
’Bu şarkı kesin tutar, yok yok bu albümün hiç şansı yok, slogan bir söz lazım, hani nerede lokomotif şarkı?’ Artık kriterlerimiz bunlar ne yazık ki. ’Ne güzel anlatmış duygularını’, ’Allah’ım ne şahane söylemiş’ veya ’Şu müziğin güzelliğine bakın’ gibi lafların fazla önemli olmadığı bir dönem yaşıyor müzik sektörü.
Unkapanı ’kurtkapanı’ denirdi ya, ne ayıp etmişiz. O zamanlar yapımcılar müzisyenlerden sadece müzik beklerdi. Şimdi ise müziğini yap, şarkıları oku, canlıları çaldır, klibini çek, klibi yayınla, promosyonunu yap... Aa!! O zaman niye albümümü başkasına hediye ediyorum ki ben? Yapımcılar da haklı ’kazanamıyorum ki’ diyorlar. Kısır bir döngü şeklinde herkes ayakta kalmaya çalışıyor. Zaten minicik kalmış bir pastadan pay kapabilmek için çırpınan şarkıcılar ve müzisyenler kaynıyor ortalıkta. Bir tarz tutmaya görsün, pıtrak gibi çoğalıyor taklitleri. En starından en yenisine kadar herkes aynı şeyleri yapıyor: aynı altyapı, sıfır müzik, artı slogan bir söz, alın size yeni hitimiz...
Biz zaten severiz taklit etmeyi, bir sokağa bir kebapçı açılır, eğer tutarsa bir aya kalmaz 20 kebapçı görürsünüz aynı sokakta, sonra hepsi birden batar elbette... Sonuçta hep birbirinin aynı işler çıkıyor ortaya. Magazin programlarında bir bölümün altına döşensin diye yapılmış şarkılar konuyor albümlere. ’Şu ara bu tutuyor’ diye yapılan şarkılar beş sene sonra nerede olacak sizce? Tabi ki çöpte...
Onlar delirsin kendi çapında, biz yine de Sezen Aksu dinliyoruz, sadece biz mi, herkes dinliyor. Çünkü Sezen çağı yakalasa da değişime ayak uydursa da hep aynı aslında; gördüğünü, yaşadığını yazıyor. Ne fazla aristokrat ne de piyasa, tam dengede duruyor. Yıllarca Onno Tunç’la ayarlamışlar bu dengeyi. Zaten Onno öldükten sonra müzik logaritmik bir inişe geçti, sanki müziği de yanında götürdü giderken. Yirmi küsur yıl olmuş, hala onların şarkıları var dilimizde.
PROMOSYON ZAMANI TANGASI GÖRÜNENLER!
Değişim de olacak elbette her sektörde olduğu gibi, ama bu karakter değiştirmek olmamalı. Yılan da her yıl deri değiştirir, ama yine yılan olarak kalır. İnsan doğasını o kadar inkar ediyor, k.çına yer edebilmek için o kadar taviz veriyor ki ’ben kimim aslında’ diye bir sorsa kendine, verecek cevabı yok. Başkalarının yazmış olduğu kurallara uymaya çalışmaktan müziğe vakit kalmıyor haliyle.
Bu kuralların başında televizyona, magazine malzeme vermek geliyor. ’Evlenip evlenip boşansak mı acaba?’ Tam da albüm arifesinde, herkesin özel hayatında tesadüfen (!) çalkalanmalar olur nedense? Birilerinin tangası görünür, birinin memesi açılır, hay Allah tam da promosyon zamanı... Aslında kimsenin yediği yok da, ’hı hı’ diyoruz. Nasıl konuşulacaklar ki başka türlü? Bir de kızıyorlar ya magazincilere, o da başka bir kural tabi!
Müzik yazarları, radyocular, televizyoncular, sektörümüzün geldiği durumu beğenmediklerini söylüyor, fakat değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Ne yapabilirler ki demeyin, medyanın gücü yadsınamaz, isterlerse birini rezil de ederler vezir de... Tüm konular, tüm yazılar üç, beş kişi üzerine. Beğenmediklerini yazarken bile reklam yapmış oluyorlar. Yeniler nerde? Ya bu ülkede sadece on kişi mi var bu işi yapan? Bi’ araştırın, bi’ eleştirin, bi’ yazın.. Nerdeee !!
BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEYECEK
Artık bu pastayı büyütmenin vakti geldi, belki de başka pastalar üretmenin! İnsanlar evlerine üç tane çamaşır makinesi almaz elbette, ama istediği kadar albüm alabilir. Önemli olan bu insanlara ulaşabilmek. İşte burada sosyal medyanın gücü devreye giriyor. Tahmin edilenden çok daha büyük bir güç bu. Belki de beş sene sonra iki müzik kanalının kavgası tüm bir sektörü etkileyemeyecek, kim bilir? Artık insanların evine girecek yol internetten geçiyor. Bu da demek oluyor ki kurallar yıkılıyor.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım, yeni bir çağ başlatacak birileri, on sene sonrasının starları olacak. Tam araftayız şu anda, böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek. Benden size bir kehanet:
Dengeler değişecek...
Zeynep Alasya
