
- Tam da günümüzde hatırlanması gereken adaletsizliğin kol gezmesi, vicdan yoksunu olma gibi meselelere parmak basıyorsunuz... Bize ne oldu da nar taneleri gibi dağıldık?
Ümit Ünal: Toplumun bir arada rahat yaşayabilmesi için en önemli şey adalet duygusu. İnsanların hayatlarını sürdürmesi, başına gelen iyiliği de, kötülüğü de o adalet duygusu içinde kabul edebiliyor olması lazım. O şaştığında insanlar birbirine güvenmez oluyor ve kendi adaletini aramaya başlıyor. Bizim hikayemiz de toplumsal adalet duygusunu kaybetmiş bir ülkede geçiyor. Hikayeye dahil olan herkesin hayatı birkaç saat içinde değişiyor. Aslında hepimiz kendi kurduğumuz dünyalar içinde yaşıyoruz. Hepimiz bir şekilde haksızlığa, yalana göz yumuyoruz. En basiti, yoksulluk varken rahat içinde yaşamayı kabul ettiğimiz anda zaten göz yummuş oluyoruz. Bunu bir şekilde akla uyduruyoruz.
- Filmdeki doktor karakterinin geldiği nokta gibi para, güç, vicdanın yerini almış...
Ü.Ünal: Doktor karakteri bu akıl yoluna uydurmayı suça iştirak edecek kadar çok abartmış. ’Ne yapalım, dünyanın gidişi böyle, hayat böyle işliyor’ diyebiliyor. Bu hikayenin geçtiği güne kadar o suç gizli kalmış. Serra’nın canlandırdığı karakter sayesinde hepsi ortaya dökülüyor.
VİCDAN HERKESE LAZIM
- Serra Hanım, canlandırdığınız Asuman karakteri intikam duygusuyla olaylara yaklaşmıyor, sadece yapılan yanlışın düzeltilmesini istiyor. Bu, çok etkileyiciydi... Saflık, kentli kadındansa varoş kökenli kadınla mı anlatılmak istendi?
SerraYılmaz: Ona inanmıyorum. Büyük kent dışında büyüyen insanların birçoğunda bu ilkel intikam duygusu var. Kan davaları, töre cinayetleri hep bu intikam duygusundan kaynaklanmıyor mu? Namusumuz gitti, yaşatmayalım, cezasını çeksin diye anne, baba bile bu anlamda evladını cezalandırabiliyor. Onun için öyle bir ayrım olduğunu zannetmiyorum. Asuman, farklı, biraz esrik, kendine özgü bir kadın. Bu tür kadınlar tanıyorum ben. Onun için Asuman kindar bir kadın değil. Hak yerini bulsun istiyor. O, bir hatayı düzeltme derdinde.
- Genç kıza, Asuman gibi kadınlar için ’Sadece yemek yapmasını bilir, fal bakarsınız’ dedirtiyorsunuz. Kendinden olmayan bir şekilde dışlanıyor değil mi?
Ü.Ünal: Film tabii ki sınıfsal çelişkilerden bahsediyor. Adalet dediğiniz anda ondan bahsetmemeye imkan yok. Filmin en olumlu karakteri gibi görünen bu genç kız aslında. Fakat onun bile aslında o kadar olumlu olmadığını görüyoruz. Her karakterin aslında hem iyi hem kötü tarafları var. İyi gördüğümüz genç kız, bir noktada karşısında gördüğü gecekondulu, yoksul bir kadına ’Cahilin tekisin’ diyebiliyor.
S.Yılmaz: Sen ne anlarsın diyerek küçümsemeyi kusabiliyor.
Ü.Ünal: ’Senin dünyan şu kadarcık’ diyebiliyor. Halbuki filmin ileri noktalarında bir başkası da ona ’Senin dünyan şu kadarcık’ diyor. Aslında hepimizin dünyası bir başka açıdan bakıldığında şu kadarcık.
- Filmin ’Bugün onun başına gelen yarın senin de başına gelebilir’ gibi bir önermesi de var mı?
Ü.Ünal: Film şunu söylüyor: Hepimiz birbirimize hem çok benziyoruz, hem çok farklıyız. Zaten ’Nar’ esprisi de buradan geliyor. Nar tanelerine bakınca hepsi aynı gibi ama yakından bakınca hepsi çok farklı. Film de bunu anlatıyor. Senin yerinde ben olabilirdim, benim yerimde de sen olabilirdin gibi bir önermesi var filmin. Sonuçta vicdan herkese lazım.
KANUNLARA UYMAK SAFLIK
- Peki, bize ne oldu da bu vicdan duygumuzu kaybettik?
Ü.Ünal: Türkiye sınıf atladı. Belki son otuz senenin ürünü bu. Bizim bildiğimiz, çocukluğumuzda tanıdığımız dünya yok oldu neredeyse. Artık daha hırslı, daha yırtıcı olursanız daha iyi yaşayabileceğinizin garantisi olan bir ülke oldu. Eskiden herkes daha mütevazı idi. Fakat şimdi öyle bir sınıf atlama, köşeyi kapma telaşı sardı ki bütün ülkeyi. Herkes, ’neden dürüst olayım, neden kanunlara uygun iş yapayım zaten milletin omzuna basarak, hakkını yiyerek gayet iyi yaşayanlar var. O zaman ben de öyle yapayım’ diyor. Buna da izin veriliyor. Herkes buna göre yaşamaya çalışıyor. Bu en rahat trafikte anlaşılıyor. Trafik kurallarına uymak enayilik gibi görülüyor bu ülkede. Her alanda kurallara uymanın enayilik olduğu, kanunlara uymanın zayıflık veya saflık olarak görüldüğü bir ülke haline geldik. Dolayısıyla yırtıcı ortamda da adalet duygusu kayboldu.
- Toplumun adalet duygusu kaybolursa ne olur?
Ü.Ünal: Filmin başında narın parçalandığı anı ağır çekimde çektim. Çünkü o parçalanma anının dehşeti detaylarıyla görülsün istedim. Biz de tam o parçalanma anındayız şu anda.
ÜMİT ÜNAL setleri sorunsuzdur
- Setiniz keyifli mi geçti?
Ümit Ünal: Yoğundu ama sorunsuzdu. Çok da keyifli geçti ayrıca. Benim setlerim zaten sorunsuzdur. Şimdiye kadar gergin bir set yaşamadım. Sete tam ne istediğinizi bilerek çıkarsanız sorun olmuyor.
- Serra Hanım, Ümit Bey nasıl bir yönetmen, sette sesi yükselir mi?
S.Yılmaz: Ümit’in sesi hiç yükselmez. Çok keyiflidir onunla çalışmak.
Ü.Ünal: Serra’yla 86’dan beri çalışıyoruz. Teyzem filminde oynamıştı.
- Vazgeçemediğiniz oyuncular listesinde Serra Hanım’ın adı geçer değil mi?
Ü.Ünal: Geçer.
S.Yılmaz: Hele bir tersini söyle.
Ü.Ünal: Gerçi şimdiye kadar asıl büyük projemizi yapamadık ama ’Nar’ ona bir adım oldu. ’Ses’te çok küçük bir rolü vardı ama çok tatlıydı, asıl ’9’da vardı. Bu filmde de on beş gün çalıştık. Mutlu günler geçirdik.
Sibel Ateş Yengin
