
“Her şey olabilme hakkımı saklı tutmak isteyen biriyim!”
Yasemin Pulat: Nasıl bir kadınsın sen? Güzelsin, güçlüsün, zekisin, başarılısın, doğalsın, hayat dolusun falan… Hepsi bir insan için fazla değil mi?
Merve İldeniz: Bu güzelsin, güçlüsün, zekisin başarılısın hayat dolusun, senin güzel düşüncelerindir, teşekkür ederim ama bana sorarsan ben her şey olabilme hakkımı saklı tutmak isteyen biriyim aslında. Güzel olduğum zamanlar olduğu kadar çirkin olduklarım da oldu aptal ya da başarısız olduğum anlarım da var. Gerçek bir insan nasılsa öyleyim. Doğal olmaya çabam var ama olamadığım anlarda biliyorum. Ben yaşayan, deneyimleyen, öğrenen, meraklı, genelde neşeli ama kimi zaman durgun ya da hüzünlü de olabilen biraz çocuk ruhlu bir kadınım kabaca. Bir insan için fazla hiç bir şeyim olduğunu sanmam. Hatalarım da bunların içinde...
“Ego vahşi at gibi, dizgini sıkı tutmak gerekiyor!”
Yasemin Pulat: Hata yapmayı sever misin ve yaptıktan sonra kendini kolay affeder misin?
Merve İldeniz: Bu ikisine birlikte yaklaşmak gerekir sanıyorum. Hata yapmaya bayılırım diyemem. Ama hataların harika bir öğrenme yolu olduklarını gördüm. İlkokulda bile bu böyle. Hata yaptığını görünce, notun düşük olunca “o neymiş acaba” diye bakarak doğrusunu öğrenmek gibi, ben de hata yaptığımı önce görebilmeliyim ki, sonra daha hatasız olanı araştırabileyim. Aslında bu da zor değil, duygular bizi yönlendiriyor. Hatalar genelde iç sıkıcı hislerle geliyorlar. Görebiliyorum. Hata insana mahsus… Tekrarı can sıkıcı ama! Kendimi kolay affedebiliyorum çünkü hızlı hareket ederek hatamı olabilindiğince düzeltme çabamı severim. Bu kendimi affetmeme çok yardımcı olur. Hata olarak adlandırılan şeylerin çoğunun ego kaynaklı olduklarına dikkat çekmek isterim. Ego vahşi at gibi! Dizgini sıkı tutmak gerekiyor. Kendimle barışığım aslında…
“Değişim en büyük doğrum!”
Yasemin Pulat: İlle de kendi doğruların mı?
Merve İldeniz: Eee:)))) Mümkün mertebe:))) Diğerlerinin doğruları bazen doğru çıktı ama bazen de yanlış çıktı. Benim de bazen kendi doğrularım doğru, bazen de yanlış çıkabiliyor. İlla demek fazla sert kaçsa da büyük çoğunlukta kendi doğrularım. Bunlar da öngörülemiyor, zaman içinde eviriliyor, değişiyor, bazen iptal de olabiliyorlar. Değişim en büyük doğrum gibi...
“Asıl Merve’nin ne olduğunu çok merak ettim!”
Yasemin Pulat: Bir gün sigortaların attı ve tası tarağı toplayıp gittin mi, yoksa planlı bir gidiş miydi?
Merve İldeniz: Bir gün sigortalarımın attığı bir gerçek ama hemen gidemedim. Kadın olmak tedbir gerektirdi. Paramı pulumu evimi arsamı hazır edip gitme derdine düşerek sanırım bir 8-9 yıl çalıştım.
Yasemin Pulat: Neden gittin? Neden sıkıldın ya da?
Merve İldeniz: Aslında her ne kadar ebeveynlerim yaşasaydı bunu reddederlerdi ama bana göre ben uyumlu ılımlı bir çocuktum. Hepimiz gibi büyütüldüm. Toplumsal kabul gören ’değer’lerin önemi ile silahlanıp topluma salındım. Başarı bunlar ise; şöhret, para, mal mülk sahibi de oldum. Hayırlı kısmetler de vardı. İyi de bu oyuncaklar beni eğlendirmediği gibi, ayrıca toplumu başta bu değerlerinde olmak üzere pek çok konuda tutarsız, hatta ikiyüzlü, maneviyatı yitik, dini imanı para olmuş görünce ben açıkçası beğenemedim. Beğenmediğim bir şeyleri de oynamak istemedim. Hepsini çıkarınca geriye ne kalacağını, asıl Merve’nin ne olduğunu çok merak da ettim. Neydi benim kalbimden geçen en saf arzular? Bunların peşine düştüm. Nişantaşı’nda büyüyen ama giyim kuşamı sevmeyen biriydim. Şöhreti olan ama bundan hiç hoşlanmayan ve hep özelini saklı tutmaya çalışan biriydim. Sahip olduklarımın çoğu bana zıttılar ve beni mutlu etmeye yetmiyorlardı. Ben de ne olduklarını aramak istedim. Bulduğum ilk şey İstanbul’da yaşamayı istemediğim olmuştu.
Yasemin Pulat: Asıl Merve’nin kim olduğunu buldun mu?
Merve İldeniz: Asıl Merve denilen kimliğin her an kendim tarafından yeniden yeniden yeniden tasarlanabileceğini buldum. O an için her nasıl olmak istersem. Sigarasız duramam diyen bir Merve de vardı eskiden, sorsan bu benim derdi. Sonra gerçekten beğenmedim. Şimdi sigara içmeyen Merve var. Bu da şimdi ki asıl ben. Yarını tasarlıyorum:)
“Dağ başında yaşayan bir münzevi değilim!”
Yasemin Pulat: Buraları özlüyor musun?
Merve İldeniz: Hiç özlediğimi söyleyemem. Beni çeken çok az şey var. Pelit pastanesinin eklerleri burada yok! Zeynel’in de tavukgöğsü yok. Bunlar dışında henüz konser hayatı arzuladığım gibi değil burada ama hiç biri de büyük dert değil. Burasının artıları o kadar çok ki. Kaldı ki ben dağ başında ıssızlığın ortasında yaşayan bir münzevi de değilim. Her ne kadar basın beni öyle göstermeyi çok sevmiş olsa da bu lüksüm yok. İlkokula giden bir kızım var benim.
Yasemin Pulat: Nasıl bir annesin? Kızının yerinde olmak ister miydin?:)
Merve İldeniz: İşte bu harika bir tanımlama. Ben onu bebekken elime aldığım gün, şu kararı vermiştim; “ben nasıl bir anne ve nasıl bir büyüme tarzını kendim için arzulamışsam benden alacağın da sadece bu olacak” demiştim. Yalnız bu konu hakikaten uzun ve geniş bir konudur. Hatta belki de başlı başına bir röportaj olabilecek kadar. Kısa özetler vermeye çalışayım ama havada kalabilirler. Kesinlikler çok çok azdır. Esneğimdir. Ona bir birey olarak bakarım, malım gibi görmem, emretmem, bağırıp çağırmam, akranımla konuştuğum gibi konuşurum, madde ile şımartmam ama sevgi ile delice şımartırım, her kötü şeyden korumaya çalışmam, hazır ben kontrol edebiliyorken kontrollü olarak olumsuzluklar yaşamasını, olumsuzla baş edebilmesini öğretebileceğim harika fırsatlar olarak görürüm. Hayat kariyerimde öğrendiklerimi ona da uygularım. Düşünce gücüne inanır ve kullanır. “Şey”lerin geçiciliklerini bilir. Ölüm doğaldır. Her şey bir gün biter gider. Annem öldüğünde çok sakindim. Uğurlarken kasvetli değildi ortam. Benden sonra ağlayıp paralanmasını istemem mesela. Bu konu çok uzun hakikaten… Dünyadaki eğitim sistemine inanmadığım için sistemin çarkına diş etmem. Notuna hiç karışmam, kitap okumaya yönlendiririm, sosyal etkinlikler çok önemlidir. Evde tam bir bireysel oy hakkına sahiptir. Her konuda... Fikri her zaman sorulur ve değer verilir. Yalan söylemem ve ufak anlamaz diye düşünerek bir şeyler saklamam.
Yasemin Pulat: İlk gittiğinde bocaladın mı?
Merve İldeniz: Hiçbir şey bilmiyordum bu kesin. Ne bağdan anlardım ne bahçeden. Ne bebek bakmaktan ne ev temizlemekten... Hepsine hevesim vardı. Çok çabuk öğrendim. İnsan hevesli olunca daha hızlı öğreniyor. Acele etmedim kendime zaman tanıdım. Ne öğrenmek istiyorsam zevkle, sindire sindire yaptım. Para konumu halledip gelmiştim ve hayatımın tadını arzuladığım gibi çıkarıyordum. Toprak bana yığınla şey öğretti. Sabrı öğretti mesela. Ektiniz mi beklemelisiniz. Oluşum sürecinin zevki var. Bitti gitti’yi öğretti. Fırtına çıktı fidanlar gitti, gitti bitti… Ağlasan neye yarar? Bunlar da, esnekliği, uyumu öğretti. Bunların yansımaları da hayatımı değiştirdi. Spor, hayatım oldu. Eskiden çalışırken vaktim olmazdı. Dans, hayatım oldu. Toprak, deniz, doğa hayatım oldu. Hayvanlar!!!! Aç kalmış Afrikalının yılbaşı sofrasındaki haline benzer bir şekilde adeta hayatıma girdiler. 4 köpek, 15 kedi, yılan, balık, at, tavuk, ördek, ne bulduysam… Zamanla dengelendi sonradan:)
“Sanki ölmüşüm de yukarıdan yaşadığım hayatıma bakıyormuşum gibi…”
Yasemin Pulat: Gittiğinden beri nasıl bir değişim süreci geçirdin?
Merve İldeniz: En barizi acayip sadeleştim. Kılıkta kıyafette, mobilyada, yaşam tarzında, düşüncede, fikirde... Elbette çok değiştim büyüdüm. Kadın oldum çünkü. Anne oldum. Boşandım, üzüldüm, sevindim, aşık oldum... Her insan gibi hatalar yaptığım da oldu, çok güzel şeyler de... Ben değişimi burada zaten en temel yaşam gerçeği olarak algıladığım için sonradan geriye bakınca gurur duyduğum “aaa iyi olmuş” dediğim bir değişim geçirdim. Sanki ölmüşüm de yukarıdan yaşadığım hayatıma bakıyormuşum gibi bakarım ara sıra. Beğenmediğim bir şey görürsem de değiştirmek için uğraşırım, hazır daha yaşıyorken. Yaptığım bir resmi boyar gibi. Kolayca özür dilerim mesela. Eskiden pek gururluydum, egoma hakim değildim, yapamazdım. Hayat kariyeri yapmak çok zevkli bir uğraş. Hayatı sevmeyi doğal yoldan getiriyor. Kendinden memnun olanda bu daha da fazlalaşıyor. Çoğu kendinden ve seçimlerinden memnun değil ama değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor. Her günüm kolay da geçmedi. Pek çok zor günüm de oldu. Bu hayatın gerçeği… Zor ve kolay günler olacaktır. Önemli olan kendi seçimlerinizden mutlu olmanız. Zoru kolay geçirtiyor. Diğer türlü kolay gününüz bile zorlaşabilir.
Yasemin Pulat: Mantıklı bir kadın mısın?
Merve İldeniz: Bazen. Ne bileyim? Duruma göre gayet mantıklı olabilirken durumuna göre de son derece mantıksızca davranabilirim, sırf kalbimden geldi diye. Esasen ben kalbime göre yaşıyorum da bu bazen genelin mantık anlayışına uyuyor, bazen uymuyor demek daha doğru...
“Aşksız hayat, sosu eksik salata gibi yavan olur!”
Yasemin Pulat: Hala aşka inanıyor musun?
Merve İldeniz: Ne demek hala? Aşk hayatın en büyük gerçeği! Onu reddetmek demek onu reddedecek kadar çok acı çekmiş olmanın getirdiği korkaklıktan başka bir şey değil. Aşka sahip olmadığım zamanlarda bile kalben inancım tamdı ama aşk için neler yapılmalı, neler yapılmamalı konusunda gün geçtikçe kendime göre çıkarımlarım oldu tabii.
Yasemin Pulat: Aşk için neler yapılabilir, neler yapılamaz?
Merve İldeniz: Lütfen ukalalık olarak görülmeden tüm yazacaklarımın bana göre olduklarını en baştan beyan edeyim; bana görelidir hepsi. Basında her şey herkese göredir de bunlar benimkiler:) Aşk için en başta samimi saf ve açık olmak gerek. Eski deneyimlerin gölgeleri korkularıyla sıvanmış bir durumda, şüpheci, alaycı ve kapalı bir hal, aşkın filizini kurutabilir kolayca. İçten geldiği gibi davranmak, dışarıdan nasıl görüldüğüne aldırmamak, saçma sapan şeyleri aşkın önüne koymamak da lazım. “Aşka düştüm” dedin mi tercihin işin, evin, hobin değil önce aşkın, sonra mümkünse diğerleri olursa filizin büyümesi ve güçlenmesi kolaylaşıyor. Son derece kırılgan ve onarımı çok zor bir şey olduğu için en baştan itibaren özen göstermek gerek. Karşıdaki kişiye sadece arzu ya da sevgi duymanın dışında saygıyı asla unutmamak... Bir birey olduğunu es geçmemek, malınmış gibi davranmamak, her an tekrardan beslemek gerek. Aşk bir anda olur, tamam ama sonradan da her an gelişir. Karşınızdaki bir şey yapar, o şeyi yapışına ayrıca aşık olursunuz. Bir olay olur, o olaya verdiği tepki ile aşkınız kanatlanabilir, katlanabilir. İskambil kağıtlarını üst üste dizermişçesine özen ister aşk. Sevgi karşındakini olduğu gibi kabul edebilmektir ama kendi değerlerinden de vazgeçmeden. Yani önce bir değer yapınız, sizin için “olmazsa olmazlar ile olursa olmazlar” listeniz olmalı. Bu herkese göre değişir ama listenizde istisna yaparsanız bu iz bırakabilir. Uymuyorsa son derece sakince, kalp kırmadan konuşarak çekip gitme hakkınız her zaman var. İşinizden önemsizdir belki aşk ama sizden de önemli değildir. Aşk sizinle var olacak bir şey. Kendinizi hiçe sayarsanız karşınızdaki de sizi hiçe saymaya başlayabilir. Dürüst olmamak en başta yapılmaması gereken şey… Bir kere güveni kaybederseniz asla kurtulamaz. Paylaşım ve iletişim hep açık olmalı. Aranızda duvarlar olmamalı. En ufak bir sır, o duvarın ilk tuğlasıdır. Sizi anlamayacak, sizi yargılayacak ya da size kızabilecek biri zaten aşk duyacağınız bir davranış sergileyemeyecektir. Aşk kalıcı değildir. Yani anlıktır. Her an yeniden aşk duymak gerekir. Dün söyledim bitti diyemezsiniz, bugün garanti değildir. Her an aşk duymak her an aşık olmakla ilgili. Her an aşık olabilmek gerekir sevilene. O zaman büyür de büyür... Karşınızdaki sizin sevgi aynanız aslında. Kendine değer verenler her zaman kendilerine değer verenleri çekecekler.
Yasemin Pulat: Hayatın birbirinden tamamen farklı iki yerinde yaşadın. Hangisi daha gerçek?
Merve İldeniz: Hepsi gayet gerçek. Hangisi daha iyi dersen, bana göre şimdiki tabii:)))
“Şehrin enerjisi de kendi gibi kirli!”
Yasemin Pulat: Şehir insanı neden mutsuz ediyor?
Merve İldeniz: Şehir, aslında ihtiyacınız olmayan şeyleri alabilmek için para kazanmaya endeksli. Size özgürlük tanımıyor. Gözünüze gönlünüze hitap eden gerçek güzellikler çok nadir, çok saklı ama yapaylık her yerde. Adeta güdülerek -vitrinler reklamlar- yönlendiriliyor insanlar ve gerçek arzularından haberleri bile yok. Kafalarına yerleştirilmiş, öğrenilmiş, hatta ezberletilmiş istekleri var, kıstasları var. Her şey daha zor oluyor, çünkü çok kalabalık… Ulaşım zor, bürokrasi işleri ölümcül, hastane işleri dertli... Şehircilik de harika değil sonuçta. İnsanlar tek tek birey olarak mutsuzlaştıkça şehrin enerjisi de kendi gibi kirli, karanlık, mutsuz ve siz mutlu dahi olsanız, sizi de içine alıp ham ediveriyor.
Yasemin Pulat: Şehirde olup mutlu olmak mümkün değil mi?
Merve İldeniz: Değil diyemem, çok iddialı olur. Bu, kişinin hayata bakış açısına göre değişmekle birlikte, zor demek daha doğru... En azından ben burada yollarda dolanırken gülümseyen insanlar ve neşe enerjisi görürken, orada hep asık suratlı, kavgaya her an hazır, tahammülsüz ve eli kornada insanlar var. Nasıl çok mutlular diyebilirim, bilmiyorum. Zamanında en güzel yerlerde, en zevkli kıyafetlerle işimi yaparken bile aynı trafikte azap çekerdim. Ha, diyelim ki işiniz Kilyos’ta eviniz de Belgrat Ormanına yakın, sizden mutlusu yok:))) Ama köyünüz bu durumda benimkinden de küçüktür... Hastane, pastane, okul, sinema gene uzakta... Burada hepiciği de yakın üstelik..:))))
Yasemin Pulat: Düzenden rahatsız bir asi misin?
Merve İldeniz: Sanıyorum ama bu soruyu küçük kızıma sorsaydın şiddetle reddedebilirdi:)))))))))
“Keyfini süre süre çalıştım, keyfini süre süre yaşadım, keyfimi kaçırdığı gün bıraktım!”
Yasemin Pulat: Şimdi ünlü olmanın ve beraberinde getirdiği her şeyin boş olduğunu mu düşünüyorsun?
Merve İldeniz: Hiç de değil:))) Bu saydıklarının sayesinde genç yaşımda şimdiki hayatıma kavuşabildim:))) Öyle demek nankörce olurdu. Keyfini süre süre çalıştım, keyfini süre süre yaşadım, şimdi de aynen devam ediyorum. Keyfimi kaçırdığı gün bıraktım zaten. Hala bazen dizi teklifi gelir de “8 ay şehirde olmalısınız” şartı öne sürerler, hemencecik keyfim kaçar, para mara düşünmem. “Hayır” derim:)))
“Kalbimin sesini dinlemezsem huzurum kaçıyor...”
Yasemin Pulat: Neyin eksikliğini yaşıyordun ki böyle bir tercih yaptın?
Merve İldeniz: Doğa... Temiz deniz... Huzur… Kalbimin sesini dinlemezsem huzurum kaçıyor...
Yasemin Pulat: Kalbin hep huzurlu şeyler mi söylüyor?
Merve İldeniz: Hayır o kafasına göre konuşur, ben de dinlerim ama sıkı sıkı:) Dinlersem hep huzurlu oluyorum. Kalp bu, mantıksız şeyler de söyleyebilir ama inan bana insafsız, haince, zalimce şeyler söyleyemez... O, egonun işidir. Kalple karıştırmamak gerek. Kalp dediğim, en saf, en temiz, en içinizden gelen, en gerideki arzunuzdur ve onlar adeta tanrısaldır. Bana hep Yaradan ile bağım olarak görünür ve sanki onu oradan dinlerim. O nedenle zaten sıkı sıkı dinlerim. O benim yolumu adeta işaret eden izler gibidir. Onun dediğini kafamdan gelen hiç bir emre satamam. Kafa sesi lazım ama en ideali her ikisinin uyumudur.
“Şimdi cariyelik en azından isteğe bağlı!”
Yasemin Pulat: Bu kültürde güzel kadın olmak avantaj mı, dezavantaj mı?
Merve İldeniz: Nasıl yaşadığına göre değişir. Eskiden daha zormuş, o kesin. Güzelsen alır götürür cariye yaparlarmış sana sormadan. Şimdi cariyelik en azından isteğe bağlı:))
Yasemin Pulat: Yaşlanmaktan korkuyor musun?
Merve İldeniz: Eskiden korkardım. Kalbimin sesi “hadi hadi git artık” diye bas bas bağırırken ve ben “daha hazır değilim” diye oyalanırken… Ölüm korkusu, arzuladığı hayatı yaşayamayan için çok daha bariz ve anlaşılır, yaşlanmak da daha korkutucu. E,e normal tabiii:))) Arzularınız için kalan zamanın azalması söz konusu... Şimdi bir korkum yok, geride değilim, hayatla ilerliyorum. Yaş almak, sadece bu gezegende daha deneyimli olmam demek. İçimdeki çocuk gayet sağlıklı:)) O hiç yaşlanmaz bir şey... Her yaşın iyi yönü, kötü yönü baktığın yere göre olacaktır. Değiştiremeyeceğim şeyler için acı çekemem.
Yasemin Pulat: Sen de her kadın gibi aşk acısı çekip, ayrılık sebebiyle yerlere yapıştın mı?
Merve İldeniz: Elbette:)))) Ama her zaman kalkabildim. Aşkın bizim içimizde olan bir şey olduğunu anlamamız da çok önemli…
“Niyetlerin sahiplerine döndüğü bir evrende yaşadığımıza inanıyorum”
Yasemin Pulat: Kadere mi inanıyorsun, yoksa yaşadığımız her şeyin seçimlerimizin sonuçlarına olduğuna mı?
Merve İldeniz: Kader bana göre sebep sonuç demek, hem defter, hem kitap. Geriye baktığında bir kitap; yapmışsın, etmişsin, yazmışsın. Şimdi o yazılanı okursun. Ama ileriye doğru baktığında bir defter; şimdi yaptıklarınla yazacaksın. Ona göre seçim yapmak lazım, “her şeyi ben seçerim” diyecek kadar kör bir egoya sahip değilim ama her olayda en yükseği seçmeye gayret gösteririm. Neyi seçtiğinizin de sanki fazla bir önemi yok... Neden seçtiğiniz bana göre daha mühim. Şuraya ben bir paspas koyarım gelenin ayağı kaymasın diye, sense o paspası alır kaldırırsın gelenin ayağı kaymasın diye. Her ikisi de birbirlerine tamamen zıt eylemlerdir ama niyetleri eştir, yüksektir. Seçim dediğin nedir ki? Yüksek ya da alçak davranış, kafandaki niyetinden gelir…
Yasemin Pulat: “Hayatla meselelerimi çözdüm” diyebilir misin?
Merve İldeniz: Hayatla bir meselem yok şükür:))))))))) Bana sunulmuş nimetlerin keyfini sürerim, beladan uzak dururum.
Yasemin Pulat: Kızının yetişkinliğinde nasıl bir dünyada yaşayacağını düşünüyorsun?
Merve İldeniz: Tam ona göre bir dünyada:)) Ben iflah olmaz bir iyimserim, bana böyle sorular sorarsan kötü bir şey duyamazsın:))))
Yasemin Pulat: O zaman hemen sorayım; dünyanın bütün acıları bitecek mi bir gün?:)
Merve İldeniz: Her şeyin başı eğitim!! gibi geyik bir cevap bekleme:))))) biz acılarla baş etmeyi öğrendikçe etkilemez olacaklar daha çok…
“Düşe düşe düşmemeyi öğrenen bebek gibiyiz.”
Yasemin Pulat: Dünyadaki vahşet, kaos, savaşlar ve sevgisizlik korkutmuyor mu seni?
Merve İldeniz: Bunlar bana göre bireylerin içindeki vahşet, kaos, savaş ve sevgisizlikten oluyor. Bireysel iyileşme bunları değiştirecek. Tersini yapa yapa doğrusunun öğrenildiği bir yerde ilerleme görece yavaş gibi görülse de, zamansız bir yerden bakarsan bence göz yaşartıcı güzellikte... Ben niyetlerin sahiplerine döndüğü bir evrende yaşadığımıza inanıyorum. Düşe düşe düşmemeyi öğrenen bebek gibiyiz. Şefkat duymak, pozitif yaklaşmak gerek…
Yasemin Pulat: Dünyayı kurtarmak mümkün mü?
Merve İldeniz: Elbette... Ama dünyanın buna bir ihtiyaç hissettiğini düşünmüyorum, o asırlardır kendi başının çaresine bakıyor güzelce, adaptasyon yeteneği mükemmel. Üstünde yaşayanlar içinse kastettiğin, kendileri kendilerini kurtarmazlarsa kendi kendilerini yok ederler, dünyaya gene bir şey olmaz:))
Yasemin Pulat: Bundan sonra nasıl projelerde yer alırsın ya da “şöyle bir iş yapsam” dediğin bir şey yok mu?
Merve İldeniz: Kafamda birçok proje var ama Leyla kendi ayaklarının üzerinde durmaya başladıkça uygulamayı düşünüyorum. Benim en büyük lüksüm çalışmak zorunda olmadan kızımı büyütebilmek. Hepi topu 20 yıl. En fazla. Sonra yuvadan bir şekilde uçuyorlar. Zaten 10 yılı bitti. Gittikçe de kendi ayaklarının üzerinde hızla duruyor. Bana açılan zamanla ilgili bu planlar ama projelerimi anlatmak istemiyorum.:))) Zamanı gelince nasılsa öğrenirsiniz. Elbette bu şimdiki projeler dışında da her an yeni şeyler olabilir. En azından daha bir 6-7 yıl beni evimden kızımdan uzaklaştıran projelere yer vermem hayatımda.
Yasemin Pulat: Yeniden evlenip, yeniden çocuk doğurup, yeniden boşanır mısın?
Merve İldeniz: En ufak bir fikrim yok:))) Hayatı geldiği gibi yaşarken birlikte görürüz:)
Yasemin Pulat: Gazetesiz’i takip ediyor musun? Yani bizi seviyor musun?
Merve İldeniz: Daha çok yeni tanıştık.:) Göz atınca sık kullanılanlarıma eklememe rağmen henüz çok da istediğim gibi didikleyemedim ama sizi çok sevdim çünkü yığınla röportajım olmuştur ama çok azından bu kadar zevk aldığımı açıklamam gerekir.
Yasemin Pulat: Gazetesiz yayın hayatına başlayalı çok olmadı. Henüz bir yaşında bile değil:) Gazetesiz’in büyüme yolculuğunda yanında olan insanlardan biri olduğun için biz de sana çoook teşekkür ederiz.))))
