
İyi yemek yemeyi çok severdi. Onun için sofram çok güzel olsun istedim. Hani erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş derler ya, zaman içinde anladım ki bundan daha büyük bir palavra yok. Sevgide hep cesurdum. Bitince, bırakırdım. Ama bu öyle olmadı. Teslim oldum ve onu kaybetmekten çok korktum. Belki havadar bir aklı ve kalbi vardı. Geziyor ve esiyordu. Çok geç olmadan anlamam lazımdı. Sadece kendim değil, yemekler de ihanete uğradı diye bu kitabın adını İhanete Uğrayan Yemekler koydum. Aldatılmak, öteki kadınlardan daha çirkin olduğun anlamına gelmiyor.
"Birini sevip sevip de onun için gözyaşı dökmek, için için, ama hem de nasıl, için için ağlamak... Karşındakini dinlerken taa gözlerinin içine bakmak, hiç dinlemeden ve durup dururken ağlamak, ığıl ığıl. Yemek yerken gözüne toplanan yaşlar, ’Bunu en son onunla yemiştik,’ diye, ne zevkli acılar bunlar yüreğimi soğutmayan, ısıtan..." diye devam eder. Aşkı yüreklilikle yazan Duygu Asena’nın cümleleridir. Aynı yüreklilikle yaşadığı aşkı ilk kez anlatan Funda Özkalyoncuoğlu’nu dinlerken, ’Keşke Duygu Asena da yanımızda olsaydı,’ diye iç geçirdim. Eminim eline kağıt kalemini alır, ondan hemen İhanete Uğramış Yemekler’in tarifini isterdi. Radyoların Bonbon’u olarak tanıdığımız ve bence Türkiye’nin en komik kadınlarından biri olan Funda Özkalyoncuoğlu, bir yemek kitabı yazıyor. Ama bu kitabın içeriği alışık olduğumuz yemek kitaplarından çok farklı. İçinde kendi yaşadığı hüzünlü aşk hikayesi, ihanete uğramış kadının erkeğini yemekle kendine çekme gayreti ve her şeyi boynu bükük kabullenişi var. Bu kitapta yer alan tarifler, 15 yıl süren marazi bir aşkın her halinde sofrada yerini almış yemeklerden oluşuyor.
- Neden kitabınızın adı İhanete Uğramış Yemekler?
- Âşık oldum ve iyi bir aşçı olmak zorunda kaldım. Kuzguncuk’ta ahşap bir evde büyüdüm. Evimizde zaten iyi bir mutfak kültürü vardı. Fakat ben yemeyi de pek sevmem, pişirmeyi de. Hayat öyle bir aktı gitti ki, karşıma çok âşık olduğum, boynunun kokusunu hiç kimseyle kıyaslayamadığım biri çıktı. İyi yemek yemeyi çok severdi. İlk günden itibaren aramızdaki sevginin yanı sıra, bir de yemek ilişkisi oluştu. Onun için sofram çok güzel olsun istedim. Hani erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş derler ya, zaman içinde anladım ki bundan daha büyük bir palavra yok. O zaman herkes dünyanın en iyi aşçılarına âşık olur değil mi? Sonuçta yemek yetmiyor. Bende yetmedi en azından. Çok kırıldım, üzüldüm. Geçenlerde bir deyim okudum ’Kalbimin dizleri çürüdü,’ diye, benim de galiba kalbimin dizleri çürük. Zaman içinde atlatıyorsun ama, biz kadınlar için kolay bir şey değil aldatılmak. Benim elimin onun elini tuttuğu bir ilişki idi. Kadınlar âşıkken kalbiyle görür. Aşkımı güvence altına alamadığım için gönüllü olarak görmezden geldim, bir süre sonra.
HİÇBİR KADIN ALDATILMAK İSTEMEZ
- Aldatıldığınızı öğrendiğiniz halde niye devam ettiniz bu ilişkiye?
- Çünkü kaybetmeyi göze alamadım. Lisanslı kayakçıyım. Lisanslı biniciyim. Hep cesur sporlar yaptım. Sevgide de hep cesurdum. Bitince, Allah’aısmarladık... Ama bu öyle olmadı. Teslim oldum ve onu kaybetmekten çok korktum. Aramızda aşk eşitliği yoktu. Birini, eşit olmak için zorlayamazsın ki. O senin anladığın gibi âşık değil işte. İlk, Yılbaşı’nda söz verdiği halde gelmedi. Saatlerce hindi pişirdim, bir sofra hazırladım, dergilere konu olabilirdi. ’Sekiz gibi gelirim,’ dedi ve o akşam kayboldu. Gece 12.00’de geldi. Soramadım.
- Hindiyi yedi mi?
- Toktu ama yedi.
- Ve bu ilişki böyle devam mı etti yıllarca?
- İlişkinin toplamı, aldattığını bilerek 15 yıl.
- Bu trajik hikayeyi, bir yemek kitabı haline dönüştürme fikri ironik değil mi?
- Yaşadığım her şeyi komik tarafından almaya çalışırım. Olayları anlatırken komik anlatırım, dinlerken komik tarafından alırım. Başka türlü bu acıyı atlatmak kolay olmazdı. Hiçbir kadın aldatılmak istemez. Aslında bunu bilerek, isteyerek yapmıyor adam, çok kadınla yaşamak istiyor. Benim bu konuya karışmamı istemiyor, başka kadınların da karışmasını istemiyor. Belki gururlu olup çekip gitmek lazım. Benim yeteri kadar gururum yoktu belki. Ya da vardı, kaybettim aşktan. Çünkü hep kapıyı vurup gittim ben. Burada bir şey oldu, yapamadım. Hayatı böyle kabul etmek lazım. Öyle biri çıkabilir ki karşınıza, sizi duvara vurabilir, yere çarpabilir. Neye uğradığını anlamazsın. Aşk zaten böyle bir şey.
- Hiç sormadınız mı neden aldattığını?
- Başlangıçta dedektif gibi takip ettim onu ve her şeyi yakaladım ve yüzleştim. Dedektiflik yaptığımı anlattım. Gördü zaten. Sonra bir daha yüzleşmedim. Ben bileyim, o yeter ki üzülmesin. Bu kadar tuhaf bir şey. Geriye bu güzel yemekler birikti. Yaratıcı tarafım varmış (gülüyor). İnsan o kadar zavallı duruma düşüyor ki, bunu kolay kolay hiçbir kadın söylemez. Yeter ki akşam gelsin, yeter ki yemek yesin. Bir aile olalım. Pişirdiğim yemekleri âşık olduğum adamla paylaşmayı çok önemsedim.
ÖLMESEYDİ BU AŞK HÂLÂ DEVAM EDECEKTİ
- 15 sene kendi kendini aldatma durumu değil mi bu? Yakınlarınız sizi bu durumdan çıkmaya ikna edemedi mi?
- Başlangıçta insanın yakın arkadaşları bir şeyler söylemeye çalışıyor, senin kabul edemediğini görünce vazgeçiyorlar. Senin kabul ettiğin bir şeyi başkası neden kabul etmesin ki! Onlar da bu durumu kabul etti.
- Nasıl sona erdi?
- Hiç ummadığım bir anda öldü. Ölmeseydi, bu aşk hâlâ devam edecekti. Bu yemekleri akşam o gelip yiyecekti. Yani bu ilişki devam ediyor olacaktı her şeye rağmen. Ona hayatımdaki varlığı için, bana yarattığı aşk için teşekkür edemedim. Geç kaldım. Aradan bir sene geçti. Onun yokluğunda, hayatıma uzaktan bakabildim. Yıllarca zehirli bir merak içinde yaşamışım. Birinin hayatını merak etmenin aşk olduğunu zannetmişim. Aşkımın çevresinde sürekli karakutu arayarak, adamın kendisini uçak enkazı gibi hissetmesine neden olmuşum, kimbilir? Ondan özür dilerim. Aşk aslında onu özgür bırakmakmış, onun istediği gibi. İnsan bazı şeyleri anlamayı ilerleyen saatlare borçludur. Düşündüm: ’Onun bilebildiği aşk buydu, niye onu zorladım ki?’ dedim. Sonuçta Ömer Hayyam’ın dediği gibi; Gönül dedi: Ben neyim ki bir damla sadece/ Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde/ Böyle diyen gönül, denize kavuşunca/ Baktı, kendinden başka şey yok görünürde.
- İhanete Uğramış Yemekler kitabı ne zaman çıkacak?
- Şubat ayı içinde. İçinde hem tarifler hem de hayat hikayem var. İlk kısımda aşk ve aşkla yapılan yemekler yer alıyor. İkinci kısımda gerçekten ihanete uğrayıp, kabul etmeyip onu takip ettiğim ve yüzleştiğim, onu soframa bağlamak için yaptığım yemekler var. Sonra kabulleniş yemekleri ve sonra da ilişkinin tamamlanması ve sonunda bir bardak su.
- En sevdiği yemek hangisiydi?
- Ona haftanın her günü, bir gün zeytinyağlı kereviz, bir gün zeytinyağlı pırasa yapardım. Kereviz için bir püf noktası vereyim. Normal portakal suyunda pişiyor, kerevizin yapraklarından ve bol beyaz soğan koyuluyor. Kereviz ince ince, elma gibi dilimleniyor. Kalın kesildiği zaman kerevizi çoğu insan sevmez, dokusundan dolayı bir tuhaftır. Zeytinyağlıları hakiki zeytinyağıyla pişirmek lazım. Kerevizi portakalla böyle servis edin. En önemlisi, malzemeyi pazardan almak ve iyisini almak. Kerevizin tazesini, patatesin de çamurlusunu almak.
- Kitabınızdan bir tarif verir misiniz?
- Beli kırık tavuk tarifi vereyim. Bir büyük soğanı ortadan kesin, soğanı güzelce her tarafına sürün. (Soğanın paçavrası çıkıncaya kadar) Tavuğun içine o soğanı ve üç diş sarımsak koyun. Tavuğun dışına tuz ve karabiberle masaj yapın. Hiçbir zaman tuzu kaşıkla koymayın. Parmakla koyun. Sonra bu tavuğu belinden elinizle çıt diye kırın. Kırmamızın nedeni, piştikçe yukarı çıkmasın diye. Dört saat boyunca düdüklü tencerenin içinde, kısık ateşte, sanki mangalda pişermiş gibi pişirin. Yanında közlenmiş biberle servis edin, çok yakışır.
- Bu nasıl bir aşk?
- Benim ona ne kadar âşık olduğumu, benim ondan vazgeçemeyeceğimi o hep bildi, ben onun bana ne kadar âşık olduğunu hiç bilemedim ve benden yarın sabah mı vazgeçer, 10 sene sonra mı, bilemedim. Bütün tatillere beraber gidiyorduk, bütün filmlere beraber gidiyorduk ve bütün akşam yemeklerini beraber yiyorduk. Benimki karşılıksız aşk değildi, çünkü çok âşık olduğum ve her şeyine bayıldığım bir adamı her akşam gördüm. Güzel bir şey değil mi?
- Enteresan bir bakış açısı...
- Geriye ona söyleyemediklerim ve onun için her gün pişirdiğim yemek tarifleri kaldı. Sadece ben değil, yemekler de ihanete uğradı diye ’Bu kitabın adını İhanete Uğrayan Yemekler koyayım,’ dedim. Bir de bence kadınlar ihanete uğradığını söylesin. Bu, öteki kadınlardan daha çirkin, daha başka bir yerde olduğu anlamına gelmiyor. Bunu kabul etmek lazım. Yenik düştüğünü kabul etmek gerek.
- Aşk, ihanete uğramayı göze almak mı demek?
- Bence aşk her şeyi göze almak demektir, kaybetmeyi de. Yenik düştüğünü, ezik düştüğünü kabul etmek demektir. Kaybetmişsin aslında, buna rağmen var olma mücadelesi vermek... Bizim Türk kadınları çok cesur değil. Hiçbiri aldatıldığını söyleyemez! Oysa bunu söyleyen kadın güçlüdür.
- Aldatıldığını söylemek cesaret mi ister?
- Çok büyük cesaret ister. Sen ona âşıksın o değil, sen onu kaybetmeyi göze alamıyorsun, o seni kaybetmeyi göze alıyor, sen onun kokusu için dağları delebilirsin ama onunkini bilemezsin. Hastalıklı bir ilişki diyebilirsin Tuluhan. Ben bu ilişki içinde adını kim ne koyarsa koysun, vardım ve mutluydum. En azından bu yemekleri beraber yiyorduk (gülüyor) ve sinemaya gidiyorduk. O kadarı yeterli oluyordu.
Tuluhan TEKELİOĞLU
