
RTÜK Kanunu’nda yeni düzenlemelere gidiliyor. Yüz kızartıcı suçlardan sabıkalı olanlar, haber bülteni ve haber programı sunamayacaklar. Peki bir kişinin televizyonda sunuculuk yapmasını engelleyen tek "defo", yüz kızartıcı suç işlemiş olması mıdır? Diyelim ki kara cahilsiniz. Türkçe konuşmakta güçlük çekiyorsunuz. Ne dil bilginiz ne telaffuzunuz ne de tonlamalarınız sunuculuk için yeterli. Ama çıkıp, saatlerce program sunabilmenizin önünde hiçbir engel yok. Yeter ki "yüz kızartıcı suç" işlemiş olmayın. Yahu ekrana sunucu ya da spiker olarak çıkıp da Türkçe’yi doğru dürüst konuşamamaktan daha "yüz kızartıcı" ne olabilir ki? Günümüzde program sunmak için "popüler olmak" tek ölçüt... Ünlü bir şarkıcıysanız, eğlence programı sunmanızda hiçbir sakınca yok. Ağzınızın içinde gevelediğiniz kelimeler anlaşılmasa da "gazetecilik yapmanız", saatlerce tartışma ya da talk show programı sunmanız için yeterli.
Mankenlik yapıyorsanız, magazin programı sunmak için başka bir özelliğinizin olmasına gerek yok. Demem o ki; bizim televizyonlarımızda herkes kolaylıkla sunuculuk ve spikerlik yapabilir. Bunun için herhangi bir "yeterlilik belgesine" ihtiyaç yoktur. Oysa traktör sürmek için bile plakaya, ehliyete ihtiyaç var. İnsanlarının büyük bölümünün Türkçe’yi ekrandan öğrendiği bir memlekette, TRT kökenli sunucuların, spikerlerin, programcıların dışında, "ehliyeti" olan yok! Bunca "genel suç duyurusunun" ardından öncelikle ve özellikle kendimi ihbar ediyorum. Üniversitede gazetecilik, halkla ilişkiler ve televizyon okumama, 30 yıla yakın bir süredir gazetelerde dil bilgisi ve imla kurallarına azami özen göstererek yazı yazmama rağmen, benim de ekranda program sunmak için bir "yeterlilik belgem" yok. Oysa haftada bir gün canlı yayında iki saatlik program sunuyorum. Durun, bitmedi... Kendimle ilgili bir ihbarım daha var: 1985 ya da 1986 yılıydı. Tam olarak hatırlayamıyorum. TRT İstanbul Radyosu’nun açtığı spikerlik sınavına girdim. Önüme bir hava durumu bülteni uzattılar, mikrofon başında okumam için... Yoğun sisle ilgili bir uyarı bülteniydi. O zamanlar "S"lerim fazla "tıs"ladığı için sınavı kaybettim. Yani bana "ehliyet" vermediler... Ama gelin görün ki, ülkenin en önemli televizyonlarından birinde iki yıldır "sunuculuk" yapıyorum. Tavsiyem şudur: RTÜK her 6 ayda bir "çevirme" yapsın... Yani ekran yüzlerinin "sunuculuk yeteneklerini" yazılı ve sözlü imtihanlarla sınasın. Ehliyeti olmayan, yola çıkmasın!..
Yazının tamamını aşağıdaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz..
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/aytug/2010/04/07/kendimi_ihbar_ediyorum
Yüksel Aytuğ /Günaydın
’Dinime küfreden benden daha Müslüman olmalı’ diye bir söz vardır ya, işte aynen öyle bir yazı!..
RTÜK’ün yeni kanun tasarısı meclisten geçtikten sonra ’yüz kızartıcı’ suçlardan sabıkası olanlar program yapamayacak olması konusunda, Muhterem ’Kendimi İhbar ediyorum’ başlığı ile yazı yazmış!..
Bu konuyu yazıya döken zat-ı muhteremin tespitlerinin nerdeyse tamamı doğru olmasına doğru da.. Ancak çok önemli bir konuyu nedense ES geçmiş!..
RTÜK’ün yeni kanun tasarısında;TV’lerde program yapacak kişiler için elzem olan gerekçelere uygun olmalarını istemesi ve senin yazında da belirttiğin özelliklerin program yapacak kişilerde olması konusu yüzde yüz doğru..
Ancakkk, Dünya’da hangi ülkesinde Gazete köşesinde TV eleştirmenliği yapan bir yazar TV programı yapabilir?.... Yaptırırlar mı zannediyorsun?...
Türkiye’nin en önemli gazetelerinden birinde eleştiri yazacaksın, yetmedi önemli kanallardan birinde de program yapacaksın!.. OHHH!... Suyundan da koy!.. Nerde bu yoğurdun bolluğu beyefendi!..
Yazında "Yüz kızartıcı suçlar mı" yanlız, "Türkçeyi konuşamayanlar, lafı ağzında eveleyip, geveleyip ne dediği anlaşılmayanlar" diye bahsettiğin kişileri, yıllarca köşende yere göğe sığdıramayan sensin, programına konuk olarak geldiklerinde bi ellerini öpmediğin kalıyordu ve ertesi gün Padişah Fermanı gibi yazılar döşeniyordun!..
Yine büyük gazetelerden birinde köşesinde TV eleştirmenliği yapan meslektaşın hem program yapıyor hemde bir yapım şirketinin ortağı değil mi!..
Ayrıca ortağı olduğu internet sitesinden Aba altında sopa göstererek, üstü kapalı şantaj ve şartlı tehditler ile TV programları nasıl aldıklarını neden ’ihbar’ edemiyorsun?...
Atilla Dorsay’da çok önemli bir sinema eleştirmeni ama işlettiği bir sinama salonu yok yapımcılığını yaptığı bir filmde yok...
Nedendir bilinmez sen ve bazı meslektaşların, eleştirdiğiniz konuların ticari getirisinden faydalanmayıda hiç ihmal etmiyorsunuz!..
Anlaşılan böyle imkanlar sadece sizlere mahsus gibi gözüküyor!...
Yeri geldiğinde etik kurallardan dem vuran sen, önce kendin etik kurallara uyman gerekmez mi?..
Sacit Aslan