Anasayfa Magazin Güzeller Galerisi Video Galeri Foto Galeri Güncel Kadınca
sacitaslan.com facebook sacitaslan.com twitter

İzzet Çapa'nın Mustafa Sarıgül röportajı

Bazen içimden “keşke bütün bunları yazmasaydım da, sizi karşıma alıp bire bir anlatma imkanım olsaydı” diye geçiriyorum.

İzzet Çapa nın Mustafa Sarıgül röportajı



Mustafa Sarıgül ile olan sohbetimizi satırlara dökerken de aynı  duygular geçti içimden. Yazdan kalma bir Kasım sabahında mükellef bir kahvaltı yaptık. Ama mükellef olan yedikleriz içtikleriz değil, sohbetimizdi. Beni en çok keyiflendiren, lider kişilikli bir politikacıyı bir insan olarak tanımak oldu.  Haydi, siz de katılın muhabbete…

Bu güzel kahvaltı sofrasında siyaseti askıya alsak da ‘içinizdeki sizi’ tanısak? Her zaman çalışkan, güler yüzlü bir Mustafa Sarıgül var vitrinde… Peki Sarıgül robot mu, ağlamaz mı, hüzünlenmez mi?

Dışarıdan öyle görünüyor tabii..  Aslında benim için geceleri çok zor saatlerdir. Gündüz çok güzel geçer ama akşam dokuzdan sonra dakikaları sayarım… Kolay değildir… Gelip burada kitap okuyup, uyumaya çalışırım.

Yalnız mı hissediyorsunuz geceleri kendinizi?

Yalnızım tabi… Bu çok zor bir olay. Ama hayatımın büyük bir bölümünü Emir’e verdim. Çünkü annesi vefat ettiği zaman henüz 9 aylıktı. Hiç tanımadı onu...

VELİ TOPLANTILARINDA TEK ERKEK BENDİM

Hem analık hem babalık yapmak zor olmalı…

Işık Lisesi’nin duvarları konuşsa da benim Emir için neler çektiğimi bir anlatsa. Nasıl Emir’i okuttum, nasıl gittim geldim? En ağır şey de şudur; veliler toplantısına giderdim. Hep bayanlar vardı ve bir tek erkek ben olurdum. O dönem hayatımı Emir’e verdim, şimdi de Ömer’e veriyorum. Artık bütün dünyam Ömer. Her sabah onu aramadan güne başlamam.

Ömer daha şanslı galiba…

Tabii… Emir’i yetiştirirken o çok küçüktü,  ben de çok gençtim.  Evlendiğimizde 22 yaşındaydım daha. Annesi de 25 yaşında vefat etti... Ömer bu yüzden daha şanslı…

Emir ne yapıyor şimdi?

Kendi inşaat firmasında çalışıyor. Ama dedim ya şimdi benim için varsa yoksa Ömer. Onun da mimar olmasını istiyorum.

Despot bir baba mı Sarıgül? Oğlunu mimar olmaya zorluyor mu?

Yok o kadar da değil. Ama yönlendiririm. Çocuklara bazı alternatifler sunmak lazım.

Politikaya çok genç yaşta atıldınız. Hayatınızda örnek aldığınız siyasetçiler vardır mutlaka… Kimler onlar?

Vallahi gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki Mustafa Sarıgül, siyasi yaşamında iki Malatyalı ve bir Kayseriliyi örnek alıyor. O iki Malatyalı’dan birisi Turgut Özal… Hastayım rahmetliye…

Müthiş iş bitiren bir insandı…

İş bitiren,  sorun değil de çözüm üreten yanını seviyorum. Özal’ın tekniği, teknolojisi ve pratik çözümleri benim belediyede uyguladığım olaylardır. Diğer Malatyalı da Erdal İnönü. Onun da akademisyen yanını, beyefendiliğini ve demokrasi anlayışını severim.

İnönü tam bir dünya lideriydi değil mi?

Kesinlikle… Türkiye tarihinde , seçimlerden sonra “Ben başarılı olamıyorum” deyip koltuğunu bırakan tek lider Erdal İnönü’dür. Ötekilerini kara toprak ayırdı… Bazıları da hala devam etmek istiyor.

Gelelim Kayserili’ye… O da rahmetli mi?

Çok şükür Hüsamettin Bey yaşıyor. Hüsamettin Özkan’ın da ahd-ı vefasına, stratejisine, zamanlamasına ve ülkeyi yönetmekteki ustalığına hayranım.... Bugün siyasi hayatımın başarısını ona borçluyum.

Görüşüyor musunuz Hüsamettin Bey ile?

Tabii… En az on günde bir bir araya gelerek neler yapmam gerektiği konusunda kendisinden yardım alırım.

Peki ya Sayın Tayyip Erdoğan? Görüşüyor musunuz?

Allah rahmet eylesin, annesinin vefatında hep oradaydım. Tayyip Bey çok çalışkan bir insan…  Sağda Başbakan’ı; Sosyal Demokrasi’de de Mustafa Sarıgül’ü aynı çalışkanlıkta ve aynı kategoride görüyorum.

Siyasi hayatınızda da hemen hemen aynı yollardan geçmişsiniz…

Bire bir… Başbakan da gençlik kolları, ilçe, il ve belediye başkanlığı yaptı. Ben de gençlik kolları başkanlığı, ilçe başkanlığı yaptım, il yönetiminde çalıştım, milletvekili oldum, belediye başkanı oldum…

Hiç yollarınızın keşistiği oldu mu?

12 Eylül’den önce Kağıthane Belediyesi’nde İETT Genel Müdürlüğü’ndeyken Sayın Başbakan ile altlı üstlü çalıştık.

O günlerde tanışıklığınız var mı peki?

Tabii…. Tanışmaz olur muyuz…

Merak ettiğim bir şey var. Okul yıllarında arkadaşlarınızla Maçka Parkı’na gelip oturduğunuzda “Gün gelecek bütün buraları ben yöneteceğim” diye düşündüğünüz olmuş muydu hiç?

Çok enteresandır. İlkokul 4. sınıfta, yurttaşlık dersinde demokrasi bölümü vardı. Talatpaşa İlk Okulu’nda… Güneş adlı arkadaşımla ikimiz belediye başkanı adayı olduk. Bir oy farkla ben kazanmıştım. Yıllar sonra millletvekili oldum ve Ankara’ya gittim ve belediye başkanı olmak istedim.

Ne güzel milletvekili olmuşunuz işte… Yetmedi mi o? Neden belediye başkanlığı?

Milletvekilliğine ‘rica organı’, belediye başkanlığına ‘icra organı’ diye baktım hep. Ama şansım 30 yaşında milletvekili olmaktı. Müthiş  tecrübem oldu. Yıldırım Akbulut, Özal, İnönü ve Demirel ile çalıştım.

Peki Sarıgül’ün bundan sonraki durağı nedir?

Sana şöyle bir örnek vereyim, İzzet Çapa çok güzel müesseseler açar; Çapa’nın müesseselerinin ne kadar kalıcı olacağı, oradaki müşteri profiline ve ilgiye bağlıdır. İlgiyi bir süre  sonra, başka bir yere çekmek gerekiyor.

Yani benim mekanları yenilemem gibi?

Aynı şey. Arıtk nereye gideceğimin kararını ben veremiyorum.  Yaptığım çalışmaları yurttaşlar takdir ediyor, yurt dışında yankıları oluyor, anketlerde birinci çıkıyorum… Ama bundan sonra nereye gideceğimin kararını halk verir. Ancak kazanamayacağım hiçbir yarışa da girmem.

Çok klasik bir soru ama ne olacak bu sosyal demokratların hali?

Bu konuda da üzgünüm, mutsuzum tabii… Çünkü 52 yıldır sosyal demokrasi tek başına iktidar olmamış bu ülkede.

Hiç analiz ettiniz mi? Nedir bunun sebebi size göre?...

Hakkın değerlerini, halkın değerleri ile buluşturamıyorlar da ondan. . Mutlaka buluşturmamız lazım. Toplumsal değerlere önem vermemiz gerekiyor. Şu anda bir rüzgar var ama önünü biraz açmak lazım. Bu rüzgar Kılıçdaroğlu ile açıldı ve bunu devam ettirmemiz gerekli.

Ama AK parti ile CHP arasındaki oy farkı giderek açılıyor.

Bugün pek çok insan Tayyip Erdoğan’a oy veriyorsa, bu Erdoğan’ın değil, sosyal demokratların kabahati. Bence sosyal demokratların yapması gereken “Neden bu oyları Erdoğan alıyor da biz alamıyoruz?” diye sorgulamaktır. Örneğin AK Partili belediye başkanları Tayyip Erdoğan’ın vizyonundan dolayı kazanıyor. CHP’li belediye başkanları ise klasik ’Altı Ok’un marka değeri ile… 

Oysa Sarıgül tek başına kazanıyor…

Evet… Bu cidden önemli.  DSP’nin Türkiye’de %1 oyu var. Ben giriyorum DSP’den ve kazanıyorum.

Burada biraz partiler üstü bir durum görünüyor…

Aynen öyle. Bir mahalle örneği vereyim. Genel seçimlerde Ayazağa Mahallesi’nde AK Parti birinci parti ama yerel seçimlerde Sarıgül kazanıyor.

Bu başarı nereden kaynaklanıyor?

Siz koşarsanız, üretirseniz, yurttaşlarınızla bütünleşirseniz, onlar da  size oy verir. Bu kadar basit aslında…

Başkanım yine gömüldük siyasete… Haydi biraz da insan Sarıgül’ü anlatın. Akşamlar zor geçiyor demiştiniz…

Yaşam nasıl bir şey biliyor musun? Hayat bir sahne ve o sahnede herkesin görevi var. Görevini iyi yapan sahnede kalıyor, yapmayan gidiyor. Benim bundan sonraki görevim, çocuklarım ve torunlarım için yaşamak ve düşüncelerimi mutlaka iktidara taşımak.

Ne kadar iş hayatına kendini adasa da, herkesin içinde bir çocuk yaşarmış. O yaramaz çocuğu bilerek saklıyorsunuz gibi geliyor bana.

O çocuk, çocukluğunu yaşayamıyor. Çok dikkatli olmak zorunda.  Her istediği yere çıkamaz. Çünkü kamuoyu var, sorumlulukları var. Kiminle oturup kalktığına bile dikkat etmeli.

İçimdeki çocuğu yaşayamıyorum diyorsunuz…

İçimdeki Sarıgül’ü yaşama hakkına sahip değilim diyorum..  Benim durumumda bir gün bile tıraşsız sokağa çıkamazsın.  Pazar günü de olsa bir gecekondu mahallesinde  takım elbise ile dolaşmak zorundasın. Ama Teşvikiye’deysen mutlaka spor giyinmen lazım; çünkü ordaki insanlara göre yaşamak zorundasın.

Sürekli kurallar ve kutular içinde yaşamak çok zor olmalı.

Kolayı seçmedim ki… Evet hep kurallara uymakla mükellefim. Bir siyasi kendini yaşayamaz. Siyaset hedefin yoksa yaşarsın tabii; kakara kikiri, çalsın sazlar oynasın kızlar.. .Ama siyasi sorumluluğun  ve arkanda binlerce insan varsa, onlar için yaşamakla mükellefsin. Sarıgül’ün yaşamı bu. Siyasetin her kademesinde yer almış… Sadece "orası" kaldı.

‘Orası’ ne zaman ‘burası’ olacak?

İktidar bir gün yorulacak… Gitme vakti geldiği zaman yeni bir enerjiye ihtiyaç olacak… İşte o zaman…

‘O zaman’ gelmeden, biraz dedelerinizden söz etsek… Kadirov’dan…

Biz tabi ki Kadiroğulları’nın torunuyuz..  Bir gün televizyonda “Erzincanlıyım” deyince Nevzat Demir aradı;  “Erzincanlıyım demeyeceksin” dedi “ ‘Kadiroğulları’nın torunuyum,  etrafı dağlık, ortası bağlık bir yerden geliyorum’ diyeceksin ve ilave edeceksin.. ‘Ben rüzgarının sert, delikanlısının mert olduğu yerden geliyorum’”

"BAŞI AÇIK SÜLEYMAN"IN TORUNUYUM

Sık  kullanırsınız bu cümleyi. Demek mucidi Nevzat Bey’miş… Biraz Kadiroğulları’nı anlatsanıza… Pek yansımadı medyaya…

Kadiroğulları’ndan geliyoruz ama ben ‘Başı açık Süleyman’ın torunuyum.

Neden başı açıkmış dedenizin? Saçı mı yokmuş?

Atatürk’ün koyduğu isim o... Dedem ve 20 arkadaşı, dört günde at sırtında Erzurum kongresine gidiyor. Kongreden çıkarken Atatürk’ün karşısında şapkasını çıkartıp “Paşam ben Süleyman Sarıgül” diyor. “Erzincan Gökse köyünden geldim, emrinizdeyim”  Mustafa Kemal de dedemin şapkası başında değil elinde olduğu için “Sağ ol, bundan sonra senin adın başı açık Süleyman olsun” diyor. O nedenle başı açık Süleyman’ın torunu da derler bize...

Atatürk öğretmeninden öğrendiğini dedenize uygulamış anlaşılan…. Bu güne dönersek  Mustafa Sarıgül sinirlendiğinde adeta deliriyormuş…

Çok, çok… Maalesef… Şu anda öfke yönetimi ile ilgili bir ders alıyorum. Mükemmeliyetçiyim. Sinirlenen insan mükemmeli isteyen insandır. Ben her şeyin en iyisini yapmak, bir numara olmak istiyorum. Şurada bir toz görsem ister istemez sinirleniyorum. Herkes görevini en iyi şekilde yapmalı diye bakıyorum.  Large adam kızmaz… Niye kızsın?

Tamam… Kızmayın başkan… İlerde başbakan olursanız ilk bekar başbakan mı olacaksınız? Yeni bir First Lady filan…

Ben o sayfayı kapattım. Artık benim ailem, çocuklarım ve torunlarım…

Şimdi bir şey daha soracağım ama siz de bana nereden öğrendiğimi sormayın… Neden çoraplarınız hep dize kadar?

Çok ilginç… Bu soru ilk defa geliyor. Galatasaray Yönetimine girdiğimiz günlerde herkesin çorapları kısaydı. Paçalar biraz yükselince ayak bilekleri filan görünüyor…

Kusura bakmayın ama benim de sinir olduğum bir görüntüdür…

Öyle… Sonra Faruk süren e baktım, onun çorapları uzun. “Nedir bu?” dedim. “Uzun çorap giyersen ayak bileklerin görünmez” dedi… O günden sonra Galatasaray yönetiminde herkes uzun çorap giymeye başladı.

Vallahi ne güzel, açık yüreklilikle anlatıyorsunuz…

Bu özgüven meselesi… Faruk Süren’den öğrendim. Neden söylemeyeceğim ki?

Şimdi gelelim dayağa…..

Nasıl yani?

AĞABEYİM TARLADA KOVALADI VE FECİ DÖVDÜ

Yani ilk dayak faslına… Herkesin bu konuda bir ilki vardır. Sizinki askerde mi oldu?

Yok, ben ilk dayağı ağabeyimden yedim… Köyde… Hiç unutmuyorum tarlada kovaladı ve feci dövdü…

Yaşı ve suçu da öğrensek?

Yedi yaşındaydım… Hayvanları bekleyip ahıra almam lazımdı… Meğer hayvanlar tarlaya girmiş, buğdayları yemiş…

Böyle daldan dala konarak sizi biraz siyasetten uzaklaştırmayı başarıyorum galiba…  Şimdi gelelim şu şıklık meselesine… Gece gündüz her daim jilet gibisiniz ve tiril tiril… Nasıl başarıyorsunuz demeyeceğim ama neden diye soracağım…

Bak İzzet… Küçük bir örnek… Yıllar önce milletvekili adayıyım… Gece saat on buçuk oldu… Zeytinburnu’ndan ayrılıyorum…. Çırpıcı Mahallesi’ne geçmem lazım… Oranın muhtarı telefonda “Sabah gel” diyor.  “Gelemem sabah Çatalca’ya gidiyorum” diyorum, ısrar ediyor…

Neymiş sabahın hikmeti?

“Bizim buranın kadınları insanın tipine de bakarlar. Gece onlar gelemez, sabah seni görürlerse on misli oy alırsın…” dedi muhtar.  22 sene önceyi anlatıyorum... Milletvekilli adaylığım sırasında yaşanan bir olayı... Yani politikacı giyimine, kuşamına full time dikkat edecek. Moralim bozuksa hiçbir yere çıkmam, giderim spor yaparım. Negatif enerji vereceksem niye çıkayım ki?

On binlerce kişinin enerjisini alıyorsunuz. Tuhaf bir şey olmalı bu durum…

Enerji dediğin halkın sevgisi. İş adamı akşam ciroya bakar, yüksekse enerjisi yüksektir.  İzzet’in dükkanı doluysa keyfine doyum yoktur…

O kadar da değil başkanım. O dükkan kolay dolmuyor…

Ben de onu söylüyorum aslında. Çalışmadan sevgi de, başarı da, enerji de olmaz. Çünkü her insan yaptığı işin neticesiyle ölçülür.

Başarı demişken; 12 Eylül öncesi Fatsa Belediye Başkanı Terzi Fikri’nin belediyecilik anlayışı çok tartışılmıştı. Adeta belediyeyi özerkleştirmiş, Fatsa içinde sosyalist bir yönetim kurmuştu. İşler de tıkır tıkır yürümüştü… Bu konuda bir yorum var mı?

Terzi Fikri tam bir halk kahramanıydı. Halkla bütünleşiyordu. Allah rahmet eylesin,  mahallelerde halk meclisleri kurdu. Biz de mahalle birimleri kurduk. Aynı şekilde devam ediyoruz. O günlerin şartlarında öğretmenimiz Fikri hocanın yaptığı çok doğruydu. Bugün biz o modeli daha da geliştirdik.

Valla sizin de yöntemleriniz çok değişik. Başkanlığınızın ilk günlerinde Vitali Hakko ile yaşadığınız ilginç bir olay varmış…

Şişli’nin marka cadde olması gerektiğini düşündüm. Bir yerden başlamam lazım… O zaman en büyük markalardan biri Vakko… Vitali Bey’in ofisine gittim… Merter’e… Abdi İpekçi’de bir mağaza açması için ikna edeceğim….

O zamana kadar Vakko yok muydu Şişli’de?

Bir kere açmış, batmış. O da onu dedi zaten; “A be kuzum, ben kesinlikle gelemem. Çünkü ben orda battım…”  Nuh diyor peygamber demiyor. Çıkarken “Harç, iskan bedeli, işletme ruhsatı parası da almayacağım ama orda olmanızı istiyorum” dedim. Hiç yanaşmıyor. Sinirli de biraz. Hemen çıktım. Pazartesi sabahı saat 10’da gitmiştim.  Yanlıştı.

Ne olmuş pazartesi sabahı gitmişseniz? Nesi yanlış?

Pazartesi sabahları insanın en sinirli olduğu saatlerdir. Bu bana ders oldu. Sonra geldim, belediye zabıtalarına dedim ki; “Pazartesi sabahları kimseye ceza kesmeyeceksiniz, günaydın hayırlı işler diyeceksiniz…” On gün sonra Vitali Bey’i bir sanat galerisinde  yakaladım.

İnşallah günlerden pazartesi değildi…

Yok… “O gün sizi üzdüm” dedim. Meğer o da üzülmüş. Ertesi gün sarı güller yaptırıp tekrar gittim. “Sen zaten çiçeksin” dedi “Senin hatırın için bir eşarp mağazası açacağım.”  Şu anda Vakko’nun 11 mağazası var Nişantaşı’nda. Gerçekten orasının öyküsü Vitali Bey ile başladı. Şimdi artık; “Vakko’yu geçeceksin, Prada’yı geçeceksin, Cartier’i geçeceksin, sağ tarafta Boss’un yanındayız” diye insanlar birbirine randevu veriyor Nişantaşı’nda. 

Cartier dediniz de… Başlarda onunla da sorun yaşamışsınız galiba.

Cartier’in dünya başkanı Nişantaşı’ndaki mağazayı kapatmaya karar vermiş. Genel müdür de üzgündü bu duruma. “Bana bir ay izin verin” dedim… Bir ay sonra Nişantaşı komple değişince Cartier’nin dünya başkanı geldi ve “Burada kalıyoruz, burası bizim için çok önemli” dedi.

"ELİMİZDE MAŞA, KİMSE SARIGÜL’LE BAŞA"

Şişli çok ilginç bir ilçe… Bir yanda dünya markaları, diğer yanda son derece mütevazı semtler…

Bakın bu mütevazi mahallelerimizde yani Kuştepe, Feriköy, Okmeydanı gibi semtlerde yaptığımız okulları, spor merkezlerini, emekli evlerini, sağlık merkezlerini görmenizi isterim. Bizim oyumuz zaten gecekondulardan gelir. Diğer partiler oralara gittiğinde derler ki; “Elimizde maşa, kimse Sarıgül’le çıkamaz başa…”

Bir politikacı Cartier’ye de, gecekondu mahallesine de aynı önemi veriyorsa başa çıkmak kolay değil tabi.

Özü şu; gerçekten yaşamanız ve yaptığınız şeye inanmanız lazım. Benim iki evladım var, üçüncü evladım Şişli. Evlatlarıma nasıl bakıyorsam Şişli’ye de öyle bakıyorum. Kentler çocuk gibidir. Onları severseniz gülümserler...

Peki bu arada evde çocuklara yemek yaptığınız da oluyor mu?

Olmaz mı? Mesela öğrencilik yıllarımdan beri çok iyi menemen yaparım… Etli patatese de bayılırım. Bir gün gel de sana menemen yapayım…

BANA YAPMADIĞI ZULÜM KALMADI

Gelirim Başkan… İyi menemenin tadına doyum olmaz… Peki bunca yıllık politik hayatımızda kimlere kırgınız?

Burada isim vermek istemiyorum ama bir siyasiye çok büyük  kırgınlığım var. Bana yapmadığı zulüm kalmadı ve 120 ayımı yedi.

Kim olduğunu tahmin edebiliyorum. Onu hiç affetmeyeceksiniz galiba…

Yoo… Öyle kin tutmam. Sadece kırgınlığım var. Kim olursa olsun delikanlıca mücadele istiyorum ben. Arkadan güreşmeyi sevmiyorum. “Arkadaş seninle fikir ayrılığımız var, çarpışacağız, yarışacağız” dedim, başıma gelmeyen kalmadı.

Zor günler geçirmiş olmalısınız…

Parti içi mücadele verdiğim için içeriği boş davalarla mahkeme kapılarında süründürdüler beni. Sonra ne oldu? Hepsinden beraat ettim. Ben Fırat’ın çıktığı yerden geliyorum. Fırat’ın suyu deli akar, ben başkaldırmasını severim… Haksızlıklara başkaldırmaya devam edeceğim.

Politika kansız bir savaştır diye bir lafı var Mao’nun… Özellikle miting alanlarında sürdürülüyor bu savaş… Mitinglerin sizin için özel bir yeri var değil mi?

Dünya ile bağımın kesildiği an, mitinglerde mikrofonu elime aldığım andır… O ana kadar heyecanlanırım, üç Kulhuvallah bir Elham okurum. Karşında binlerce kişi, kolay değil. Biri oynasa, konsantrasyonun bozulur. Ama konuşmaya başlayınca her şey biter. Terlerim, enerjimi komple oraya veririm. Gömlek su içinde kalır… Kitleden aldığım enerjiyi kitleye yansıtırım hep.

Haydi biraz daha eve dönelim sayın Başkan… Gece geldiniz, kapılar kapandı… Neler dinlersiniz mesela?

“Oy bahçenize ben giremedim yavrum gazelden oyy oy…..”    Benim  hastalığım Türk halk müziği…  Saza niye gelmedin, söze niye gelmedin…. Bir de; “Kara tren gecikir de belki gelmez…”

Var mı bir hatırası bunun?

Kara tren ile buralara geldiğimden önemli benim için. Bir de siyasi hayatıma uygun bir türkü vardır sevdiğim; “Bekle kar altındaki buğday tanesi, yine onun suları ile yeşereceksin, başını dik tutabilirsen boy vereceksin...”

Hiç enerjisi düşmüyor mu Mustafa Sarıgül’ün? Her zaman sokaklarda, insanlarla iç içe, hep çözümün bir parçası olmanın peşinde…

Valla hiç yorulmuyorum. Bir hoca, öğrencisinin yazdığı şu şiiri gönderdi geçenlerde; “Şişli’nin var bir başkanı,  kara kara saçları,  oy vermezsen Allah yakar adamı”  Çocuk yazmış bunu… Böyle bir yere gelmişsiniz, zirvedesiniz, duraklarsanız düşersiniz. Yani yorulma lüksümüz yok.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK HOLDİNGLERİNDEN BİRİNİ YÖNETİYORUM

Kaç kişi çalışıyor yanınızda?

2400 kişiye ekmek veriyoruz..

Yani bir holdingden farksız…

Şu anda Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri…

Belediyenin bütçesi ne kadar Başkanım?

Aşağı yukarı  yıllık 1,5 milyar dolar… Aylık 320 milyon dolardan söz ediyoruz..

Allah nazardan saklasın… demişken nazara inanır mısınız?

İnanırım…

Nasıl korunursunuz nazardan?

Her Cuma sabahı dualarımızı yapıyoruz. Bizim için dualar okuyan binlerce yurttaşımız var.  Kaç tane kuran kursu, kilise, sinagog, cem evi yapmışım. Ama öyle birisi vardır ki, bakarsın hakikaten nazarı değer.

Bir de İbrahim Tatlıses’in nikahını sormak istiyorum. Neler hissettiniz nikahı kıyarken?

Aradığında çok duygulandım. Hastane psikolojisini de merak ediyordum. Önce kararsızdım ama “Ben imam nikahını yaptım, bekliyorum” deyince kıramadım. 

Ne zaman aradı sizi?

Bir gece önce saat dokuzda.. Ertesi gün işlemler yapıldı. Gidince gördüm ki, 2 imparator var orada. Biri yeşil sahaların, diğeri sahnelerin imparatoru; Fatih Terim ve İbrahim Tatlıses. Ve Mustafa Sarıgül nikah kıyıyor..

Bunca kıydığınız nikahtan sonra sizi etkilemez ama heyecanlandınız mı o anda?

Heyecan yok… Ama duygusallık oluyor tabii. Çünkü ben Almanya’da hastanede yatarken de ziyaret ettim İbrahim’i.

Nikahın hiç unutumayacağınız en ilginç karesi ne?

Gelin kuafördeydi… Nikah saati gelmiş. Fatih Hoca’nın da acelesi var… Ama Ayşegül Hanım ortalıkta yok. Gelmiyor bir türlü…

Haydaaa.... Valla insan ölür meraktan ne oldu bu kıza diyerekten. Eee, anlatsanıza Başkan ne oldu sonra?.. Heyecanlıymış…

Öyleydi. Sonra bir telefon geldi. Ayşegül Hanım’ın arabası güvenlik şeridine takılmış. Polis de bırakmıyor… Bizi aradı ‘Gelemiyorum çünkü polis bırakmıyor’ diye…

Hay Allah nikah yatacak. Nasıl yetişti peki?..

Başbakanlık korumalarına, Emniyet Müdürü’ne rica ettik. Kızcağız heyecanlı… Saat yedi buçukta olması gerekiyordu nikahın, saat oldu dokuz…Gelin yok ortada... Gerilmesin diye İbrahim’e de söylemek istemiyoruz ama o da meraktan ölüp bitiyor... Neyse çözdük sonunda…

30 SENE BEKLEYECEK VAKTİM YOK Kİ YENİ BİR FATİH HOCA YETİŞSİN

Bu arada gelin hanımı beklerken Fatih Hoca’yla da bol bol sohbet etmişsinizdir. Bir Galatasaraylı olarak ne düşünüyorsunuz Fatih Terim hakkında?Küs olduğunuz doğru mu?

Elbette Galatasaray’ın başarılı olmasını isterim. Fatih Terim Hoca’yla da çok eski dostluğumuz var. Bir ara gazetelere yanlış yansıdı. Hiç bir zaman Fatih Hoca’yla aramızda kırgınlık olamaz. Galatasaray’ın başına gelmesi için Ünal Aysan’a telkinde bulunan 2 kişi vardır. Biri Faruk Süren, diğeri ben...

Ama sanki bir kırgınlık yaşandı gibi aranızda...

Şimdi şöyle bir şey var. Biz 9 puan geri düştüğümüz zaman da ben 4 sene yöneticiydim. Fatih Hoca oradayken, biz Fatih Hoca’ya hep destek verdik. Kırgınlık olamaz yani. Ayrıca benim 30 sene daha bekleyecek zamanım yok ki yeni bir Fatih Hoca yetişsin diye.

Bir yanlış anlaşılma var ortada galiba...

Benim o gün TV’de dediğim şey Başkan Ünal Aysan’ın başarıya endeksli olduğudur. Başarısız olan kimse ile çalışmaz. Zaten Fatih Hoca da başarısız olduğu yerde durmaz ki. Fatih Hoca’nın görevi GS’yi şampiyon yapmak. Ünal Aysan’ın görevi de GS’yi en az 4 kere şampiyon yapmaktır.

Neden 4 kere?..

Çünkü benim dönemimde GS’yi 4 kez üstüste şampiyon yaptık. Ünal Ağabey’in de bizi geçmesi lazım. Ben söyledim kendisine ;zoru başaracak yani. Bizim rekorumuzu egale edecek. Ünal Aysan çok iyi dostumdur, GS için de bir şanstır. Ama Ünal Aysan başarılı olmadığı süre içinde benim desteğim de olamaz. Ben başarılı olmasını istiyorum.

Başarılı olamayan hiç kimseye destek olmazsınız yani...

Ee yani. Birine bir görev veriliyorsa başarılı olmak zorundadır. Başarısız olan yerinde kalamaz ki.

Son bir soru… Parti kuruyormuşsunuz diye duydum. Doğru mu?

Yok yahu, yok öyle bir şey. Parti kurmak kolay. Bugün Ankara’da birçok parti var; ancak parti tabelası asmak yeterli olmuyor. Ankara’ya gideceksek iktidar olmak için gitmeliyiz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki değişime destek vermek için parti çalışmalarımızı ertelemiştik. Bu desteğimiz devam ediyor. Önemli olan, sosyal demokratların iktidar olmasıdır. Halkın desteği kimi işaret ediyorsa ona destek vermek lazım. Bizim ne yapacağımıza da halk karar verecek.

İzzet ÇAPA







13.11.11 10:51

1 kişi 5 puan verdi
6521 kez okundu

4 Yorum
tekin
18.11.2011 22:59
aysan değil aysal.. genel kültür ...?
mm
15.11.2011 00:14
Ben yokum Kavuguma anlat...
geveeze
14.11.2011 09:57
hellal olsun mucadelelerle dolu bi basari öyküsü tebrikler turkiyenin sizin gibi siyaset adamlarina ihtiyaci var
FÜSUN ÇETİN
13.11.2011 20:25
TEŞVİKİYE'DE BÜYÜYÜP,EVLENEN VE ŞİŞLİ LİSESİ MEZUNU OLARAK, SARIGÜL'LE İFTİHAR EDİYORUZ..AMA; BİZİM AHMET FETGARİ'YE DE BİR EL ATARSA DAHA DA MUTLU OLACAĞIM..TEŞEKKÜR EDERİZ, KENDİSİNE...

İlgili Haberler
Diğer Haberler


GÜNDEMDEKİLER : Kim Kardashian   Ahu Yağtu   Esra Erol   Acun Ilıcalı   Kenan İmirzalıoğlu   Muhteşem Yüzyıl   Bülent Ersoy   Gülben Ergen   Beren Saat   Suskunlar   Saba Tümer