Anasayfa Magazin Güzeller Galerisi Video Galeri Foto Galeri Güncel Kadınca
sacitaslan.com facebook sacitaslan.com twitter

İzzet Çapa'nın Bülent Ersoy röportajı

"Kısa bir süre önce Bülent Hanım’la bir ‘ön röportaj’ yapmıştık… Şimdi bu ‘ön röportaj da ne ola ki?’ diye sormayın anlatamam vallahi…"

İzzet Çapa nın Bülent Ersoy röportajı



 Ön, öndür, bu da arkası yani devamı  Türkiye’nin ‘Diva’sı Bülent Ersoy’la röportajımıza başlıyoruz…

- Hoşgeldiniz efendim. Ne iyi ettiniz de geldiniz. Ama bana diyorlardı ki, ‘Bülent Ersoy hediye telefon almadan, özellikle de ‘Vertu’ almadan kimseciklerle ropörtaj da yapmaz, programlara da katılmaz…

- Evet doğrudur

(Pek de dobradır yani)

- Peki neden benimle hiç bir karşılık beklemeden röportaj yapıyorsunuz?..

- Ama siz ayrısınız. Çünkü anneniz hanımefendi benim çok eski arkadaşımdır. Hatta daha da önemlisi kadim dostumdur. Bu yüzden eteğimi topladım ve geldim.

- Çok teşekkür ederim. Bundan anladığım şu ki ‘Vertu’suz röportaja gitmiyorsunuz…

- Gitmem efendim.

- Merak ettim, ne yapıyorsunuz o ‘Vertu’ları?..

- Yakında dükkan açacağım ayol.

(Bunu söylerken o meşhur kahkahalarından birini patlatıveriyor Bülent Ersoy. Yer gök inliyor tabii ki)

- Duruyor mu hepsi evde. Yani başkalarına hediye falan etmiyor musunuz?..

- Tabii ki evde duruyor hepsi. Onları çocuk gibi seviyorum böyle tatlı tatlı.

(Bu sırada masanın üzerindeki telefonlarını sever gibi yapıyor. Hakikaten de büyük bir şevkatle okşuyor hayali telefonlarını)

- Ne diyeyim Allah ayırmasın. Şimdi ayrılık dedim de, güncel bir sual yöneltsem size; İbrahim Tatlıses evlendi malum. Siz Derya’cı mısınız, Perihan’cı mı, Asena’cı mı, yoksa Ayşegül’cü mü?..

- Şimdi ben böyle bir yorum yaparsam kendime ters düşerim, o hanımefendilerin hepsini tanırım.  Arkadaşımız çok eşli zaten. Aldığım duyumlara göre daha önce o hastanede kadınsal ruh halleri ile tatsız olaylar yaşanmış.

- Bir kavga yaşanmış galiba basına yansıdığı kadarıyla biliyoruz.

- Ha evet, kıskançlıktan, bir erkeği paylaşamamaktan dolayı. Onların sevgilerine de hürmet ediyorum ama ortada İbrahim Bey’in, Allah’ın inayeti ve dualarla atlattığı çok önemli bir hadise var.

- Kavga dövüş yakışık almadı diyorsunuz…

- O, hastanede yaşam mücadelesi verirken, onlar orada birbirlerine girdiler. İlahi adalete hep inanırım. İbrahim Bey de çok dengeli bir şekilde haklıya hakkını vermiş. Arkadaşımı milyonlarca kez kutluyorum. Bakmayın öyle efelik hallerine. Yüreği çocuk gibidir, çok dengeli adamdır. Raconu kesti, terazisi eksik, fazla tartmadı.

(Tatlıses’ten girdik, şimdi lafı kendi evliliğine getirmenin tam zamanı)

- Bu arada en az İbrahim Bey’in evliliği kadar sizin yapacağınız izdivaç da insanların kafasında soru işareti. Ama genç eşler ve sevgililer konusunda çok eleştiri alıyorsunuz…

- Ben kendimi hissettiğim yaştayım. O hissettiğim yaş da aynı zamanda partnerlerimin yaşı! Son derece uyum içerisinde yaşıyorum. Ayrıca bu benim özel hayatım efendim, adı üstünde özel. Kolay kolay kimseyle paylaşmam.

(Hıımmm, fazla üzerime gelme demek istiyor galiba. Ben yine de biraz zorlayayım)

- Ama yine de eleştiriler bitmek bilmiyor…

- İnsanlar kendine baksın. O zaman ben de sorarım insanlara, millet, para uğruna kendilerinden 40-50 yaş büyük erkeklerle nasıl beraber oluyor diye?

- Hani 18 Ağustos’ta evlenecektiniz?..

- Bir kere benim ağzımdan böyle bir laf çıkmadı.

- Evde kaldınız o zaman…

(Biraz kışkırtayım bari)

- Ne münasebet ayol. Ben evde kalır mıyım!.. Zamanında 2 evlilik yapıp, 2 koca aldım. İstersem üçüncüyü de alırım.

- Elbette alırsınız da hani ‘evlenmem’ diyorsunuz ya. Yoksa şu son delikanlıya yani Berk Bey’e biraz kızgın mıyız?..

- Yok canım.

- Aramız iyi demek ki!

- Hamdolsun şükürler olsun. Halimden belli olmuyor mu? Gördüğün gibi ben çok iyiyim.

(Bülent Hanım, parmağını büküp masaya üç kez ‘tık, tık, tık’ vuruyor ve peşinden basıyor kahkahayı)

- Ama Berk Bey ile o genç kızın görüntüleri çok yazılıp çizildi. Çekemiyorlar mı sizi?

- Efendim şimdi devir çok değişti. Bir bayanla bir erkek eskiden yan yana gelemez, arkadaşlık edemezlerdi. Şimdi gayet normal arkadaşlık ediyorlar. Birlikte yürürken görülmüşler. Bunda ne var?

- Beyefendinin kulağını çektik mi biraz?..

- Haşa… Benim haddim değil.  İlişkilerimde Bülent Ersoy’luk yoktur. Ayrıca hanımefendiyi de tanıyorum efendim. Böyle bir şeyin olmadığını bildiğim için fazla uzatmanın da anlamı yoktu.

(Affetmiş demek ki sevgilisini)

- Peki hep aldatıldığınız konuşuldu günlerce televizyonlarda. Ya Bülent Ersoy? O hiç aldattı mı?..

- Asla. Bu iftihar ettiğim bir yönümdür. Benim lugatimde bir evliliği, bir ilişkiyi bitirmeden böyle teamüllerde bulunmak asla olamaz. Ben birini beğenirsem, ya da gözüm bile kaysa, zaten öbür ilişkimi bitiririm.

- Çok beğendiğiniz biri olsa? Küçük, küçücük bir kaçamak filan?..

- Asla… asla… asla! Söyledim efendim, ben birini beğenirsem diğeri zaten yoktur ki, bitmiştir!

(Vay be, çok kesin ve de net söylüyor.)

- Bende ihanet yok diyorsunuz…

- Kesinlikle öyle diyorum. Şimdi soruyorum size ben istesem yapamaz mıyım? En âlâsını yaparım. Yapıyor insanlar. Bakınız ‘Dün gece ben Bülent Ersoy’u devirdim’ diyebilmek için kaç kişi bekliyordur sırada. Sadece bir gece. Evlilik, nişan, düğüne gerek bile yok. Ama yapmam, yapamam.

- Peki Berk Bey’in medyaya yansıyan görüntülerinde, hiç mi hırsızın suçu yoktu?..

- Orada yanlış olan şu. Bir genç kızla bir genç erkek yürüyorlar. Ama el ele ama kol kola. Kim ne karışır. Hem sonra kendileri söz konusu olduğu zaman her şey mübah,  karşı taraf bir şey yaparsa kıyamet koparalım. Laf olsun torba dolsun diye konuşmalar…

- Bu haberler çıkınca “Bülent Ersoy’un canı acıdı, ohh be” diyenler var mıdır?..

- Olmaz mı? Sıraya giriyor hepsi görmüyor musun? Halbuki burada benim ne suçum olabilir? Görüntülenen ben miyim? Vay efendim, ‘Bülent Ersoy’dan yaşça küçükmüş de, olacağı buymuş da…

(Aslında hiç de haksız sayılmaz)

- Herkes kendisine baksın diyorsunuz kısaca…

- Aynen öyle diyorum. Üstelik ben anne değilim ama bir anne gibi, bir aile kadını gibi yaşıyorum.

- Şimdi annelikle ne alakası var bu durumun?..

- Ama nice anneler var biliyorsunuz nikahsız dost hayatı yaşıyorlar. Zenginlik uğuruna, mevkii uğruna. Ve dikkat ediniz en fazla da onlar konuşuyor.

- Peki diğerleri? Ekranlardan, gazete sayfalarından, her eline mikrofonu, kalemi geçiren sizi çok üzecek eleştirilerde bulundu?..

- Dinime küfreden bari Müslüman olsa. Beni kritize edecek kapasitede bulunmayan insanlar ne yazık ki meydanı boş buldular, ahkam kesiyorlar.

(Allah, Allah. Kim bunlar acaba?)

- Daha açık konuşsanız, kim onlar ve ne yaptılar da ‘dinime küfreden’ diye tanımladınız?..

- Konuşturmayın beni. Şarkıcı olmak için, müzik dersi aldığı hocasının parasını vermemek için, hocasıyla nikahsız beraberlik yaşayan ve alt kadromda çalışan ‘namus abidelerini’ bilirim bu alemde.

- Kim onlar?..

- Niçin bana soruyorsunuz?

- İyi de kime sormalıyım Bülent Hanım?..

- Bunu bana değil Coşkun Sabah beyefendiye soracaksınız.

(Sinirleniyor Bülent Ersoy. Bir şey demiyor ama konuyu değiştirmek istediğini adeta bakışlarıyla belli ediyor. E, biz de o kadar aptal değiliz herhalde)

- Gelelim yeni imajınıza; Yıllardır klasik görüntüsüne alıştığımız Bülent Ersoy yeni albümü ile birlikte herkesi şaşırtacak bir görüntüye büründü. Yepyeni bir imaj, seksi bir görünüm, seksi kıyafetler falan?..

- Bir kere efendim ben her şeyden önce çok iyi okurum… Hakkımda konuşmak isteyen insanları önce sesimle döver, sonra da bilgimle gömerim. Benim sesle, sanatla ilgili bir problemim yok.

- O hepimizce malum. Ben yeni imajınızı sormuştum…

- Şimdi Bülent Ersoy’un yaşı yok ya, modası da geçmez. Mevsimler değişir Bülent Ersoy’un mevsimi aynı kalır. Ben her devrin modası geçmeyen bir markasıyım.

- Evet, her daim gündemdesiniz…

- Allah’ın dokuduğu kumaş hiç bir zaman bozulmaz. Ama benim yaşımda bir insanın bunları yapabilmesi ve yaptığını şık olarak üzerine oturtması çok önemli, olaya bu açıdan bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

- Bu tarzı benimseyenlerden farklıyım diyorsunuz…

- Onlar moda olan, yirmili yaşlarındaki çıtır kızlar. Lastik top gibi duvara vur, geri gelsin. O kadar. Tabii bu yeni imajım üzerime oturmayabilirdi. Ama yaptım oldu. Demek ki o kumaşı güzel biçebiliyorum, dikebiliyorum ve üzerime oturtabiliyorum.

(Lastik top gibi, vur duvara geri gelsin. Doğrusu çok ilginç bir betimleme)

- Aslında çok müşkülpesentsiniz değil mi? Giyim kuşam, arkadaş seçimi…

- Evet efendim ziyadesiyle..

- Peki Kıbrıs’ta Hülya Avşar ile…

(Tam bu esnada, neredeyse lafı ağzıma tıkarcasına konuşuyor)

- Lütfen bu konuyu hiç açmayınız. O adı telaffuz dahi etmek istemiyorum, çünkü ağzım çok kıymetlidir benim.

- Adını telaffuz edemiyor musunuz?

- Edemem değil etmem. Edemem ayrı, etmem ayrı. Anlatabiliyor muyum.

(Anladım tabii ki, hem de çok iyi anladım)

- Affınıza sığınarak bir sual yöneltmek istiyorum şimdi… Bu kadar güç günler geçirdiniz, yasaklandınız, yanlış anlaşıldınız, Bu durumlarda alkol ve uyuşturucu teselliniz oldu mu?..

- Asla. Onlar kim ki, beni belirli bir zaman diliminde uyuşturacak da ben de yaşadıklarımdan efendim, bu zaman diliminde uzak kalacağım. Hiç böyle şeylere prim vermem, vermedim. Siz hiç duydunuz mu böyle bir şey?

- Hiçbir zaman…

- Duyamazsınız zaten. Sigara dahi içmem… İçkiye gelince, içkiyi çok dozajında içerim, kendimi hiç kaybetmem.

(Hay Allah, nereden sordum bu soruyu, neredeyse dövecek beni. Konuyu değiştireyim hemen)

- Bülent Hanım, şimdi de genç kızların anket defterinden çıkma bir soru soralım.

- Sorunuz efendim.

- Diyelim ki ıssız bir adada yaşamaya mahkumsunuz. Kıyıdaki kayıkta da üç kişi bekliyor; Kıvanç Tatlıtuğ, Beyazıt Öztürk, Acun Ilıcalı… Ve birini seçeceksiniz. Ama unutmayın bunun yemeği var, odun toplayıp ateş yakması var hatta siz ütü de istersiniz. Hangisini seçerdiniz?..

- Anlıyorum efendim. Ayrıca aşkı var, meşki var,şeyi var, her şeyi var bunların.

- Tabii, olayın o boyutu da var…

- Başka seçenek yok mu?

- Niye ki?..

- Çünkü bunların hiç birini seçmezdim. (Tabii hemen arkasından yine bir kahkaha patlatıyor) O kırmızı çocuk var ya, hani bütün kızlar ona hayran.

- Kıvanç Tatlıtığ mu?

- Ya evet. Onu bana zamanında getirdiler. Karşıma geldi diğerleriyle birlikte. Şöyle sebilhane bardağı gibi dizildiler. Erkan Özerman getirmişti bana onları bir klip çekimi için. İşte o zaman ben seçmemiştim onu, ama şimdi insanlar bayılıyorlar.

- Çirkin olduğu için mi?..

- Yok, yok. Hiç alakası yok. Çocuklar genç çocuklardı o zaman. Yarışmaya da girmişlerdi. Ama ben yine de seçmemiştim. Kimbilir belki benim zevksizliğim de olabilir yani.

- Estağfurullah…

- Yani, olabilir çünkü ben esmer seviyorum.

(Vay be, Kıvanç Tatlıtuğ’u da beğenmeyenler varmış)

- Son albümünüz için Tarkan’la düet yaptınız…  O da sizin gibi çok titizmiş diyorlar…

- Doğru… Ben stüdyoya girdiğimde çok vıdıvıdıcıyımdır.  Her şeyin üzerinde fazlasıyla dururum ama bir de baktım ki maşallah onun da benden aşağı kalır yanı yok. O zaman dedim ki; “Demek büyük starlar hep böyle zor tatmin oluyor ve mükemmeliyetçi oluyorlar!”

- Eee neler oldu stüdyoda?

- Ben yüksek topuklarla gitmiştim stüdyoya. Çıkardım ayakkabıları, taktık ikimiz de kulaklıkları. Şarkının “Kooooor koor azgın yangınlarda can evim, ciğerim yanıyor”  kısmını beraber okuyoruz. Dinliyoruz sonra… Bir daha dinliyoruz…

- E, şarkı bitmez ki böyle…

- Hakikaten bitmek bilmiyor. “Bir daha okuyalım mı” diyoruz… Bir daha, bir daha derken gün ağardı ezanlar okundu bitti… Ama hakikaten iftihar edilecek bir iş çıktı ortaya… Maşallah Tarkan beyefendinin de huyu suyu bana benziyormuş.

- Tarkan’ın kıl tarafları var mı?

- Ne münasebet, eserini hediye etti… Bir de geldi stüdyoda düet yaptı…

- Para almadı mı?

- Hayır efendim hediye etti diyorum ya… Beş kuruş para almadı… Bir insan daha ne yapar?  Yalnız “Bir ricam var,bugüne kadar hiç kimseden bir şey istemedim… Sizin sesinizle büyüdüm, bir resim çektirebilir miyiz” dedi. Sarıldık fotoğraf çektirdik. Böyle ufak şeylerle mutlu olan bir ruh asaleti var.

- Peki sizinle yaptığımız ilk röportaj sonrası Fahrettin Aslan’ la ilgili söyledikleriniz için insanlar üzerime geldi, ikimiz oturup ‘ölmüş bir insanın arkasından konuşmuşmuşuz!’…

- Fahri Bey konuşamaz rahmetli oldu ama kendinden hasıl olma çocuğu var yaşayan, Sacit Bey. Ayrıca hayatımın geçmiş kesitinde yaşanmışlıkları dile getirmek benim en doğal hakkım. Tarih niye yazılır; okunsun diye… Kaldı ki tarihte okuduklarımızın hepsi de vefat etmiş insanlardır.

- O konuşmamızda “Fahrettin Aslan ile platonik flört ettim” demiştiniz,bununla neyi kast etmiştiniz? Biraz daha açar mısınız?..

- Yani ne diyeyim şimdi? Sacit Aslan’ın cici annesiydim… Onu mu söyleyeyim…

(Yine basıyor kahkahayı Bülent Hanım ve konuya böylece biraz daha açıklık getirmiş oluyor)

- Madem bu kadar özele girdik müsaadenizle soralım; Fahri Bey’in dışında başkasından da dayak yediniz mi?

- Hayır. Sadece Fahri Bey’den… Onu da çarpıtarak anlatıyor insanlar. O dayağı yerken yanımdalar mıydı? Üstelik Fahri Bey’den ben bir kez değil, iki kez dayak yedim.

(Bak bunu daha önce anlatmamıştı)

- Peki ikincisi hangi sebepten?

- Sacit Bey yaşıyor, Allah uzun ömür versin, o çok iyi bilir hangi sebepten? Maksim’in kulisinde bana bir tokat attı. Ama Fahri Bey beni çok severdi. Her türlü sevgiyi bende bulmuştur.

(Bu son cümleyi söylerken, hınzırca bir gülümseme oluşuyor yüzünde. Nedenini pek anlamıyorum. Sonra birden ciddileşiyor)

- O çok önemli bir insandı. Bir kere ben önemli bir üniversiteden, Fahrettin Aslan okulundan mezunum. Bir de beni ben yapan Fahrettin Aslan anayasasının bir maddesi vardır; ‘Sanat hayatın boyunca asla hiçbir yere imza atmayacaksın, kalemi eline almayacaksın’ demişti. O günden sonra ne zaman elime bir kalem alsam aklıma gelir bu sözü.

- Peki ya başkasından tokat yediniz mi?..

- Hayır. Sadece Fahri Bey’den… Hem sonra sıkar beni dövmeye kalkışmak. Neticede benim de elim armut toplamıyor tabii.

- Eşiniz beyefendi dövse ne yaparsınız?..

- Buna kimse cesaret edemez.

- Bülent Ersoy olduğunuz için mi?

- Onun için değil. O kadar yürekli olacaklarını sanmıyorum.  Zaten ben Fahri Bey’den ilk dayağı yediğim zaman da uykudaydım, savunmasızdım…

- Dilim varmıyor ama ‘Führettin Bey” gibiymiş rahmetli.

- Ama dedim ya beni çok severdi.

- Bir de geçenlerde şarkıcı Doğuş’un bir açıklamasını okudum. Size gönderme yapmış; “Parasız günlerimde karşıma çıksa ben de Bülent Ersoy ile evlenirdim” diyor.

- Doğuş o zamanlar zaten karşıma çıkmıştı.

(Haydaaa, evlenmek mi istemişti acaba)

-Nasıl yani? Ne oldu peki?

- Ben kendisini seçme hakkımı kullanmadım efendim…

- Bir de meşhur mikrofon kablosu kesme olayınız var…

- Filiz Akın’ı kast ediyorsunuz sanırım.  Filiz Hanım alt kadromda çalışırdı. O zamanki eşi Türker Bey’in de (İnanoğlu) lafı anayasa gibiydi. Benden ‘Keklik’ isimli türküyü 10 gün için Filiz’in de söylemesini rica etti.

- Hangi keklik? Bu ‘kubarak kubarak’ olanı mı?..

- Hayır efendim diğeri.

- Aslında alt kadronun, assolistin şarkısını söylemesi yasak değil mi? Keklik’i siz söylüyorsunuz…

- Evet, yasak ama dedim ya Türker Bey rica etmişti 10 günlüğüne. Ama 20 gün sonra baktım Filiz Hanım hala aynı türküyü okuyor. Tam ‘T’ sahnenin en önündeyken ben arkadan mikrofonun kablosunu kesiverdim. O zaman telsiz mikrofon yok biliyorsunuz.

(Yapar mı yapar diva bu. Ama Filiz Akın’ın yerinde olmak istemezdim)

- Ne yaptı sahnede öyle sessiz sedasız?..

-Ne yapacak ağlayarak sahneyi terk etti. Ama yani, söyleme sen de kekliği, ne olur değil mi efendim?..

(Gerçekten de çok ‘keklik’ bir durum)

- Peki yine kafama takılan bir de şu konu var “Halveti az yaparım, çünkü banyo faslım çok uzundur” sözleriniz o kadar çok konuşuldu ki. Şimdi hamamın kapılarını ardına kadar açmam farz oldu…

(Yine gülüyor, neşeleniyor Bülent Hanım. Bakalım bizleri bu konuda neler bekliyor)

- Benim banyo seanslarım  çok acılı saatlerdir.

- Acı mı, anlamadım nasıl bir acı bu?..

- Efendim ben abdest mevzuunda çok titizim. Ağzıma suyu alırken üç kere mi aldım, yoksa ne yaptım diye düşünürüm. Ağız ıslanacak, burun tamamen ifrazatı atacak, kulak içi yıkanacak vesaire vesaire…

(Neyse, beklediğim türden bir acı değilmiş bu)

- Hay Allah ben de başka bir şey sanmıştım…

- Şimdi bunu çok güzel konuşuyorum ama iş icraata gelince yok ağzıma su girdi mi, burnun içine kadar su gitti mi?… Ayol burnuna suyu alırsan nereye gidecek? Tabii burnun içine gidecek. Bütün bunları bile bile çok zor banyodan çıkarım.

- Peki süt banyosu filan?..

- Yok ama gül banyosu yaparım…

- O nasıl oluyor? Gül yapraklarını mı dolduruyorsunuz küvete?

- Öyle şey olur mu İzzet Bey’ciğim. Gül suyuyla yıkanırım. Bu yüzden her yerim mis gibi gül kokar benim.  Zaten masajı da gül yağı ile yaptırırım. Otomatikman benim tenimde de hep bir gül kokusu vardır.

(Bir koklayalım bakalım doğru mu diyerekten Bülent Hanım’ın göğsünü kokluyorum. Gerçekten de mis gibi gül kokusu var. Haa, dikenleri var mı onu bilemem tabii ki)

- Şimdi şunu merak ettim; Halvet bitmiş, beyefendi sarılıp biraz muhabbet etmek istemez mi? Orada bekliyor hala… Gül suyu banyosu, masaj, abdest derken çıldırmıyor mu bu arada?..

- Ne yapayım yani. Beklemiyorsa kalksın gitsin, işleriyle ilgilensin, tv baksın, film baksın, binsin arabasına arkadaşlarıyla buluşsun. Ben bundan asla ödün vermem. Her şeyimden ödün veririm ama dinimle imanımla ilgili hiç bir konuda ödün vermem…

(Söylediklerini pekiştirmek istercesine bir yandan da masaya vuruyor. Tamam, Bülent Hanım ben inanıyorum elbette)

- Bakın sinirlendiniz, en iyisi biz mutfağa geçelim…

- Ne yapacağız orada?

- Yemek yapalım diyorum! Bilir misiniz?..

- Bilirim de icraat yoktur. Mesela bir kilo zeytinyağlıya iki kilo soğan doğranır filan ama… Pek beceremem doğrusu.

- Beyefendi sofra hazırlamanızı istese…

- İstediler. Bir gün evliyim. Eşim telefon açtı efendim…

- Hangi eşiniz?

- ‘Rahmetlinin’ adı bende saklı kalsın. Gece saat 01… “İşten dönüyorum pilav istiyorum” dedi. Hay gözün kör olmasın. Ben gecenin o saatinde pilavı nasıl yapacağım? Hem de tavuk suyunaymış…

- Şimdi kalk, kümese git, tavuğu yakala…

- Yok, yok tavuk dolapta vardı Allah’tan. Çıkarılıp haşlanacak, poposuna soğan konacak içine tuz atılacak… Biliyorum da…

- Yardımcınıza yaptırsaydınız…

- İlle de sen yapacaksın diye tutturdu. Yemin verdirdi. Yemin ettiğim zaman idama götürseler doğru söylerim.

- N’oldu peki pilavın akıbeti?

- Yaptım sonunda. Haşladık koca tavuğu… Uzatmayayım efendim.

(Her şeye rağmen yapmış yine de kocasının istediğini)

- Eeee aşk böyledir işte. Peki eğer o aşkta hatalı taraf sizseniz geri adım atar mısınız?

- Hatam varsa ‘Konsolos köpeği’ gibi giderim arkasından, hemen özür dilerim. Bu işin Bülent Ersoy’u, Zeki Müren’i, Müzeyyen’i olmaz. Evde o zırhı hemen çıkarıyorum ve kapıdan Bülent olarak giriyorum.

- Size getirisi ne oldu bu mütevazılığın?

- Hiçbir şey olmadı. Evliliklerimin süresi bu şekilde bile bir yılı bulmadı. Demek Bülent Ersoy’u taşısam içeri, bir hafta bile sürmeyecek.

- Galiba erkekler de güçlü kadını pek istemiyorlar?

- Öyle. Erkek hakimiyet kendisinde olsun ister. Kadın güçlüyse, şöhretliyse ve ekonomik açıdan özgürse, ağzını açtığı zaman partneri “Tabii sen Bülent Ersoy’sun söylersin” diye damgayı vuruyor.

- Halbuki diyelim ki Ayşe Hanım ile evli olsa…

- Ayşe bunun daha fazlasını söylüyor, Fatma daha fazlasını yapıyor aslında. Millet birbirinin yüzüne kezzap atıyor ayol.  İnsanlar benim agresif hallerimi görürler hep ama iki kere evlendim, iki eşime de sesimi yükseltmedim. Kavga nedir bilmezdik. Çok kızdım mı sadece arkamı döner sinir harbi yaparım.

(Bu konudan çıkmamız gerekir yoksa saplanıp kalacağız)

- Psikolojik savaşı çok iyi bilirim diyorsunuz… Biraz da dostlarınızdan söz edelim. Sezen Aksu ve Müjde Ar’ın ahbaplarınız olduğunu biliyoruz…

- Gerçekten öyledir, yıllara dayanır dostluğumuz. Bir araya geldiğimizde çok keyifli vakitler geçiririz. İkisini de çok severim. Sezen alaturkaya bayılır mesela. Müjde de çok kral kızdır. Sezen de ben de bir zamanlar elimizdeki parayı ne yapalım diye hep ona sorardık . Son derece akıllıdır. Müjde deyince on dakika duracaksın zaten…

- Bülent hanım… Sohbetimiz bitti…

- Yok canııım? Bende bu mazi, sizde bu cinlik varken biz daha seninle çok konuşuruz İzzet’ciğim. Senden başkasına da güvenmem bak, sana teslim oluyorum…

- Sağolun Bülent Hanım. En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle…

İzzet ÇAPA






03.10.11 23:55

19 kişi 4 puan verdi
21529 kez okundu

2 Yorum
DenizDiva
08.10.2011 01:07
Cok güzel bir röpörtaj olmus,tesk.
bi vatandaş
04.10.2011 22:02
seni kim devirsin beeeeeee yavaş ol yavaşşşşşşşşşşşş

İlgili Haberler
Diğer Haberler


GÜNDEMDEKİLER : Kim Kardashian   Ahu Yağtu   Esra Erol   Acun Ilıcalı   Kenan İmirzalıoğlu   Muhteşem Yüzyıl   Bülent Ersoy   Gülben Ergen   Beren Saat   Suskunlar   Saba Tümer