
- Canlandırdığınız Ali maço bir karakter mi?
Maçoluk derken; aslında bu maçoluk çok karıştırılıyor. Sevgilisini kıskanan her insana ’maço’, kıskanmayan adama da ’hımm bu gay galiba’ denilen bir ülkede yaşıyoruz. Dizideki Ali karakteri şehit polisin oğlu... Nazlı’nın babasıyla da çok iyi arkadaşlar. İkisinin de babası gözleri önünde şehit oluyor. İkisinde de travmatik bir durum oluşuyor. Ali babasının izinden gidip emniyet amiri olurken, Nazlı ise genel cerrah oluyor. Umut dolu bir aşk hikayesi izleyeceğiz yani.
- Diğer dizilerden farkı ne olacak?
Çok ciddi ve geniş yelpazesi var. Yapımcımız ve senaristimiz Sergin Akyaz o kadar güzel kurguladı ki, seyirci sıkılmadan izleyebilecek. Uzun uzun, birbirine deli deli bakan sahnelerimiz yok. Ağır, ajitasyon bir dizi değil. Sürükleyici bir hikayemiz var.
- Dizinin ismi de çok ilginç...
’Araf’ aslında cennet ile cehennem arasında kalınan bölge. Kuran-ı Kerim’de de geçiyor. İnsan öldükten sonra cennete mi cehenneme mi gideceğine karar verilirken ruhun tutulduğu ara bölüm demektir. Ali’de iş ve aşk arasında kalınan bölüm de var. İnşallah arada kalmayız.
- Reyting olayı yaşanan şaibelerden dolayı bir süre olmayacak. Bu anlamda kendinizi şanslı hissediyor musunuz?
Bence iyi oldu. Haklı-haksız çözülsün. Emniyet bu işin üstüne gidiyor. Senelerdir bu listelerin gezdiğine dair şaibeler var. İnsanın cebinden para çalmak ya da listeyi ele geçirmek, aynı şey...
PRENSESLERLE YEMEK YEDİM
- Bir dönem Ortadoğu’da ’Kaybolan Yıllar’ dizisiyle fırtınalar estirdiniz. Nasıl tepkiler almıştınız orada?
2008 yılıydı. İlk kez Ortadoğu’da yayınlanan bir dizi oldu. Suriye’de dublajlarımız yapılmış. Sanki Arapça konuşuyordum, o kadar iyi bir ses tonu yakalamışlardı. Gece gündüz yayınladıkları için 7’den 70’e herkes izlemiş. Oraya gitmeden önce ’korumalarla gezdiririz’ demişlerdi, ben de çok gülmüştüm. Hakikaten o korumalar bile yetersiz kaldı. Ceketlerim parçalanmıştı. Diziler sayesinde ekonomiye de bir katkı oldu. % 600 kadar bir turizm patlaması yaşandı.
- Yurtdışında çok ilginçtir ki erkek oyunculara daha çok bir ilgi var. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Avrupa’nın ya da Ortadoğu’nun erkekleri bu kadar romantik değil herhalde. O romantik erkek karakterlerine ya çok açlar ya da hoşlarına gidiyor. Bizler iki kültürün arasında kalan insanlar olduğumuz için bir sürü duyguyu barından karakterleriz. Onlara çok sıcak geliyoruz. Bana ’ne kadar güzel bakıyorsun’ diyorlardı. İki sene önce Kuveyt Prensesi benimle yemek yemek istedi. Resmi bir davetti, kırmadık. Almanya’nın Bavyera Prensesi geldi ve onunla da yemek yedim. Gerçekten de filmlerde gördüğümüz prensesler gibiydiler.
- Peki diziniz orada yayınlandıktan sonra Avrupa ya da Ortadoğu’dan iş teklifi aldınız mı?
36 bölümlük bir dizi projesi geldi. Ama o dönem sözleşme esnasında Arap baharı patladı. Ortalık karıştı. Dizinin bir kısmı İstanbul’da bir kısmı da Ortadoğu’da çekilecekti. Ürdün’ün popstarı Diana Karazon’un klibinde oynadım. Bir kere Türkleri çok seviyorlar ve el üstünde tutuyorlar. Ama en önemlisi Türkiye’nin tanıtımıdır. Artık bizim develerin üzerinde gitmediğimizi bilsinler.
- Amerikalı Ben Affleck, İran’da çekemediği filmini İstanbul’da çekti. Ve birçok sahnede de Türkiye İran gibi yansıtıldı. Film çekimlerinin İstanbul’da gerçekleştirilmesini doğru buluyor musunuz?
Biz kaş yapalım derken göz çıkartıyoruz. ’Aman ülkede Ben Affleck film çeksin’ derdindeyiz. Ama bu işi de kim onaylıyorsa, bizi İran olarak göstermesin. Gelecek turistten ne kadar zararımız olacağının ne yazık ki farkına bile varmıyorlar. Adamın filmi dünyada gösterilecek, çekilen yer basın bülteninde İstanbul yazılacak. Kimse buna set demez. Ülke olarak Ben Affleck’in bir milyon dolarına ihtiyacımız yok.
Erçin Dağ Eysen
