
-Kitabınız yazdığınız denemelerin bir derlemesi mi?
Birçok deneme var ama hepsini aynı vesileyle yazdım; 40. yaşıma girerken, bugüne kadar yaşadıklarım, tecrübelerim ve insanlarda gördüklerimin bir yansıması oldu. İlk bölümlerde çocuk yetiştirme konusunda gördüğüm hataları yazdım. Daha sonralarıysa erişkin olmuş, büyümüş ama ruhu büyümemiş insanlar hakkındaki gözlemlerimi aktardım.
-40. yaşın sembolik bir anlamı var mı sizin için?
Özel bir anlam taşımıyor ama o yaşa girdiğimde kendimi sorguladım birden, belki de yuvarlak bir sayı olmasındandır, hayatımda ilk kez yaşadım böyle bir durumu. Geçmişimi düşünmeye, artılarımı eksilerimi değerlendirmeye başladım.
-Değerlendirmenizden çıkardığınız önemli bir ders var mı?
Farklı mevkilerde çalıştım; hem İstanbul’da, hem Anadolu’da hekimlik yaptım, farklı kademelerde yöneticilik deneyimlerim oldu, halen çalıştığım hastanede başhekimlik görevini yürütüyorum. Pek çok farklı mevkide çalışma imkanı bulmuş biri olarak en önemlisinin insanların gönüllerindeki mevkiiniz olduğunu anladım. Tepelerde kalmak zor, dengeli olmalıyız. Hayata bakışım, bütün bunların, mevkilerin gelip geçici olduğunu düşünmek üzerine kurulu. Kimse çıktığı yerde kalıcı değil. Yukarılara çıktıkça oksijen fazlalığından insanların sersemliği artabiliyor. Bir gün iniş yaşayacağımızın farkındaysak, hem bizim, hem de muhataplarımız için her şey daha fazla kolaylaşır.
-’Hiç’ olma durumunu anlatıyorsunuz kitabınızda. Biraz karamsar değil mi?
Tam tersi, hiçlik değersizlik değildir. İnsanın kendi içine dönüp içindeki zenginlikleri keşfetmesidir. Esasında hepimiz hayattaki yalnızlığımızdan kaynaklanan bir arayış içindeyiz. Çevremizdeki insanların sayısı arttıkça yalnızlığımızın arttığını fark etmeyiz çoğu zaman. Nedeni basit; insanlar çevrelerinde kendilerini ararlar. Yeni tanıştığımız her kişide kendimizi bulma çabası bizi dipsiz bir kuyuya çekerken, kendimizi bulana kadar bu devam eder. İçimize bakıp kendimizi bulmaya çalışmak ve oradaki hiçliği fark etmek çok şey olabilmek anlamına geliyor aynı zamanda. Tasavvufi bir yanı var. Hiçlik olgunluk demek. Oldum diyemezsiniz ama o yola girmek gerek.
-40 yaşını yenilenmek için dönüm noktası olarak görebilir miyiz?
Evet, bir yenilenme noktası olarak bakmak kesinlikle iyi bir fikir. Bunun için farklı şeyler yapmaya gerek yok, içinize bakarsanız kapılar açılır zaten, yolunuzu bulursunuz. Büyük bir okyanusla, dinginlikle, huzurla yani hiçlikle karşılaşacaksınız oralarda.
-Kitabınızın önemli kısmını ayırdığınız ’çocukluk dönemi’nin, özellikle vurgulanması gereken bir yanı var mı?
Çok şey bastırılıyor bizim toplumumuzda, gülmek bile ayıp sayılıyor. Çocuklukları bastırılmış yetişkinlerin işlerini yaparken, sosyal ilişkiler kurarken, bilye oyunları oynadığını görüyorum. Egolarını tatmin etmek için, gücü eline aldığı zaman ölçüsüz ve şuursuz biçimde kullandığını görüyorum. Çocuklukla ilgili bir durum; o dönemde alınan eğitimle, rol modelleriyle ilgili...
-Bu problemin daha fazla öne çıkan belli bir nedeni var mı?
Evet, bu problemlerin en büyük nedeni çocukluktaki özgüven eksikliği. Çocukken bazı şeyleri yaşayamazsak ileride egolarımıza yenik düşeriz. Baskı altındaki çocuk ileride ürkek olur, gücü eline aldığındaysa bütün o bastırılmışlığın acısını çevresinden çıkarır. Diğerlerini baskı altına alma refleksi gösterir.
-Çocuk eğitiminde başarılı sayılmaz mıyız?
Çocukları baskı altında, özgüvensiz yetiştirmenin olumsuz yanları hakkında çoğu insanın belli bir fikri bulunuyor. Fakat daha az göze çarpan bir durum da var; çocuk eğitiminde gözlemlediğim en büyük problemlerden biri şımarıklıkla özgüvenin ebeveynler tarafından birbirine karıştırılması. Farkında değiller çoğu zaman ama ’Çocuğum özgüvenli olacak’ diye şımarık yetiştiriyorlar. Çocuğa davranışlarının belli sorumluluklar gerektirdiğini, belli usullere tabi olduğunu öğretmek gerekir.