
KAYDA GEÇSİN
Devletin Dullarla Başbakanımızın Yandaşlarıyla Sorunu !
Uzunca bir süredir yazıyorum, artık dünyada bütün önemli mesajlar kadın üzerinden veriliyor. Dünya kadınların eşitlik hakları üzerine ittifak etmiş gözüküyor. Samimiyetlerini ölçemem, bir fırtına öncesini sezmiş de olabilirler. Kadınların fırtınası esmek üzere ki mesajlar hep ‘kadın’ üzerinden. Öyle ki önemli adamların tasfiyeleri bile kadın mağduriyeti bahane edilerek, kadın üzerinden yapılmaya başlandı .
İstenmeyen büyük adamlar genelde bir kadınla davalık oluyor ve kaybediyorlar, iddialar üzerinde kuşkular olsa bile kazanan taraf daima kadın oluyor. Kadının bir otelde temizlik görevlisi veya okumuş takımından olması fark etmiyor. Yeni dünya düzeninde daima ‘ Kadın’ kazanıyor. Yıkılmaz sanılan imajlar kadın üzerinden, kadın karşısında yıkılıyor.
Kadınlar dünyada putları yıkıyorlar.
Bu bakımdan dünya ile eşzamanlı olması nedeniyle Sayın Başbakan’ın ‘Eşi Vefat Etmiş Kadınlar için Sosyal Yardım Programı’ toplantısı’nda yapmış olduğu konuşmayı önemsiyorum. Başbakanlık Basın sitesine bu konuşma henüz geçilmemiş olduğu için link veremiyorum, dinlemeyenlerin okumasını arzu ederdim.
Sayın Başbakan iki kadın örneği üzerinde durdu , biri teröre göz yuman, öbürü çarşıda çocuklarını korumak için üzerinde bomba düzeneği olan teröristin üzerine atlayarak hayatını kaybeden Hatice Kardeşimiz. Örnekler AKP siyaseti, gündemine uygun örneklerdi. Bu konuşmaya ‘yetmez ama bir başlangıçtır, evet’ diyelim .
Asıl kayda geçirmek istediğim konuşmanın kadın özgürlüklerine ilişkin bölümü.
Kadın özgürlüklerini daha iyi anne olmak, daha iyi nesiller yetiştirmekle sınırlı tutan bir konuşmaydı.Toplantıda katılımcı kadınlar Sayın Başbakan’ın konuşmasını onaylarcasına kafa sallayıp durdular. Annelik, Babalık kadın ve erkeğin ortak sorumlulukları, ancak demokrasimizde erkekleri yeni nesillere iyi ‘Baba’ olmakla sınırlamıyoruz. Kadını da sınırlamamalıyız.
Çocuk yapan bir kadın, bir erkek elbette iyi anne , baba olmak sorumluluğunda, ama bir başka ortak sorumluluk birbirini insan olarak eşiti görmek olmalı. Cumhuriyetimizi bölgemizde farklı kılan en önemli özellik bu.
Artık bu ülkede kadın erkeğin eşitidir sözlerini talep etmeliyiz Sayın Başbakan’dan.
O güzel konuşmanın eksiğidir kadın erkek eşitliği.
Eşi vefat eden kadınlar için sosyal dayanışma esasen bir demokrasi eksiğinin saptanması ve giderilmesi çabaları . Yapmayalım demiyorum, bu eksiğin açıkça kabulü bile bir aşamadır.
Ama kadını eşi ölürse devletin el uzatacağı bir aciz görmenin demokrasiye bir faydası yok. Veya ‘ ‘Kadının kocası rahmetli bizdendi, işini batırdı karısına iş verelim borçları öder ‘ teorisi de pek gerçekçi olmuyor, uygulamalar bunu açıkça gösteriyor!
Eşi vefat eden bir kadının hali ne olacak diyorsak, kadın dul kaldığında kendi kendine ayakta duramıyorsa asıl buna çare aramalıyız.
Ölen bir adamın arkasında bıraktığı eşi ve çocuklarının sosyal bir devletin sağlaması gereken güvencelerinde eksiklik varsa bu da sosyal devlet olma gereğinin büyük bir eksiği demektir .
Ama ‘Ne olacak bu dulların hali ‘ zihniyetiyle hareket edemeyiz. Yakışmaz Cumhuriyetimize .
Mevcut durum ‘Bizim Dullara Sahip’ çıkalım halidir , komik , çağdışı eski bir hastalıktır. Sayın Demirel de hatırladığım kadarıyla Nazlı Ilıcak’a eşi Kemal Ilıcak Hakkın rahmetine kavuştuğunda sahip çıkmıştı. Kadının sorunu illa dul olunca mı çözülür yahu, kaldı ki yeniden evlendiğinde kadının sorunu çözülecek mi ? Sayın Nazlı Ilıcak özelinde çözülmedi, yeni evliliği de sorunlu oldu boşandı. Mamafii Nazlı Hanım her devir yerini, işini daima muhafaza etti demek ki kadınlar bu ülkede dul kalırlarsa rahat edecekler gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.
Kadınlarımızın durumunun ciddi bir zihniyet değişimiyle iyileşebileceği gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Kadın ve demokrasi Ak Partinin artık ateşten gömleğidir. Hoş hangi parti iktidarsa bu ateşten gömleği sırtında taşıyacaktır.
Önemli kadın listesinde ; ‘İkinci’, ‘Başbakan’, ‘Tayyareci’, ‘Meslek kuruluşu başkanı’, ‘Milletvekili’ olan ‘Maskot Kadınlar‘ artık işi kurtarmıyor. Kurtarsa Demokrasi Dükkanı buyurun sizin hanımlar diyeceğim.
Yandaş medyanın güzide kadın gazetecileri, Başbakan’a kafa tutun demiyorum ama kafa sallamaktan vaz geçin. Sayın Başbakan yurttaşlarının taleplerini önemseyen bir siyasetçi, eşitlik talep edin bunu görmezden gelemez. Bu talep ciddi bir taleptir, bütün partiler sıkıştırılmalıdır.
Ama maalesef ses seda çıkmıyor ! İş kadın özgürlükleri meselesine gelince yandaş kadın gazeteciler Atatürk’le didişmeyi, çöldeki kumlardan aşk öyküleri yazmayı tercih edip duruyorlar.
Ekranlarda siyasi tartışmaları yöneten kadınlar ise saç biçimlerine verdikleri önemi bu konuya vermiyorlar, haklılarda görüntüleri önem taşıyor, imajları fikirlerinin tasviri olmadığı için işi saçla götürüyorlar. Zaten fikirleri olsa bu seferde fikri ifade edecek dilleri yok, ‘akıbet’ yerine ‘a-kiiibet’, ‘alfabe’ yerine al-faaabe’ diyenleri mezun oldukları iletişim fakültelerinin mezunlar derneğine ve arada ‘Hocam’ diye ekranlara çıkarttıkları Profesörlerine havale ediyorum.
İktidar döneminde şekillenen medyanın mensubu ve AK Parti’nin ‘laik’ yüzü kadrosundan kimi kadın gazetecilerinde ikide bir ‘tamam ben yandaşım’ diye başlayan cümleler kurup yandaşlıklarını pekiştirip kamuya ilanları pek rahat gelen yerlerini korumak kaygısı taşıyor sanki. ‘Yandaş olarak adım çıktı kovulursam başka yerde iş bulamam, nankörlük etmeyin , size biat etmekle zaten mağdurum, artık ömür boyu bana bakmalısınız’ mesajı veriyorlar gibi. Komik bir durum, dünyanın neresinde iktidara yandaş olmakla mağdur olunmuş, olsa olsa kötü gazeteci olunur. Bu kategori gazetecilerin ‘Ak Parti ya beni tasfiye ederse , ortada kalırsam’ korkusu normal bir korku aslında çünkü Ak Parti’nin aklı başında insanları bunları tasfiye etmek zorunda. Aksi halde kendi medyası tarafından alaşağı edilen ilk iktidar partisi olarak tarihe geçme olasılıkları var, bakın bu da bir ilk olacak dünyada.
Derken CHP içinde yaşanan tartışmalar bazı yandaş gazetecilerin imdadına yetişiyor . CHP bu anlamda son derece demokratik bir süreç yaşıyor. AKP de bu yok , daha ziyade Biatettin Beyler ve Hanımlar topluluğu gibi. Yandaşlar asla Ak Parti’yi eleştiremiyor, iktidarı sorgulayamıyorlar, CHP her ne kadar hizipler partisi olmakla suçlansa da bu demokratik tartışmaları yapabilen bir parti görünümünde. Yıllardır solu, partide hiç olmazsa demokrasi var diye avutmuşlardır zaten. Memlekette demokrasi olmazsa parti içinde demokrasi olması kime ne fayda ayrı bir konu.
Hal böyle olunca ne yazacağını bilemeyen yandaş köşe yazarları CHP içindeki son derece demokratik tartışmaları yazıp çizmeye başlıyorlar. Kendini kaybedip CHP’ye akıl öğreten yandaşlar bile çıkıyor.
Ya da sol duruşunu hiç saklamamış , kaybetmemiş gerektiğinde solu, CHP’yi takır takır eleştirebilen gazetecilere hücuma geçiyorlar. , Burada komik ve çelişkili olan CHP’yi eleştirenleri eleştirmeleri , bu da dünya mizahına bir başka armağanımız , sağ iktidar yandaşı olacaksın sonra sol muhalefete muhalefet ettiğin yetmiyormuş gibi solun içinde ki demokratik muhalefete çok kızacaksın, niye ?
Çorba ettiler işi.
Halbuki CHP , muhalefet Sayın Başbakan’ın hiçbir zaman umuru olmadı, bu tutumunu da son derece sevimli bulanlardanım , ’ Deniz Baykal Kalsın çok memnun olurum’ tarzı muzip sözlerini hatırlayın !’ Siyasete mizah katan bu cümleleri beni güldürmüştür , çok yaşasın.
Yandaş olduklarını açıkça belirten gazeteciler zor durumda, Başbakan’ın zekasına yetişemiyorlar, hep kafa sallamakla olmuyor, uçaklarda yerleri iktidar süresince rezerve garantili değil bunun da farkındalar . Sayın Başbakan tepesi attımı ‘yandaş’, ‘candaş’ dinlemez biliyorlar.
Muhalefet edecekleri gazetecilik alanları ise daima AK Parti dışında olmak zorunda, riski, tehlikeyi göze alamıyorlar , hal böyle olunca CHP içinde ki arayışlar, tartışmalar tek malzemeleri oluyor ve ortaya iktidarı eleştirmek yerine muhalefete saldıran bir gazeteci türü ortaya çıkıyor ki bu dünya mizahına en büyük, özgün armağanımızdır.
Daha önce de ‘ mizah eleştirmez’ diyen yandaş mizahçı bile çıkmıştı !
Başbakan Deprem süreciyle ilgili dikkat ederseniz gayet güzel özeleştiri yaptı, kimseye söyleyecek laf bırakmadı , ama yandaşlar bu zekayı bile göremediler , ‘Ecevit hemen gidememişti, bizimkiler gitti bayağılında ve her iki depremin boyut ve koşullarını düşünmeden cümleler kurmaktan çekinmediler, hala devam ediyorlar, durum budur.
En hafif değimiyle ‘hevesli’, açıkça arsız, iktidar nimetlerine doyamayanlar her devirde olmuştur, artık alıştık onlara, kastım onlar değil. Daha öte, beter bir durum var ortada ve en fazla çeliştikleri güya yandaşlık yaptıkları Başbakan.
Yakında ‘Yandaş Medyanın Gaflarını Düzeltme Bakanlığı’ kurulursa şaşmam.
Başbakan’ın en büyük sorunu yandaşları, yandaş medya.
Başbakan’ın yandaşlarıyla başı dertte, muhalefetle hiç olmadığı kadar.
Başbakan muhalefetle mücadele etmiyor , gereğini duymuyor , ama yandaşlarıyla ne yapacak, nasıl bir tarih yazacak merakla bekliyorum.
Merakımı kayda geçiriyorum efendim.
Sevgiyle
Not : Elbette ağzından çıkanı bilen, yazdığı kağıtta sözleri ışıldayan böyle ‘candaş’ a can feda dedirten değerli insanları tenzih ederim.
Necef Uğurlu
