
Master Chef programı sayesinde tüm Türkiye’nin tanıdığı, Sortie’nin şefi Batuhan Piatti Zeynioğlu; Touch
Mutfaktaki diktatör haliniz aile hayatınızda da geçerli midir?
BATUHAN PIATTI: Anne benden daha despot diyebilirim! Kararları o verir. Ama bu kötü bir şey değil bence. Güvendiğin birine kendini bırakmak iyi. Eşim öğretmen. Şimdi ben ona çocuğun eğitimiyle ilgili nasıl bir şey söylerim? Ancak fikirlerimi söyleyebilirim, ötesine geçmem.
16 SAAT ÇALIŞIYORUM
Derya’nın sizin yemeklerinizle büyümesi büyük risk değil mi? Çıta hep yüksek olacak...
B.P.: Bilmem... Ben ona üç aylıktan itibaren her şeyi vermeye başladım. O zaman bile karpuz yerdi. Bildiğim her şeyi ona öğretmeye çalışıyorum. Ama bazen garip şeyler oluyor. Derya’nın okulunda öğle yemeğinde makarna çıkmış. Bizimki "Parmesan yok mu?" diye sormuş. Şimdi bu ukalalık mı? Öyle alıştı.
Derya sen çok güzel hamur açıyorsun. İlerde mutfakla ilgilenmeyi düşünüyor musun?
DERYA: Mutfakla ilgileniyorum ama ilerisi için henüz karar vermiş değilim.
Baba-kız beraberken canınız ne çeker?
B.P.: Tarihi Karaköy Balıkçısı’nın çorbası mesela benim en sevdiklerim arasındadır. Ekmekleri de her gün taze yapılıyor. Muhteşem bir yer. Balık çorbası haricinde kağıtta levrek, dil sarması da olağanüstü... Suna’nın Yeri’nde fava, karides, balık yeterli geliyor. Kahvaltı için ise Çengelköy’de tarihi bir fırınımız var. Oradan simitlerimizi alır, Çınaraltı’na ineriz. Ama evdeysek bir çeşit yeriz. Mesela sadece makarna...
Hayatınız sürekli koşturmaca halinde mi?
B.P.: Aynen öyle. Benim normalde günde 16-17 saatlik bir çalışma düzenim var. Bir tek bu aralar çekimler dolayısıyla biraz daha rahatım.
Derya’yla kendi aranızda İtalyanca konuşuyorsunuz. İki dil zor olmuyor mu?
B.P.: İtalyan anaokuluna gittiği için hiç zorlanmadı zaten. Seneye ilkokula başlayacak ve şimdiden İngilizce öğrenmek istiyor.
DERYA: Ama ben İtalyanca konuşmayı daha çok seviyorum.
B.P.: Çünkü İtalyanca konuştuğunda kimse anlamıyor seni değil mi?
ONU ŞIMARTMAM
Siz yarı İtalyansınız. Aileniz bir Türk ailesine mi yoksa İtalyan ailesine mi daha çok benzer?
B.P.: Sanırım Türk ailesine daha çok benziyor.
Baba olarak en çok dikkat ettiğiniz şey nedir?
B.P.: Dürüst olmak. Ben Derya’yı şımartmıyorum. Ya da az şımartıyorum diyelim. Vik vik yapmayı sevmiyorum. Yanlışlıkla bile olsa bir şeye "Hayır" dediysem de arkasında duruyorum. Kolay kolay yumuşamam yani.
Üç aylık bir de oğlunuz var. Ama kızınıza çok düşkünsünüz. Baba-kız olmak gerçekten ayrıcalıklı bir duygu değil mi?
B.P.: Çok farklı. Hatta ben bir kız daha olsun diyorum da, eşim küfrediyor.
DERYA BİR TEK MOTORA BİNEMEZ!
Derya’nın sporla arası nasıl?
B.P.: At binmeyi çok sever Derya. O yüzden sık sık Polonezköy’e gideriz.
DERYA: Orada Çukulata, Kartopu ve Fıstık var. Onlara biniyorum.
B.P: Geçenlerde Derya’yla birlikte annesini ve kardeşini bırakıp Dubai’ye kuzenimin yanına gittik beraber. Onlar da baba-kızdı. Çok eğlendik, dalış yaptık.
Endişeli bir ebeveyn değilsiniz gördüğümüz kadarıyla.
B.P.: Hiç değilim. Bir tek motora binmesini istemem. Ben kullanıyordum ve kaza yaptım. Derya iki yaşından beri mükemmel yüzüyor. Dalış yapmasına neden izin vermeyeyim ki?
DERYA: Baba bana havada takla atarak havuza atlamasını öğretir misin?
B.P.: Onu artık öğretemem canım. 95 kilo sınırını geçtikten sonra yapamam böyle bir şey.
