
- Klasik bir soruyla başlayalım; nasıl bir araya geldiniz?
Özlem Gürses: 2007’de Kanal 1’deydim ve böyle bir proje fikri belirmişti. Ben hemen Vivet’i aramıştım. Gezi Pastanesi’nde uzun bir sohbetin sonunda programı yapmaya karar vermiş ve içeriğini belirlemiştik. Vivet, Ayşe’yi tanıyordu. O da Ayşe’yi ikna etti. Birbirimizi çok sevdik ve başladık. Şimdi tv8’deyiz.
ASLINDA ÇOK FARKLI DEĞİLİZ
- Sizi ’bir liberal, bir modern bir de muhafazakar kadın’ olsun, ekranda 3 fikir çarpışsın diye bir araya getirmediler o halde?
Özlem G.: Öyle olmadı, baştan bu şekilde planlanmadı zaten. Vivet’i ben televizyon programlarından tanır ve çok severdim, her zaman onunla birlikte iş yapmak dileğim vardı. Üçümüz ilk defa kanalda yöneticinin karşısında bir araya geldik ve çok ısındık işe.
Ayşe Böhürler: Biz Vivet’le çok uzun zamandır tanışırız, aynı zamanda yapımcı da olduğum projelerden de tanışırız.
- Daha önce çalıştınız mı beraber?
Ayşe B.: Hayır, benim yapımcısı olduğum programlara konuk olarak geldi Vivet ve çok iyi dost olduk. Özel sohbetlerimiz oldu.
Özlem G.: Az önceki soruya döneceğim; bu proje öyle bir formüle dayandırılmadı, burada çıkış noktası üç kadının da gazeteci olmasıydı.
- Farklı kadınlar aynı masanın başında oturuyor; siz, çok farklı mısınız birbirinizden?
Özlem G.: Formülle bir araya gelmedik ama bizden sonra bunun iyi bir formül olduğunu düşünen çok oldu ve benzer programlar yapmaya başladılar. Aslında çok farklı değiliz.
Ayşe B.: Farklı mahallelerin bir araya geldiği ilk programdık biz.
Vivet K.: Şöyle düşünüyorlardı ilk başta, Ayşe muhafazakardır, Vivet şöyledir, Özlem böyledir. Önemli olan hepimizin de gazeteci olması, konuları ve sorunları ortaya yatırma biçiminde aydın tavırlar sergilememizdi. Hem bir ihtiyaca cevap verdik hem de izleyiciye beklemediği bir şey sunduk. Anlaşamayacağımızı düşündükleri konularda anlaştık, aslında anlaşabileceğimizi sandıkları konularda anlaşmazlığa düştük. İlla çatışmak, kavga etmek gerekmiyor; bunu gösteriyoruz. Biz o alanda kendimiz kullandırtmadık. Anlaşamasak da kavga etmedik, buna gerek yok ki...
Özlem G.: Ayşe’yi programda tanıdım diyebilirim ve beni çok şaşırttığı anlar oldu. Hatta onun esprilerini muhafazakar kesim şaşkınlıkla dinliyor.
SEYİRCİYİ ŞAŞIRTTIK
- Kimin ne kadar muhafazakar ya da modern olduğunu kim ne bilecek; siz insanları bu anlamda şaşırttığınızı söylüyorsunuz...
Özlem G.: Zaman içinde benim tutucu yönlerimi de gördü insanlar. Vivet’in son derece yaratıcı fikirleri vardır, dehşet ve hayranlıkla izliyorum, Ayşe keza son derece espritüeldir, ona pas attığım zaman nefis şakalar yapabiliyor.
Vivet K.: İnsanlar zaman içinde bizlere de anlamlar yüklediler, belki farklı beklentileri oldu ancak kendimiz olduk biz. Ekranda kendimizi oyalamak istedik ve böyle yapınca çok da başarılı olduk, seyircinin elbette beklentisi vardı. Birdenbire bizi seyrettiklerinde şaşırdılar, sürprizle karşılaşmak hoşlarına gitti.
Ayşe B.: Zaten o kadar farklı konularda konuşuyoruz ki. Minyatür konuşuyoruz arkasından bir sergiyi, şike olayını; sonra Ramazan’dan bahsediyoruz. Bazen konu eşcinsel haklarına geliyor. Programın din bilgisi tarafı bana ait, Özlem’in bu konuda hiç bilgisi yok ancak konuşmayı seviyor. Vivet ise din felsefesine bayılıyor. Benim en büyük özelliğim her şeye tam tersinden bakabilmem.
Vivet K.: Özlem zaman zaman tutucudur mesela, hepimizi çok şaşırttığı da oluyor.
Ayşe B.: Zaten gündemimizi Özlem hazırlıyor.
Onun belirlediği konular çerçevesinde konuşuyoruz ve hep beraber öğreniyoruz.
Vivet K.: İnteraktif bir programız aynı zamanda, çok açığız gelen mesajlara ve bilgilere. Bazen yanlış bir şey söyleyiveriyoruz, hemen düzeltiyorlar. Seyircinin tepkisini anında almak çok güzel oluyor, yanımızda gibiler.
Özlem G.: Öyle bir yöne doğru gidiyoruz ki, gelişmek ve değişmek zorundayız. Birimizin söylediğine birimiz katılıyoruz, bazen ikimiz de karşı gelebilirken bir anda herkes bambaşka fikirler beyan edebiliyor.
- Yine de uyumunuzu takdir ediyorum, kavga, yüksek ses yok sizde. Bir yandan ülkeye tahammül kelimesini hatırlatıyorsunuz.
Vivet K.: Galiba bir yandan da kendimizle dalga geçiyoruz.
Ayşe B.: Ben o kadar kaptırıyorum ki kendimi çocuklarımın cinsiyetini unuttum (gülüyor).
- Gerçekten mi, nasıl oldu?
Özlem G.: Aileden, çocuktan konu açılmıştı, Ayşe’ye kaç çocuğun var diye sordum ve ’İki oğlum bir kızım var’ dedi (gülüyoruz).
Vivet K.: Halbuki iki kızı bir oğlu var, ben dayanamadım sordum. ’Ayşeciğim senin iki kızın yok muydu’ diye.
Ayşe B.: Ben de şaşırdım bana niye öyle hayretle bakıyorlar diye. Çok gülmüştük.
Özlem G.: Bizim programda taassup var aslında, kimse dokunulmaz değil, erişilmez değil. Bir başka ve en önemli özelliğimiz de üçümüzün de şaka kaldırabilmesi, espriden anlaması. Kimi şakayı hakaret kabul eder hemen savunmaya geçer. Ayşe’nin şaka kaldırabilmesi, pırıltılı bir mizah zekasının olması beni müthiş rahatlatıyor.
- Nasıl şakalar yapıyorsunuz Ayşe Hanım’a?
Özlem G.: Geçen gün önünde iPad 2 vardı. Ogünlerde de Putin’i desteklemek için kadınlar soyunacak ve soyunan kadınlara iPad 2 verilecek diye bir haber çıkmıştı. Ben Ayşe’ye sordum ’Seninki iPad değil mi’ diye, o da ’Evet ama benimki iPad2’ dedi. Uzun süre güldük yayında. Ayşe’nin pozisyonundaki her kadın bu espriyi kaldıramaz. Bize yarattığı o özgürlük zemini müthiş.
’36 yaşını geçmeyeceksin, 36 beden olacaksın 36 santimetre topuklu giyeceksin!’
- Bir yandan da erkek egemen medyaya kafa tutuyor musunuz?
Vivet K.: Yeni medya nasıl olabilir, nasıl olması gerekir diye de düşünüyoruz. Programda düşündüklerimizi de uyguluyoruz. Özellikle kadın konularına çok duyarlıyız. Üçümüz de ’defnedevrimi’ni destekliyoruz, yani medyanın erkek egemenliğinden kurtulmasını istiyoruz. Kadına uygulanan şiddetin karşısındayız.
- Ayşe Böhürler, ’Gazeteleri erkek okuyucuya göre dizayn eden bir medya anlayışı korunduğu sürece değişim umut taşımıyor’ demiş. Ne dersiniz, erkek egemen medya sistemi değişecek mi?
Vivet K.: Değişmek zorunda çünkü artık okurdan da böyle bir talep var. Sosyal medya çok şey kattı hayatımıza, anında tepki veriyor yazara, gazeteciye, televizyoncuya. Şu anda gazetelerin web sayfalarındaki kadın sergileyen galerilere karşı büyük tepki var. Her ’defnedevrimci’ buna tepkisini gösteriyor, mesaj yazıyor ve kadınların kullanılmasına karşı çıkıyor. Basında belli yerlere oturmuş kişiler bunu fark edecekler er ya da geç.
Ayşe B.: Kadın haberlerinin verilişi, magazin sayfalarında yer alan kadın imajı, son derece iğreti edici. Erkek bakışını hemen fark edebiliyorsunuz. Her seferinde Pınar Altuğ haberinde, ’Genç eşi’ ibaresi var. Bir işadamının karısından bahsederken, ’Hamileliğine rağmen vücudu bozulmadı’ yazılıyor, çok çirkin.
Vivet K.: Bu anlamda ben Hilal Cebeci’yi anlayabiliyorum, kadın kendini çekiyor ve koyuyor paylaşım sitesine. Öteki taraftan yakalıyor, haber vermeden çekiyorlar.
- Bir de altına haber ’yazılıyor’ ki akıllara zarar. Sanırım magazinciler beni kara listeye alacak!
Ayşe B.: Kadın genç, güzel, zayıf olmalı. Erkeğin istediği ideal ölçülerde olmalı.
- O tip kadınlardan da dünyada zaten 8 tane var! (Gülüyoruz)...
Ayşe B.: Zuhal Olcay mesela, sanatıyla gündeme gelen bir kadın, manken değil model değil. Ne gerek vardı da çektiler öyle? Erkeklerin istediği ideal kadın ölçüsünde olunacak illa.
- ’İdeal kadın şöyledir’ diye yazanların hangileri Brad Pitt’e, George Clooney’e benziyor bakmak lazım?
Özlem G.: Biz öyle bir şey talep etmiyoruz zaten. Hem karısı o ölçülerde olsun istiyor hem de sade bir kadın olsun istiyor.
Vivet K.: Bence bunun altında bir kadın nefreti yatmakta. Devamlı kadını kıstırmak, bir tuzak kurmak durumu var. Her gün gazetelerde fotoğraflarla desteklenen ’Neydi, ne oldu’ gibi haberler çıkar, ’O da yaşlandı’ gibi yorumlar yapılır. İnsanların genç, güzel, taze vücutlar görmek istedikleri düşünülüyor ama öyle değil. İnsanlar ekranda kendileri gibi görünen kadınları ve erkekleri görmek istiyorlar. En güzel, en zayıf, en yüksek topuklu giyinen, en seksi kadın da olsa ekranda bir yere kadar bakılıyor.
- Sizi seyredenler sizi beğeniyor ama sürekli iltifat alıyorsunuz programda...
Vivet K.: Bizi izleyenler 36 beden giymediğimiz için seyrediyor, ’normal’ olduğumuz için erkekler de bizi seyrediyor. Demek ki yöneticilerin iddiası, dayatması bir fantazya, 36 yaşın altında olacaksın, 36 beden giyeceksin, 36 santim de topuklun olacak (gülüyor)...
- Ekranda bağırıp çağıranlar, kavga edenler izleniyor mu sizce?
Özlem G.: Onu bilmiyorum ama en azından şunu biliyorum, bu işleri yapanlar büyük paralar kazanıyorlar. Daha fazla bağırsınlar diye daha da fazla para öneriliyor. Kendilerini o duruma düşürmekten nasıl zevk alıyorlar, onu da anlamış değilim. Sistem gözyaşını da besliyor bir yandan, öfkeyi de.
Ayşe B.: Ben iş yaşamında aslında biraz kavgacı sayılırım, ekrandaysa daha ılımlıyım, bana ’Biraz bağırsana’ diyenler oluyor. Hatta onlarla yaptığım tartışmaları ekrana taşımamı istiyorlar. Bunu yapmamın şu an hakim olan televizyonculuk mantığına uygun olmadığını söylüyorum. ’Bir şekilde gündemde olmak istiyorsan bunu yapmalısın’ diyen de var.
- Bence söyleyecek lafı, yeterli bilgisi ve ekran ışığı olmayan bağırmak zorundadır.
Vivet K.: Ah ne güzel söyledin Elifciğim.
Özlem G.: Fikir yoksa bağıracaksın tabii.
Vivet K.: Medyada bu kadar zaman geçirdikten sonra küçücük bir katkımız olsun istiyoruz. Ayrı inançlarımız da olsa fark etmez. .
Programda Marc Anthony’ye dua ettik!
- Söylenen o ki Jennifer Lopez başkan olsun istemişsiniz!
Ayşe B.: Doğru, Jennifer Lopez’in Başkan olmasını istiyorum.
- Nasıl yani, neden?
Ayşe B.: Dünya erkekleri çok mutlu olacaktır. Ayrıca bir kadının böyle bir başarısının olmasını isterim.
Özlem G.: Jennifer’ı da Angelina Jolie’yi de çok konuşuyoruz. İnsanlar ne giymiş ne çıkarmış takip ediyoruz bir yandan da.
Ayşe B.: Jennifer Lopez boşanınca biz burada kocasına dua ettik.
- Ama benim aklım iyice karıştı, Marc Anthony’ye dua mı ettik dediniz ve ayrıca niye?
Ayşe B.: Doğru, ettik.
Özlem G.: Ayşe bizden Marc’a Ramazan duası göndermemizi istedi, biz de gönderdik.
Vivet K.: Adamcağız mutlu olsun.
- Bahtsız o adam canım, haklısınız (Gülüyoruz)...
Vivet K.: Onlar büyük aşkla evlenmişlerdi ama bak kimse arkadan konuşmadı, kimsenin kalbi kırılmadı. Efendice ayrıldılar. İstediği gibi bir kadın bulur inşallah. İkisi de aynı memleketten Porto Ricolu, üzüldüm (gülüyoruz).
Başbakan ’Az bile söyledin’ dedi
- Siyasetle alakalı, buraya ait değilim diye düşündünüz mü hiç?
Aidim dediğim de ait değilim dediğim de oldu. İnsanın doğasında vardır bu. Hayatta hep uyum, hep mutluluk, eğlence yoktur. Zaman içinde sataşmalar, çelişkiler olur. Vicdanen kabullenemediğim şeyler oluyor bazen, reaksiyonlarımı gösteriyorum tabii.
- Siyasette hiç kırıldınız mı?
Siyasetin içinde olduğumdan dolayı hedef tahtasına konduğum oldu. Kırıldım, daha çok kendi mahallem tarafından kırıldım. Haksızca çok üzerime gelindi, üzüldüm.
- Siyasi kimlik her yere taşınır mı, siz nasıl başediyorsunuz?
Parti toplantıları dışında öyle bir kimlik taşımam üzerimde. Hayatımda siyasetin yeri belli, inandığım alanda siyaset yapıyorum. İnsanların gözüne sokmak gibi bir yaklaşımı doğru bulmuyorum. Hepimiz aslında insani vasıflarımızla ön planda olmalıyız.
- Eşcinseller de AKP’ye oy verdi dediniz mi?
Dedim, bir tartışma programında Sırrı Süreyya Önder’in söylediklerine cevap olarak söylemiştim.
- Bu gibi çıkışlarınızdan sonra Başbakan’dan eleştiri aldınız mı?
’Az bile söyledin’ dedi. Beni ılımlı bulur Başbakan.
Elif Aktuğ
