SAĞLIK HABERLERİ

Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar: "Tıp artık ticarete dönüştü"

Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar:

Daha önce gıdaların kanserojen etkileri ile gündeme gelen Dr. Yavuz Dizdar, bugünlerde sağlık sistemine yaptğı eleştirilerle ezber bozmaya devam ediyor.

Türkiye Gazetesi'nden Ziyneti Kocabıyık'ın söyleşisi...

“Kanser teşhislerinin büyük bir kısmı kanser değil” diyorsunuz.

Evet bir kısmı için geçerli bu. Bir şeye kanser diyebilmemiz için sonuçta bu tablonun hastada bir belirti vermesi lazım. Eğer siz belirti bulmadan sadece tarama niyetiyle bir şey tespit edip de buna “patolojik olarak kanser” derseniz, bu her zaman kanser olmayabilir. Sonuçta bir hücre farklılaşması söz konusudur. Bunun sonrasında neye dönüşeceğini de bilmeniz mümkün değildir. Çünkü bunun için ayrı bir klinik çalışma yapmak gerekiyor. Elimizdeki teknolojik imkânlar çok arttı. Kolay erişilen ve çok fazla detaylanan, çok daha hassas, çözünürlüğü yüksek sistemleri kullanmaya başlayınca, eskiden göremediğimiz şeyleri görebilir hâle geldik.  “Tarama programlarına mesafeli yaklaşın” dememin sebebi de bu. Yapılması gereken şey çok basit ama kanserin olumsuz algısı yüzünden yapılamamış. Tespit ettiğimiz kişiyi bir süre takip edip tabii seyrin nasıl olduğuna bakmamız lazım. 

TIP TİCARETE DÖNDÜ

Bu durumda vatandaş ne yapsın?


Hiçbir şikâyeti yokken orasını burasını kurcalatmasın. Eğer şikâyeti varsa elbette sağlık sistemine gitmeli. Ama gittiğiniz şikâyetle doktorun bulduğu şey birbiriyle uymuyorsa yani siz ayağınız ağrıyor diye gidiyorsunuz ama tiroitte bir şey çıkıyor; safra kesenizde taş bulunuyor, o zaman oturun bir kere daha düşünün. En çok da tiroitte oluyor bu tür durumlar. Çevrenizdekilerin tiroidini tarasanız yüzde onunda kanser hücresi bulursunuz. Büyük bir bölümünde de dokunulmazsa öylece durur. Bu şekilde gereksiz teşhis ve tedavilerle sistem köpürüp şişiyor. Sistem hasta pompalamak üzere kurulmuş. Hekim de bu durumda fazla bir şey yapamıyor. Yeterli zamanı ayıramayınca, üzerinde fazla düşünmeden görüntülemeye gönderiyor. Özel sağlık sistemleri zaten bunu gerektiriyor.

“Tıp ticarete döndü” diyorsunuz…

Elbette ticarete döndü. Bazı meslekler vardır ticareti kaldırmaz. Elbette yapılan işlerden ücret alınmalıdır. Ancak yapılan iş ticarileşmeye döndüğünde durum değişir. Ticarette kaygı ne kadar para kazanılacağıdır. Tıbbın ticarileşmesi bizim bildiğimiz normal ticarete göre çok vahşice gerçekleşiyor. Hasta elini veriyor kolunu kaptırıyor misali vahşileşme. Bunlar tüccar terzi bile değiller, tüccar doktorlar. “Doktor transferi“ diye bir kavram var mesela. Portföyü olan doktor, bir hastaneden diğer hastaneye gittiğinde kendi hastalarını da götüreceği var sayıldığı için bir transfer ücreti ödeniyor. Hem de hatırı sayılır bir miktar. Portföy büyükse transfer parası da büyüyor… Futbolcular gibi… Kusura bakmasın bizde sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Bir zamanlar yapılmış olan ve hâlâ da yapıldığına inandığım “hasta yönlendirme” diye bir kavram var. Bir ticari faaliyet alanı bu. Yani siz bir yere tetkikler için bir hasta gönderiyorsanız, sürekli aynı yere gönderiyorsanız, bir de bunun telkininde bulun diyorsanız üzerinde biraz düşünmek gerekir. Belki gönderdiğiniz yer daha iyisini çekiyordur ama siz bundan komisyon aldığınız anda durum değişir. Bu komisyon içselleştirilmiş artık almayana salak gözüyle bakıyorlar.

SÖZÜM HERKESE DEĞİL

Doktorların hepsi mi böyle?


Değil elbette. İşini cansiperane yapan, idealist dürüst insanlar çoğunlukta. Sözünü ettiğim rayından çıkmış kısım yüzde 5’lik bir bölüm ama diğer yüzde 95’i de götürüyor bu oran.

Bu sözlerinizle sağlık sektörünün şimşeklerini üzerinize çekmiyor musunuz?

Ben kimseye kötü bir şey söylemedim. Genel tıp eleştirisi, sistemin eleştirisini yaptım ama inanılmaz şekilde geri dönüş oldu. Sanki birinin adını anmışım gibi geri dönüldü.

Tıp camiasından tepkiler nasıl geliyor?

Tepki gösterenlerin çoğu aslında işini dürüst yapan, cansiperane çalışanlar. Tıp camiasından tepkilerin bir kısmı, “Aslında bir de bu yönden de bakmak lazım” şeklindeydi. Bir kemik kitle var ki onlar,  “Vay doktorları zor durumda bırakıyorsun. Doktorlara şiddeti özendiriyorsun” diye tepki gösterdiler. Hiç alakası yok efendim. Bu ülkede sadece doktora şiddet değil,  kadına, hayvana birçok unsura şiddet var ve bunun hak etmeyle hiç alakası yok. Zaten kitabın tamamını okuyanlar benim ne demek istediğimi anladı. Sadece beyanatları dinleyenler, kitabı okumayanlar konuyu tam olarak anlayamadı.

TOPLUM HASTA, HEKİM CAHİL

Kitapta, “Toplum açısından baktığınızda daha hasta bir toplum olduk. Doktor açısından baktığımızda cahilleştik” diyorsunuz…

Bu cahilliği aşmanın tek yolu bütüncül bakmak. Bu bütüncüllük 1900’lerin sonunda kaybedildi. Tıp eğitimi tam bir felaket. Üniversiteler büyük birer kreş gibi. Eleştiriyi sağlık sistemi üzerinden yapıyoruz ama bu bütün meslek grupları için geçerli. Aileler çocukları diploma sahibi olsun diye okula gönderiyorlar. Çocuklar okulda zaman geçiriyorlar. Sonuçta bir şey öğrenilmiyor. Okumuyorlar. Buna müdahale etmeye kalktığınızda, karşınıza okul yönetimi çıkıyor çünkü o öğrenciden para kazanıyorlar.  Ortalık makine mühendisinden geçilmiyor ama musluğunuzu tamir ettirecek doğru dürüst usta bulunamıyor.

Bunun sağlığa yansıması nasıl oluyor?

Doktorlar da sonunda teknisyenleşmeye başlıyor. Çünkü doktor dediğiniz kişi bir canlı bir sistemi. Onun hastalıklarını anlamaya çalışacak kişidir. Oysa 40 yıldır tıpta bir ilerleme yok. Babamın kitaplarına da bakıyorum aynı şeyler yazılıyor. Hep bunlar ezberleniyor. Başka bakış açıları geliştirilmiyor. Sadece teknoloji ilerledi. Arada bir de iyi bir ilaç çıkıyor. Tam tersine hekimlik becerisi yıllar içinde geri plana düşüyor. Çünkü teknoloji o kadar gelişti ki, biz teknisyenleşmeye doğru gidiyoruz. Günün birinde biri çıkıp da doktoraya ihtiyaç yok. Tıp teknisyenliği yeterlidir” derse çok yanlış olmaz.

'ŞÖHRETİN ESİRİ OLAMAM'

Ezber bozan cümleleriniz çok ses getirdi. “Yeni bir Canan Karatay mı doğuyor” diyenler var.  

Onun korkusunu yaşıyorlar. Yeni bir Canan Karatay derken olumsuz anlamda söylemiyorum. Canan hoca da bildiğini söylüyor ve şunun farkında ki, bazı şeyleri bir şekilde söylerseniz insanların dikkatini çeker. Benim medyaya duçar olduğum, medyada görünmek için yanıp tutuştuğum falan yok. Tam tersine en çok korktuğum şey o pozisyonu sevmek. Bu en sonunda gazinoda yer bulamamış kişinin sokaklara çıkıp bas bas bağırarak şarkı söylemesi gibi bir şeydir. Tam tersine şöhret olmak istemiyorum. Çünkü tanınmaya başladığınızda herkesin gözü üstünüzde oluyor. Oturup bir börek bile yiyemezsiniz.

İşin maddi yönü?

Benim maddiyatla hiçbir zaman işim olmadı. Muyanehanem yok. Hastalarım hastanede ücretsiz olarak tedavi oluyorlar. Herhangi bir şirketle bağlantım yok. Satın alınamamak duruma en yakışadır. Satın alınamayacaksınız. Çünkü sizin toplumda kabul edilmiş olmanızı sağlayan şey, bundan çıkarsız olduğunu bilmeleridir. Hâlâ meslektaşlarım “Bu adamın bundan ne çıkarı var” diye düşünüyor. Ben çocukların geleceğini kurtarmak istiyorum. Tıpta köklü değişiklik oluşabilmesi için yeterli bilgi birikimi oluşmuş. Ama tıp görememiş. Besin endüstrisi yapmış, süt endüstrisi yapmış, ilaç endüstrisi kısmen yapmış. Bütün öğrencilere tıbba gelin diyorum. Tıpta bir Rönesans yani algı değişikliği diğer alanların da okunabilmesi ile mümkün. Aslında tıbbın önü çok açık. Burada amaç tamamen bu…
  • Bu Haberi