
KAYDA GEÇSİN
İnsanlık keşfettiği yeni yerler, daha önce görmediği bitkiler, tatmadığı meyveler, kendine benzemeyen insanlar karşısındaki şaşkınlıklarını not ederek yeni bilim sayfaları açmıştır.
Zihniyet değişimleri de şaşkınlık temelinde yükselir.
Ne var ki zihniyet değişiminden en fazla bahsedilen şimdiki zamanda bizleri hiçbir şey şaşırtmıyor.
Şaşmaya, şaşmaya şaşkoloz olduk, şaşmadan değişim nasıl olacak.
Kendi ülkemizi, insanımızı bile keşfetmeye uzağız.
Biz yeni yerler keşfetmeye, icatlar yapmaya hep uzaktık , belki de şaşırma korkusu genlerimize işlemiş irsi bir hastalık.
21 başbakan eskiten tüneli olan bir ülkede yaşıyoruz, bizde bitmeyen veya zor biten tünel, yol hikayeleri o kadar çok ki böyle bir sosyal , idari rezalete bile şaşmıyoruz, aralıklarla yenisini yaşıyoruz.
Biz uzun zamandır hiçbir şeye şaşmıyoruz.
Hatırlayın , İhtilal sonrası kurulan ve ‘transformasyon’ larıyla ünlü partimiz kendisine ‘Arım Balım Peteğim’ şarkısını seçmişti . Şarkının orijinalinin sözleri şöyledir ; ‘Gözyaşım şarap olsa, her günüm azap olsa , gül yüzüm harap olsa , yine seni seveceğim’. Hiç şaşmamıştık bu ne biçim şarkı diye , şarkısında ideoloji yerine azaplı, haraplı, şaraplı vaadleri olan partiye oy verdik.
Mamafii vaadlerini yerine getirdiler, harap olduk, azap çekiyoruz ve şarapçılık ilerledi.
Biliyoruz ki ; ihtilal seviciler siviller arasında askerler arasında olduğundan belki daha çoktur . ‘Yoo ordu buna tahammül etmez’ ‘ayak sesleri duyuyoruz’, ‘Genel kurmayın ışıkları sabaha kadar yandı’ ‘Tanklar dün şuradan buraya yürüdü’ gibi manalı , imalı cümleleri kuranlar hep sivillerdi.
Askerden çok sivil askerin olduğu bir toplum olduk. Bu duruma da şaşmadık.
Şimdi aynı insanlar ‘Ordu kendi görev sınırları içinde kalmalıdır , ihtilal yapmamalıdır’ diyebiliyor . Buna da şaşmıyoruz.
Çok paşalı ordumuzun generallerini askeri başarıları, bilimsel çalışmalarıyla mesleklerine katkılarıyla değil yaptıkları ihtilaller , berbat resimler , orduevleri, resepsiyonlarda dansları, maç localarında ve golf meraklarıyla tanıdık , hiç şaşmadık, asker böyle olur diye düşündük.
Bu arada cezaevlerinde insanlara kıyım kıyım kıyıldı, bir iki filme konu temin edilmiş oldu , ölenlerin anısına pek bir şey yapamasak da çakma devrimci, solcu filimciler bu sayede sağ iktidarın en sağcı başbakanından takdire mazhar olurlarken gene şaşmadık. Bu adam bunları takdir ediyorsa bu işte bir tuhaflık var demedik.
Memlekette sanayi yerine fişlemeye yatırım yapan ‘işadamları’ bile oldu , o zaman da şaşmadık, şimdi şaşar mıyız ondan da şüphedeyim.
Velhasıl Her İhtilal sonrası meydana gelen hasar değerlerin yitimi oldu ve en susan, en korkağımızın bile yüreğinde yaralar açtı.
Siyasetten, sanata teslim olduğumuz sığlıktan bayağılıktan ne yapsak kurtulamıyoruz. Ve başımıza gelenlere hala şaşmıyoruz.
Onurunu bir kenara bırakıp susanların bile yürekleri doldurulmuş patlamaya hazır bir silah gibi.
Mevcut düzenek içinde varlıklı bir hayat yaşamış olsalar dahi ruhları bu kadar onursuzluğa katlanamıyor olmalı .
Devletin bu gidişatını sorgulamak yerine hizmet etmeye hazır olduğunu her fırsatta dile getirenler yalılarına, köşklerine sığamıyorlar, yürek sıkıntısı bu, ‘Eğlenecek Yer bulaman gönlümdeki köşk olmasa’ lafını boşuna söylememiş Aşık Veysel.
Varlıklarını bu düzeneğe borçlu olanlar şimdi telaşla ihtilallere, ordu vesayetine verip veriştiriyorlar ! Şaşırmıyoruz, olur böyle şeyler, onlar pişmanlık duyuyor diyoruz.
Onurlarını satmış insanlar acıya mahkumdur, kendi onurunu satan başkasının onurunu düşünebilir mi diye sormuyoruz ve belki de sırf bu yüzden Kürt meselemizi halledemiyoruz.
‘Haysiyet, şeref, onur kaybedilirse insandan geriye ne kalır ?’ ( Publilius Syrus m.ö 100 ) Milattan sonra çok oldu, yüzlerce yıl , biz hala sormuyoruz onursuz insandan geriye ne kalır diye , derisiyle gerisi diyeceğim.
Sadece derisi ve gerisi kalmış bu insanlar büyük bir yüzsüzlükle aramızda dolaşıyorlar, biz hala değişim bekliyor şaşırmıyoruz.
İnsanın Aşk, ölüm, şaşkınlık gibi üç temel takıntısından biri bizde eksik, şaşırmıyoruz.
Bu günkü realitemiz ne acı ki bizi daha iyi bir yaşam gayesinden uzaklaştıran bir perspektife hapsetti bizi.
Bir manada sokakta yürüyen, işe giden, yürüyüşe çıkan , taksitlerini ödeyen, geceleri televizyon izleyen mahkumlar olduk , biz bu hapishaneye ‘Vatan’ diyoruz.
Ve diğer ülkelerde ne varsa aynısını kopya edersek onlarla aşık atabileceğimizi zannediyoruz.
Fark yaratmak için önce şaşırmak lazım , biz şaşırmıyoruz ki şaşırtalım dünyayı !
Neden böyle olduk , çünkü muhayyelemizi, rüyalarımızıkaybettik, yani asıl gerçek olması gereken değerleri kaybettik.
Türkiye bir dönemeçte
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Af çıkmalı, bence çıkacak
Kamu vicdanında mahkum oldular.
Bu cümlelere de hiç şaşırmıyoruz. Tekrarlana tekrarlana anlamlarını arar hale geldi boynu bükük sözler.
Tek şaşırma umudumuz bahar mevsimi.
Her bahar kendine özgüdür,ve her bahar insana bahşedilmiş ebediyen süregelen bir şaşkınlıktır.
Bir sabah kalktığımızda tabiat bizi şaşırtır.
Baharı bekliyorum, şaşırma umuduyla.
Şaşırmayı unutmuş olmamızı kayda geçiriyorum.
Sevgiyle
Necef Uğurlu / necefugurlu@gmail.com
