geçiriyoruz.
En başta bütün utanmazları , utançlarıyla yüzleşmeyenleri.
Canımız acıyacak ama utancın saklanacağı her yeri yok etmenin tek yolu bu, kabuğu kaldırıyoruz efendim.
Sevgiyle
necefugurlu@gmail.com
Necef Uğurlu
