
- ’Sondan Sonra’ isimli tiyatro oyunundaki rolünüzle Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde ’En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldınız. Bunu oyunculukta rüştünüzün ispatı olarak görüyor musunuz?
Tam olarak öyle değil ama büyük bir adım attığımın farkındayım. Şimdi devamını getirmek gerekiyor. Bu ödülle doğru yolda ilerlediğimi ve vazgeçmemem gerektiğini hissettim. Tiyatroyu çok seviyorum ve her oyuncu gibi hiçbir beklentim olmadan, sadece sevdiğim için yapıyorum bu işi. Alkışlanmak ve bu işe yıllarını vermiş usta oyuncular tarafından destek görmek insana harika hissettiriyor. Oyunumuzu gelip seyreden herkes hak edilmiş bir ödül olduğunu söylüyor ki, bu da beni çok mutlu ediyor.
SETTEKİ TANRI YÖNETMENDİR
- Oyunculuğu dizi, sinema, tiyatro oyunculuğu olarak ayırır mısınız?
Çok ayırmıyorum aslında. Ama şöyle bir gerçek var; dizide de sinemada da asıl başarı ya da başarısızlık yönetmenindir. Çünkü setteki Tanrı odur ve onun istediği gibi oynamakla yükümlüsünüzdür. Montajda da onun seçtiği kareler seçilir. İşi bir bütün yapan, gerçek yaratıcı odur. Buna kıyasla tiyatroda iş daha çok oyuncuya düşüyor. Çünkü sahnede yalnızsınız ve size ’Olmadı, kestik, baştan alıyoruz’ diyecek ya da ’Dur onu öyle değil böyle yap’ diyecek biri yok. Provalarda birlikte çalıştığınız yönetmeninizin yönlendirmeleri bile, siz sahnede oyunu oynarken yok olabilir. Sahnede işin yüzde 90’ı oyuncunun kendisine kalıyor. Bu yüzden de daha zor ama bir o kadar da güzel.
- Oyunculuğunuzla ilgili aldığınız eleştirilere kulak tıkar mısınız?
Her eleştiriyi dinlerim, özellikle hocalarımın ve işinde usta eleştirmenlerin fikirlerine çok değer veririm. Benim göremediğim ama onların fark ettiği bir şeyler illa ki olur. Bunları duymak ve değiştirmek benim için önemli. Bunun dışında seyircilerin eleştirilerini de hep takip ederim. Mantıklı bulduğum ve bana katkısı olacağını düşündüğüm fikirleri kafama not ederim.
- Sizi üzen bir eleştiriyle karşılaştınız mı peki bugüne kadar?
Kötü niyetli, amacı sadece muhatabını üzmek olan yorumları ciddiye almam. Ben çok şanslıyım ki, başından beri seçtiğim işin eğitimini aldım, o mesleği icra ediyorum. İşini severek yapmanın kişiye ekstra bir güç ve mutluluk verdiğini düşünüyorum. O yüzden, bu tür kötü niyetli eleştiriler beni çok etkilemiyor. Bundan yola çıkarak genç arkadaşlarıma şiddetle ’Bırakın size dayatılanları, siz ne yapmak istiyorsunuz, hayatınızı ne yaparak geçirmek istiyorsunuz ona bakın’ diyorum.
ÖZGÜRLÜK İNSANIN VAROLUŞ HAKKIDIR
- ’Sondan Sonra’nın tanıtımında, ’Toplumumuz için tehlikeli olan insanların etrafta dolaşmasına biz izin verdik’ diyor. Bu cümleden yola çıkarak, internet sansürü, gazetecilerin tutuklanması gibi konulara bakış açınızı bizimle paylaşır mısınız?
Oyunda da böyle... Mark, gücünü karşı tarafa kabul ettirebilmek için psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyor ve oyundan alıntı yaptığınız o hastalıklı cümle ile de bu hareketlerini haklı kılmaya çalışıyor. Oysaki sırf senin gibi düşünmüyor diye o kişiyi yok edemezsin, kapatıp susturamazsın. O zaman ’Herkese değil sadece gücü elinde tutana özgürlük’ gibi bir söylemin olur ki, özgürlük kişilerin tayin edebileceği bir şey değil; insanın var oluş hakkıdır. Herkesin istediğini söyleme ve düşünme ve de yaşama hakkı vardır. Öyle olmaması için uğraşılsa bile!
- Tiyatro oyununuzun verdiği siyasal ve sosyal mesajın etkili olduğunu, anlaşıldığını düşünüyor musunuz?
Evet. Zaten oyun metninin böyle bir büyüsü var. Sanki sinema filmi izler gibi, oyun hiç sıkılmadan izlenebiliyor ve bittiğinde ise seyirci aklında bir sürü cümle ile baş başa kalıyor. Buna aracı olmak, seyirciyle bu duyguyu paylaşmak beni çok ama çok iyi hissettiriyor.
TÜRÜNÜN İLK ÖRNEĞİ
- Kaybedenler Kulübü’nün sinemada durduğu yerden biraz bahseder misiniz?
Aslında bunu sinema eleştirmenlerimizin yapması daha doğru ama bence türünün ilk örneği olarak gayet yenilikçi ve cesur bir yerde duruyor.
- Zeynep rolü, Bir İstanbul Masalı’ndan bu yana üzerinizde kalan ’cici kız’ imajını sildi mi?
Zeynep’in dizilerde oynadığım karakterlerden çok farklı olduğunun farkındayım, böyle olmasına da seviniyorum. Her oyuncu gibi ben de farklı roller oynamak istiyorum. Bu anlamda da söylediğiniz doğru olabilir.
- Dışarıdan bakıldığı zaman soğuk bir duruşunuz var. Bu bir savunma mekanizması mı yoksa doğal haliniz mi?
Her ikisi de değil. Aslında bu normal insan tepkisi... Siz hiç tanımadığınız birine durup dururken ekstra samimi davranıyor musunuz? Doğal olarak ben de davranmıyorum. Tabii ki tanıdıktan sonra konuştukça hem ben karşımdakini hem de o beni daha sıcak ve samimi bulmaya başlıyor. Bundan doğal ne var? İnsanların sokakta yürürken beni anlamsız yere samimi görme isteğini anlamıyorum. Aslına bakarsan ben de herkes gibiyim, ne daha fazla ne daha eksik.
CAHİLCE SEÇİM YAPMIYORUM
Beyazperdede seçiciyim ama ’Bunu sevdim’, ’Bunu sevmedim’ diye öyle cahilce, önyargılı bir seçicilik değil benimkisi. Sadece hikayesini okuduğumda karakterin gerçekliğine inandığım işler yapmak istiyorum. Çünkü o karaktere inanmadığım takdirde samimi bir oyunculuk sergileyebileceğimi sanmıyorum. Bu kararım kendiliğinden, yaşadığım ve yaptığım işlerden şekillenerek oluştu.
