
TELEVİZYONLARDAKİ İŞLER, DİZİLER, BUNLAR SIĞ GİBİ GÖRÜNEN DERİN İŞLER...
Artık dizilerin,televizyon programlarının içeriklerini, estetiğini, tekniğini, dilini, önerdiğini, aktörlerini tartışmanın büyük bir zaman kaybı olduğunu kayda geçirelim.
Bunların nesini konuşacağız. Apartmadıkları, esinlenip uyarlamadıkları bir Amerikan Kuzey- Güney Savaşı kaldı. Cast Ajansları sokaktan, restorandan oyuncu keşfediyor hangi mesleki ahlak, yönlendirmeden (conduct) konuşacağız onun için geçelim bu palavraları. Bu saatten sonra o dizide kıyafet iyiymiş, bu dizide senaryo buymuş konuşmak yazmak esas meseleyi karartmaya girer. Odaklanılması gereken medyada kurulmuş olan düzenektir.
İş artık ‘Dizi’ tuttu tutmadı meselesini de çoktan aştı. ‘Tutma’ Kriterleri izleyicinin takip edemeyeceği kadar karışık, farklı bir ilişkiler ağıyla yürüyor, bu ayan beyan ortada. Bin hesaplı fakat basit , ama ciddi destekli, arkası sağlam, yıllardır bir türlü çözümlenemeyen çözülemeyen bir düzenekle karşı karşıya bu operasyonu yapanlar, nereye kadar gidecekler sorusu ise ne yazık ki içime hançer gibi saplanmış bir kuşku. Bu operasyonlar keşke başarılı olsa ve medya yeniden yapılansa, keşke yaşamları pahasına medyada zorlu sınavı veren, asla diz çökmeyen gerçek kamu yayıncıları, yazarlar, haberciler, yönetmenler, yapımcılardan sağ kalanlarla yeniden başlayabilsek.
Bu işi çözmek için gayret edenlerin yolu açık olsun, Allah yardımcıları olsun. Bu korkunç düzeneği kuranlar zekalarından, güçlerinden hep emindiler ve hala eminler. Bu ülkede onlardan daha zeki ve ahlaklı insanlar olduğunu bir saniye bile düşünebildiklerini sanmam.
Ancak düzenekleri tıpkı saatli bir bombanın zararsız hale getirilmesi gibi yok edildiğinde anlayabilirler. Bu operasyonlar rating ölçümleri, reklam aralıkları meselesiyle sınırlı değil, basit hiç değil.
Şimdi meseleye okuduklarımız, ekranlarda duyduklarımız çerçevesinde bakalım.
Bin defa yazdım diziler izlenmez izlettirilir, ancak bununda kuralları vardır. Rekabet modern ekonominin en önemli değeri, erdemi çünkü firmalar rekabet ederek üründe kaliteyi, hizmet kalitesini yükseltir. Bizim televizyonların dünyada eşine rastlanmayan uzunluktaki ‘Türk Dizleri’ ise baştan , bir nevi kartel oluşturarak rekabeti, çeşitliliği ve belli firmaların haricinde kalanların önünü zaten kesiyor, bu meçhul değil.
Böylece düzenek dışlamayı sektörün her kaleminde dolaylı olarak oluşuyor. ‘ 80 tane dizi yapıldı olur mu hiç’ diyenlere cevabım 80 dizinin 76 tanesi kaldırıldı. Kaldırılmak üzere konulan diziler bir Türk İcadı olarak tarihe geçti. Buna sektörde ‘Gömme’ denir. Çok acıklı bir durumdur pek çok iyi, yararlı ve devam edebilecek işler böyle harcanır. Sokaklar ‘Kanal arkamda durmadı’ diye ağlayan, batan insanlarla dolu. İşsizler, başarılı oldukları halde iş verilmeyenler ayrı kategori!
Gelelim son duruma;
Medyadaki son operasyonun çıkış noktası olarak görülen, okuduğumuz kadarıyla, en önemli husus bir yapımcı ve bir medya yöneticisinin dolayısıyla iki kanalın ortak hareket etmiş olmalarıdır. Bu yasalarımızda suç mudur bilemem, ancak bu nasıl rekabettir sorusu ortada kalıyor.
Çünkü iki ayrı kanala mensup biri yapımcı-sunucu diğeri yöneticiden bahsediyoruz. Yani normal şartlarda rakip olmaları iktiza eder. Rekabet yok, ortak hareket var. Dr. Erol Köse’nin iddiası budur. Ortak hareketler ekonomide nasıl fiyat belirler buna bakacak olursak bu durumda kendi aralarında ortak hareket eden iki kanal var. Dr. Köse’nin iddiasının doğru ise en vahim nokta budur. Bu bir iddia, deliller toplanıyor bakalım savcı nasıl bir dosya hazırlayacak. Hal bu ise kanalların patronajının haberi var mı o da belli değil. (Bir patron gülmüş, acı bir gülüş diyorum ben buna bakalım son gülen kim olacak) bu durum gerçekse diğer kanallar fena atlatılmış oluyorlar. İki kanal fink atarken yönetimleri fark etmemiş. Dr. Erol Köse bu açıklamaları yapmasa kimsenin fark edeceği de yok! İki rakip birleşmiş işi götürüyor yöneticiler fosur fosur uyuyorlar muydu yani... Uykucuları kayda geçiriyoruz. Elbette Dr. Köse’nin iddiaları üzerinden fikir yürütüyoruz.
Bu tür ortaklıkların yazılı,resmi olmayan kontratlarla kurulmuş olduğunu varsayalım bu ortaklık olmadığı anlamına da gelmez. Artık buna tröst mü denir, kartel mi, oligopol mü ekonomistler beğensin, bakalım savcı gerekli görürse iddianamesinde hangisini tercih edecek.
Büyük çalkantılara neden olan futbol, şike meselesi tahmini 2 milyar dolarlık bir sektörde geçiyor . Medya sektöründe dönen para da futbolu yakalamış olmalı, yada yakalamak üzere, elbette ilgili şirketlerin bilançolarına bakıp bunları söylüyor değilim benimkisi özel güvenilir içerden duyum ve tahmin. Bu rakamın 4 milyar dolar olduğunu söyleyen yiğitler de var ortalıkta.
Bu kadar çok paranın döndüğü yerlerde ne oluyorsa medya, televizyon sektöründe de o oluyor. Bu önemli kaynağın düşünsel anlamda sektörün emekçilerine, sanatkarlarına , millete olumlu bir katkısı olduğunu söyleyen varsa buyursun onu da kayda geçirelim.
Ratingler, reklam aralıkları bu korkunç düzeneği sadece sonuçlarla meşrulaştırmaya kullanılmışsa şayet, bu işin küçük bir parçası.
Dizi afetine maruz kalan ülkemizden öğreniyoruz ki afet ihraç etmeye başlamışız. İthalat ve ihracat arasındaki açığı dengelemek için ‘vatanseverler’ tarafından yapılan dizilerle karşı karşıyayız bunuda kayda geçirmek durumundayım.
Ancak Time Dergisi bu dizileri gizli silah ilan etmiş, dünyayı bu dizilerle yıkmışız. Suriye Songül Öden’e Suudi’ler Kıvanç’a memleketlerini anahtar teslim bırakıyorlarmış lafları şad ediyor insanı. ABD dünyanın en etkili sinema ve televizyon üretimini yapıyor, kimse ülkesine ne ABD Bayrağı çekiyor ne de Amerika aşkıyla yanıp tutuşuyor. Hatta tam aksi oluyor. Şu feleğin işine bakın biz onları geçmişiz , bu son derece aklıbaşında lafları, söyleyen sahipleriyle birlikte kayda geçirelim televizyon tarihi girdabında ileride rahat teşhis edilebilsinler.
Bu son derece karmaşık ama istenilirse çözülebilir duruma medyadaki kanlı pay kavgasını , üzerine sektörde hesapsız para kazananların paranın onlara sağlayamadığı itibar sorunlarından kaynaklanan huzursuzluklarını ekleyin, bir de bunun üzerine tasfiye korkusunu.
İşte bu noktada ortaya çıkan olaylar garip ama gerçek , hayırlara vesile oluyor. Medya aktörleri telaşla yerlerini koruma savaşında hukukun, hükümetlerin yapmadığı veya yapamadığı ya da yapmak istemediği temizliği kavgalarıyla bir nebze yapıyorlar, açıkçası birbirlerini temizliyorlar bu kavgaların olumlu yanı budur kayda geçiriyoruz.
Umarım medyada temiz eller başlamıştır , bu sefer ele geçirme savaşı olmamalı, bu umudu kayda geçiriyoruz.
Ne yazık ki tasfiye sürecinde TMSF çok uzun süre medyanın içinde kaldı ve bunları tasfiye etmedi. Onun yerine belki istemeyerek devlet eliyle düzeneğin daha da palazlanmasına neden oldu , vardır bir hikmeti diyelim ve bunu da kayda geçirelim.
Bu ‘düzenek’ sonucu iletişim çağında iletişimsizliği beceren bir medyamız oldu.
Bu ‘Basma kalıp sözler medyasında’ haberlerde ölen gençse ‘Fidan’ yaşlıysa ‘Çınar’ askeri vesayet kalktı ama olsun öğretmense ‘Eğitim Neferi’ olarak geçer. Konuğunu döneklikle suçlarken ‘Aa sözlerinizden 360 derece döndünüz’ diyen programcı bile var, malum 360 derece dönünce aynı yere gelmiş olursunuz . Gelen konuktan arsız arsız istekte bulunan sunucu bile duyduk.
Uyanıklar pervasızca kurdukları düzenekte keyif sürüp krallıklarında kullarıyla yarattıkları dar çevrelere hükmederlerken pek çok insanı da dışlanmak, parasız kalmak korkusuyla önlerinde develer gibi çöktürdüler. Bu insanların durumu işsiz kalmayı tercih edenlerden daha kötü, bakmayın ne zaman geri alınacağı belirsiz, köşklü, milyon dolarlık apartmanlı yatlı, cipli , korumalı ve üsluplarında bol posta koymalı yaşamlarına, paraları var ama ne kadar gayret etseler beş paralık itibarları olmaması onları kahrediyor olmalı ki ikide bir hayır hasenat, sosyal sorumluluk ayağına ortalardalar.
Nice değerin yerle bir edildiği ve ahmakların zekayla alay ettiği bir medya köklendi.
Rekabetin olmadığı her yer gibi kalite düştü, toplumu banalleştirme bir dar çevreyi çok zengin etti ama toplumu zihnen fakirleştirdi ve büyük hasarlar verdi.
İş; rating ölçümleri meselesi, panellerin Türkiye’yi yansıtıp yansıtmadığıyla, deneklere mısır patlatan makine hediye edip manipülasyon yapan yapımcılar, reklam aralıklarını ayarlama ile sınırlı tutulursa çok yazık.
Bu düzeneğin sahiplerinin ne yaptıklarını gördük, kim olduklarını zaten biliyoruz .
Artık adalet bekliyoruz.
Bu bekleyişi kayda geçiriyoruz.
Sevgiyle...
Necef Uğurlu
necefugurlu@gmail.com
