
Beklentim çok büyüktü. Şunu da şuradan anladım ki ne zaman ekranda özet bitip dizinin fragmanı girdi tüylerim diken diken oldu. Sonra da kaldığımız yerden devam edeceğiz derken iki yıl sonraya atladı dizi. Yine aylardır beklemenin gazıyla ilk başlarda hafif bir plasebo etkisi oluştu bende. Şahane olmuş, heyy be derken baktım ki bu zaman atlaması yüzünden bende bir duygu atlaması oluşmuş. Bir türlü duygusal olarak içine girmeyi başaramadım.
Bir-iki bölüm boyunca lezzetle izleyeceğimiz olaylar basit geri dönüşlerle anlatılınca beklediğim lezzeti bir türlü alamadım. Sanırım dizinin senaristi Coşkun Irmak yeni bir dünya yaratmak ve eski hikâyeyi bir kenara bırakıp yepyeni bir diziye başlamak istemiş. Ama geçmişle helalleşme konusunu belki yeni hikâyeye inancından olsa gerek üstünkörü geçtiği için dizinin bir hayranı olarak önceki geceden tatmin olmamış şekilde ayrıldım ekran başından. Ancak dizinin teknik altyapısı yine çok başarılıydı.
Önceki gece izlediğimiz bölümde eski mahalleden hiçbir gerçek mekân yoktu. O sahneler bir stüdyoya kurulmuş olan mahallede çekiliyor. Ali Kaptan’ın evinin kapısının merdivenlerinin tıraşlanmış olması dışında falso yoktu. Hatta bence dizinin sanat grubu resmen şov yapmış. 70’li yıllar çok güzel yansıtılırken nefis detaylar yakalanmış hem kostümlerde hem de aksesuvarlarda.
Yönetmen Zeynep Tan da yine güzel sahnelere imza atmıştı. Hele Aylin karakterinin yatağa uzanıp Soner’in gönderdiği bir denizyıldızına baktığı sahne vardı ki minik ama üzerinde çok çalışıldığı belli bir sahneydi. Umarım hikâye en kısa zamanda kendini toparlar.
Ha bir de Erkan Petekkaya topal rolünde biraz komik olmuş sanki. Oyunculuğuyla bizleri ekran karşısına kilitleyen Petekkaya biraz daha çalışsa iyi olur sanki şu topallama işine...
Rahşan Gülşan
