
Kendine mi çalışıyorsun hep? Yani senaryolarını kendin oynayasın diye mi yazıyorsun?
Aynen öyle; kendim için yapıyorum. Ben ihtiyaçtan yapıyorum sinemayı... (Kahkahalar) Tamamen manevi ihtiyaçtan yani, gülme ve güldürme hasretinden.
’Eyyvah Eyvah’lar başarılı olmasa, cesaretle devam edebilir miydin yazmaya?
Cesaretim kırılabilirdi, bilemiyorum o durumu ama bir Arnavut inadı vardır bende inceden. Babam Arnavut’tur.
Seni sahneden vazgeçirip senaryo yazmaya, film yapmaya iten neydi peki?
Arif Sağ’dı! (Kahkalar atıyor)
Nasıl yani?
Aslında ben tembel bir adamdım Şirin... Senaryo gelsin de oynayalım diye bekliyordum. Fakat gelmiyordu! Sonra bir gün Arif Sağ’la karşılaştım Bozcaada’da; bana bir kalay, bir fırça: "Oğlum, bak Cem Yılmaz kaçıncı filmini yapıyor, sen komedyensin, komiksin, elin kısa kısa skeçler yazmaya varıyor da büyük bir eser, bir film yazmaya mı varmıyor? Eğer film yazmazsan biteceksin, ben de sana selam vermem!" Hemen oturdum ’Eyyvah Eyvah’ı yazdım!
BABA-ABİ EKSİKLİĞİ!
Hep böyle gaza gelir misin?
Galiba bir abi, baba eksikliği varmış hayatımda. (Gülüyor) Bir tokatladı beni, meğer halk müziği tokatlaması ayrı bir lezzetli oluyormuş (kahkahalar atıyor), kendime geldim. O gazla üçüncü film yazıldı, gidiyoruz bakalım.
Arif Sağ’ın söylediği şeye takıldım; yazmazsan biter misin sahiden? Yani gün geliyor, sahnede sözün bitiyor, başka yerlere mi gidiyor iş mecburen?
Bitmezsin ama sadece para kazanacak işler yaparsın. Dizi yaparsın, gösteri yapmaya devam edersin ama sinema başka bir level! Mesela ’Tek Kişilik Dev Kadro’yu 10 sene oynadım. Koca bir 10 sene, toplasan bir milyon kişi seyretmemiştir. Ama iyi film yaparsan üç günde bu rakamı yakalayabiliyorsun. Seyredilme arzusundaki insan için bu anormal bir rakam! İkinci güzelliği de şu: Yazma safhası insanı anormal derecede mutlu eden bir şey.
Eli yüzü düzgün, çok naif komediler yaptın. ’Biraz cinsellik, biraz absürdlük, bolca küfür’ içeren komediler iş yapar teorisini çürüttün mü sen?
Yok ya, biz güzel şeylere de güldük; Tosun Paşalar, Gulyabaniler, Şekerpareler.
Çok eski zamandan bahsediyorsun ama!
Ben çok belirleyici, didaktik şeyler söylemek istemem. Her malın müşterisi var. Bir daha söylüyorum; ben kalbimden geçeni yapıyorum, kötü bir şey geçerse içimden, kötü bir şey de yaparım. (Kahkahalar atıyor)
O ne demek?
Yani öyle sert bir film de yazabilirim bir gün. Ama benim gösterilerimde ben neysem, yine oyum. Sonuçta iki tane oyun yazdım şimdiye kadar, 16 yıldır eve ekmeği oradan götürüyorum. Onlarda neyse, filmlerde de o. Benim şahsen değişmem lazım ki başka arayışlara gireyim. İnşallah değişmem, şimdilik iyi gidiyoruz.
İnanmadığın bir şeylerden para kazandın mı şimdiye kadar?
Evet, ’Hacıyatmaz’! Orada benim de hatam var, biraz daha düşünmeliydim ama ayağım sakatken bir çıkış gibi gördüm.
SEN BU FİLMİ Bİ SEYRET DE!
Sen futbolla ilgili bir şey de yazmalısın. Şike mike derken acayip bir iş çıkartabilirsin...
Bak bu çok güzel fikir, çok istediğim bir şey. (Hin hin gülüyor) Bu filmi bir seyret de sen...
Var mı yani göndermeler?
Bu filmi bir seyret de... (Kahkahalar)
YÖNETMENLİK YAPMAM
Yönetmenlik yapacak mısın bir gün?
Şunu net biliyorum: Bende yönetmenlik olmayacak hiçbir zaman!
Neden?
Hiç özenmiyorum ona! Ben karakterimle ve laflarla, oyuncularla baş başa kalmayı seviyorum. Yönetmenlik çok zahmetli bir iş. Yönetmen de sensen eğer, bir gözün gidiyor. Oysa senin dışında bir yönetmen olduğunda, mesela "Öyle değil de şöyle yapsak nasıl olurdu?" diyor, hayatın kurtuluyor. O kadar önemli ki bu. Hakan Algül, Türkiye’deki en iyi mizah yönetmenlerinden biri. İkinci gözüm benim.
YAVUZ’A ŞAŞIRMA HAKKIMI KULLANDIM!
Sormasam olmaz; "Ata benim filmimi çaldı" diyen Yavuz Seçkin’e ne diyorsun?
Hayatta şaşırma hakkımı kullandığım anlardan biri oldu benim için! Almanya’dayız, filmin ortasındayız, bir sabah kalktım dediler ki "Yavuz Seçkin seni mahkemeye veriyormuş." "Allah Allah sebep?" "Onun filminin ismi de ’Das Borak-Kreuzberg Kaplanı’ymış." Dedim "Eeeee? Kaplan hayvanı yüzünden mi çıkıyor bütün bunlar?" (Gülüyor)
Yapılabilecek en iyi açıklama...
Hayır yani Yavuz, aynı kaseden çorba içtik biz, beni arasana böyle bir sıkıntın varsa! Anlamıyorum ki...
Hiç konuşmadınız mı?
Hayır konuşmadım, çünkü en son canlı yayına çıktığında ’Hırsız Ata Demirer’lere falan getirdi durumu. İri cümleler bunlar. Ben onun karakterini ’Das Borak’ diye biliyorum, internette arayınca da ’Das Borak’ diye çıkıyor. Onun sıfatının Kreuzberg Kaplanı olduğunu bilsem, yemin ediyorum ’Ayhan Aslan’ yaparım karakterimi! Çünkü bir insanın, bir yaratıcının en son başına gelmesini istediği şeydir bu.
MİLET GÜLENE KADAR CİDDİ BİR GEBELİK
Filmin vizyona girdiğinde ’doğum sancısı gibi bir şey’ oluyor mu sende de?
Olmaz mı ya... Film çekmenin en büyük zorluğu şu: Film bitiyor ve sen komik mi, değil mi anlamıyorsun! Ne zamana kadar biliyor musun?
Galaya kadar mı?
Gala bile değil, galadan sonra "Seyirci gülüyor abi" haberleri geldiği zaman!
Böyle haberler geliyor bir de, değil mi?
Evet, bu da çok komiktir: "Beyoğlu sinemasındayım, seyirci gülüyor abi, hadi geçmiş olsun!" (Gülüyor) Bu tepki gelmeden öncesi ciddi bir gebelik gerçekten. ’Eyyvah Eyvah’ı anlatıyorum... Film bitti ve ben nefret ettim! Dedim ki, Allah’ım hiçbir espri geçmemiş filme. Tansiyonum falan çıktı. Necati abiyle de (Akpınar) seyrettik, o da gülmüyor, benim ansikiyete bozukluğum ona da geçmiş...
Ee ne yaptınız?
Galaya bir gün kala; gece yarısı filmin sesine ve ışığına bakmak için Kanyon sinemasına gittik. Necati Abi, orada çalışan üç-beş sinema görevlisini içeri sokup izlettirdi. Biz de arkadayız, Türk filmlerindeki gibi perdenin arkasından bakıyoruz. Bunlar bir gülmeye başladı, benim dizlerimin bağı çözüldü, dedim ki "Ohhh be, komik bir şey yapmışız!"
ALMANYA’DA FİLM ÇEKMEK ÇOK KOLAY!
Almanya’da çok kolay film çekiliyor, herkese tavsiye ediyorum. Belediyelerin, polislerin hiçbiri sana karışmıyor. İzin aldığımız halde bir kişi gelip izin belgemizi sormadı; resmen korsan film çektik. Canımız nerede isterse orada çektik; Hatta bir yerde dediler ki "Merkel’in ofisi soldaki cam", o kadar yani!
TV dizilerinden, bir reklam filminden yüklü miktarda para almak mümkün ama öyle oluyor ki sinemadan hiç para kazanamamak da olası! Dolayısıyla bu aşk işidir. Ben de filmleri tamamen aşk için yapıyorum. Bundan sonra da her sene bir film yetiştirmek gibi bir sorunum var. Yaptığım ve başarılı olduğum zaman onun bana dönüşü beni hayata bağlıyor. Ben bunun için film yapıyorum işte.
Şirin Sever
