
Medya Gladyosu
Önce İçişleri Eski Bakan’ı Sayın Beşir Atalay’ın şu sözlerini kayda geçirelim ;
‘Bizim dönemimizin en önemli özelliği çetelerle, mafyayla, suç örgütleriyle mücadeledir. İster sporda ister başka alanlarda olsun. Bu tür şeyler ortaya çıksın, iyi araştırılsın, iyi yargılansın. Türkiye'de spor olsun başka konularda olsun temiz, şeffaf, açık bir toplum olma yolunda hızla ilerliyor. Varsa bir şey ortaya çıksın.
Bu son derece kararlı ifadeden cesaret alarak şu soruyu soruyorum, Sayın Bakan ‘varsa bir şey ortaya çıksın’ diyor, medya da olup bitenler zaten ortada değil mi ?
Medyamızın ve medyamızın var ettiği yan sektörlerinin senaryolarını, iflas etmiş kurgularını ibretle hep beraber izlemekteyiz.
Medya Gladyosu artık bitap düştüğünden aynı kalıptan çıkarttığı modellerle piyasayı ayakta tutmaya çalışıyor. Tek elden, tek numuneden kalıp çıkartıyorlar. Figür fukarası halk oyunlarına döndüler , oldukları yerde felaket çığlıkları atarak zıplıyorlar .
Yayınlarında, haberler ve dizlerde odaklandıkları konularla kamu yayıncılığının birinci görevi ‘moralite’yi vermekten uzak felaket tellallığı ve facia yarışına girmiş haldeler.
Baldızına musallat enişteye, kocası tarafından tecavüze uğrayan kadına, oğluna silah çeken anneye rekabet edebilmek için düzgün giden işte bile bir baba kardeşini öldürdüğünü itiraf eden öbür kızına silah çekmek durumunda kaldı. Gerilim noktası seneye kimin ölüp kimin kalacağı.
Korkarım seneye bu felaketler yetmeyecek ve yepyeni facialarla karşılaşacağız ;
Kardeşini iğfal eden ağabey, gerçek babasının amcası olduğunu öğrenecek kız, kardeşi ile yasak aşkı yengesi tarafından yakalanan görümce’nin karşısında ‘Hala bunu anneme nasıl yaptın, bende ağabeyimle nişanlanabilir miyim ?’ diye soran kız çocukları seyredeceğiz, ratingler gitgide düşüyor daha da sapığını bulmak zorunda kalacaklar. Elbette drama kriz yazma sanatıdır, lakin bizim dizilerde sadece kriz var sanat yok.
Bu gidişle Tarihi dizilerde de ya fetret ya duraklama dönemi haremine dönmemizde kaçınılmazdır. Ensest ve Emperyal duyguları sömürmek üzere ekipler çekim emri bekliyor ! Halkın yumuşak karnı bulunmuştur ve göbek kaşınmaktadır.
Medyanın ana malzemeleri Sapkın, çarpık ilişkiler aile içinde yaşanıyorsa bunlar Türk usulü aile dizisi oluyor! Bir filmde bunları işlemek elbette mümkün, dizilerde yapı episodik ise yani serim, düğüm çözüm ve kötülerin kaybettiği finalleri olan hikayelerde de kamu yararından söz edilebilir, ama bu konular sakız gibi uzar dramatik yapının periferisi olursa durum evcilleşir , normalleşir sonuç değersizlikleri yani anormali normalleştirmedir.
Değerli yetişmiş oyuncular karşılarına konulan kast ajanslarından, yarışmalardan devşirilmiş, oyunculuktan nasibi olmayan uyduruk ağlak starlarla aşık atacağız diye perişan haldeler.
Uyduruk starlar ise misafir umduğunu değil bulduğunu yer hesabı dizide önlerine konan erkek oyuncu kim varsa sırayla onlarla aşk yaşamaktan yoruldular, bu da malum işin bir parçası. Hasar diziyi seyretmekle sınırlı değil, arkası, önü skandalı, aşkı, evliliği, ayrılığı olmak zorunda , diziler hayvana döndü etinden, sütünden, derisinden , gerisinden yararlanılması gerekiyor buna biz izleyiciler dayanamıyoruz içindekiler nasıl dayanıyor diye soracağım ,ama görüyoruz ki dayanamıyorlar ‘bir müddet ara verenler ’ mi istersiniz sokağa dökülenler mi…. Bu bozuk düzenin uyduruk starları bile artık baş kaldırıyorlar. Bun yüzden yetenek diyemeyeceğim yeni kurbanları arayıp bulmak için av mevsimi açıldı, yarışmadan geçilmiyor.
Geçtiğimiz yıllarda Ratinglerin nasıl ve kim tarafından ölçüldüğü noktasına takıldık, kim ölçerse ölçsün sonuç aynı çıkacak, düzenek bu kadar güçlü olduktan sonra dayatma devam edecek, bir programı, diziyi izletmek, rating ölçümlerinde sıralamak büyük bir sır değildir, dünyada diziler izlenmez izlettirilir mesele neyi neden izleteceğinizdir. Burada ilginç olan arkasında izleyici kesimi olmayan diziler nasıl devam ettiriyorlar meselesidir , televizyonları ayakta tutacak reklam gücü tutmamış dizilere reklam vermeye nasıl devam ediyor bunu kayda geçiriyoruz. Dizi kalktı rahat ettik diyoruz hop yeniden konuyor, düşük ratinglerle 1, 2. Sırada olmak gurur konusu olabiliyor, bir türlü yerden kalkmayan dizi 2 yıldır devam edebiliyor . Bir iki dizi hariç tuttu farz edilen dizilerin share’i 6, 7, 8, 9 çok ilginç. Bu nasıl bir ayak diretmedir, siyasi yanı var mıdır bilemem, çok da önemsemem etkisi olmayan işlerin siyasi yanı olsa ne olur olmasa ne olur ama ben olan bitenin medyadan büyük paralar döndürenlerin bir mutabakatı olduğunu görüyorum. Arkalarında ki gücün medya patronları olmadığını da görüyoruz , patronlar uzun zamandır işin muhatabı değil, çoğunun sürekli değiştiği Yandım Allah kaçtığı, battığı, aparatçiklerin at oynattığı bir sektör bu.
Dünyadaki, ülkede ki değişimi anlamamakta ve anlatmamakta ısrarlılar, bunu yapabilecek kapasitede ki insanları iftiralarla linç edip yerine koydukları kamu yayıncılığıyla alakası olmayan dar çevreyle halkla kurabildikleri bağlar sadece ensest, felaketler, emperyal duygular. Onların çoğuda çalma çırpma.
Demokrasiyi yaşatacak damardan medya oluk oluk kan akıtıyor.
Bunun ne iktidara, ne muhalefete yararı olabilir. Esasen zarar görmeyen yok. Bunların Ayakta kalabilmek için yapmadıkları yok, itibarlı görünmek için jüri olmaya pek meraklılar ama kimse yutmuyor, ya da sevilen birinin paçasına yapışıyorlar bu sefer sevilende sevimsizleşiyor ama dur durak tanımıyorlar.
Artık felaket senaryolarıyla ayakta duran televizyonlar inandırıcılığını öylesine kaybetti ki izleyiciyi ikna etmek etmek için gerçek kurgulamaya başladılar, aynı anda bir taşla iki hatta üç kuş vuruluyor. Batmış ofisine 'Satılık’ levhası asıp röportaj veren adam, terk edilen hasta kadın, fettan kız, araya aşk sokuşturma, aile değerleri zaten tencere dibin kara vaziyetinde. Ertesi gün Manşet nedir, Dünya Kumarhaneler Krallığının şişman kel prensinin düğününü konuşuyormuş, Türkiye’de bu düğünü. Doğu, İç, Kuzey, Güneydoğu, Doğu Anadolu’yu bilmiyorum ama Marmara Bölgesinde gittiğim yerlerde kimsenin bu düğünü konuştuğu yok! Kimsenin umuru olmayan kurguları umuruymuş gibi gösteren medyayı kayda geçiriyoruz.
Haltacıya sormuşlar ‘Halta yapar mısın üç beş kuruş kapar mısın’ diye Haltacı cevap vermiş
‘Halta da yaparım üç beş kuruş da kaparım’. Haltacı medyayla mı demokrasinin kalitesi yükselecek, yeni Türkiye inşa edilecek, yapılan çok önemli işler anlatılacak?
Medya içinde olup sorunu çözmek isteyenler zaman içinde bir bir bu kurgunun tarafı olup parasını alıp susarken ne çözülebilir ki.
Tek vesayet Askeri Vesayet değilmiş bunu görüyoruz artık, dizi, haber, program, medya vesayeti dehşet boyutta, ve her şey ortada. Futbol ekonomisini katlayan paralar var bu işte.
Kontrolden çoktan çıkmış bir kaos’la karşı karşıyayız.
Sayın Beşir Atalay’ın sözlerini ciddiye alıyor ve her şey ortada, çıkmasını bekleyecek bir durum yok Allah Yar ve Yardımcınız Olsun diyoruz ve asıl bunu kayda geçiriyoruz.
Belki bu karmaşık yapıyı, ilişkileri iyi bilen namuslu birisi Bakan Yardımcıları gibi ama sırf Başbakan’a medyayla ilgili bilgi vermek üzere görevlendirilir bizde bu vesayetten kurtuluruz çünkü Libya’ya para kaptırmayan bankaya el koyan, İsrail’i hizaya getiren, Adli Tıp Kurumunu ele alan cesur bir aklın lideri isterse bunu niye yapmasın.
Yoksa Medya Gladyo’sunun başını arayıp, ‘Baron’ muydu ‘Ejder’ miydi yoksa ‘Süper Mario’ muydu diye konuşanlar para kazanırken bizler eriyip gideceğiz.
Umutla bekliyorum, kayda geçsin.
Necef Uğurlu
