Anasayfa Magazin Güzeller Galerisi Video Galeri Foto Galeri Güncel Kadınca
sacitaslan.com facebook sacitaslan.com twitter

Yavuz Bingöl özel açıklamalar yaptı

Yedi yaşından beri bugünlerin hayalini kuran Yavuz Bingöl 'Düşlerimizin peşinde koşardık' dediği çocukluk yıllarını, aşk acısı çekip çekmediğini, özel ilişkileri neden beceremediğini anlattı..

Yavuz Bingöl özel açıklamalar yaptı

REKLAMLAR




- Filmdeki rolünüzü anlatır mısınız?
Çanakkale Savaşı’nı anlatan, haklı ve haksız aramayan bir film. Savaşın kötülüğünü ve vahşetini anlatıyor. Bir ailenin iki çocuğu farklı saflarda savaşıyor. Yabancı bir anne, iki çocuğundan birine Türk ismi, diğerine kendi sülalesinden isim koyuyor. Savaş çıkınca da çocuklardan biri annesinin, diğeri babasının ülkesinden savaşa katılıyor. Filmde oynadığım karakter ’Artık ne gavur ne de Türk’tüler bu topraklara aittiler ve hepsi Çanakkale çocuklarıydı’ diyor.  Hücuma geçildiğinde ilk şehit olan subaylardan birini oynuyorum.

- Oyunculuğa alıştınız mı?
Alıştım ama uzun ve ağır sahneler bazen heyecanlandırıyor. Büyük konserlerde bile bir hafta öncesinden heyecan başlar. Zaten heyecan biterse bu işleri de bırakmak gerekir. 

- Yapım şirketi kurdunuz. Bir programda işin mali kısmından çok da anlamadığınızı söylemiştiniz; nasıl gidiyor?
Bir oyuncu olarak masanın diğer tarafında pazarlık yapmak, bir çay içmek ve el sıkışıp gitmek keyifliymiş. Masanın diğer tarafına geçince anladık ki işin bu kısmı zormuş. Tecrübesizliklerden kaynaklı eksikliklerimiz oldu tabii. Ama olsun, öğreniyoruz. İşimizi özenli ve disiplinli yapmaya çalışıyoruz. 

GÖNÜL SESİMİ DİNLERİM

- Düğün salonlarında çalıştığınız dönemler bugünlerin hayalini kurar mıydınız?

Yedi yaşımdan beri bu hayali kuruyorum. Bir insanın hayalini gerçekleştirmesinden daha mutlu bir şey yok. 76 yılında evimize televizyon girmişti. Frank Sinatra ve Elvis Presley’in siyah-beyaz filmlerini izlerdim. ’Bir gün ben de böyle olacağım’ derdim.

- Zor bir çocukluk muydu sizinki?
Zor ama o zorluğun içinde azimli, yüzü gülen, paylaşımcı ve düşlerimizin peşinde koşan çocuklardık. Robin Hood’culuk oynardık. Evlerin önüne süt şişesi konurdu ve biz de kimin evinin önündeki fazlaysa onların birini alıp daha fakir olanların evinin önüne koyardık. Ekmeğin üzerine yağ, salça sürer ve bizi sokağa yollardı annem. O ekmeği ikiye, üçe böler arkadaşlarımıza verirdik. Yavuz Bingöl olmamı sağlayan, adalet duygumu geliştiren, insanı sevmenin gerektiğini öğreten, güzel yıllardı.

- ’Ben içindeki çocukla yaşama meziyetini gösteren biriyim’ demişsiniz. Nasıl bir çocuk var içinizde?
Nasıl bir çocuk olduğunu bilmiyorum. Bu, o ikinci ses dediğimiz, gönül ve vicdan sesidir bence. Bana çok olur, bir karar alırken kulağınıza biri bir şeyler fısıldar. İçinizden o işi yapmak gelmez ve gerçekten o işte hata yaparsınız. Bazen o sesi duymak işinize gelmez ya da hayatın gürültüsü içinde duymazsınız. O yüzden ben buna gönül sesi, vicdan sesi diyorum.

- Dışarıdan kırılgan değil de, sert biri gibi görünüyorsunuz...
Takıntılarım var aslında. Psikologum ’Sizin bağlantılarınız ters’ demişti. ’Nasıl yani’ deyince, ’Toplumun genelinin kızdığı bir şeye siz kızmayabiliyorsunuz ama kimsenin kaile almadığı bir şeyi de ciddiye alıp sinirlenebilirsiniz. Hassas bir kişiliğiniz var,  çabuk kırılıp üzülürsünüz’ demişti. Miles Davis’in ’Herkes tarafından anlaşılabilir olsaydım herkes ben olurdu’ sözünü çok severim. Ben de bu düşünceyi içime sindirerek hayatımı sürdürüyorum.

- Maço bir erkek misiniz?
Değilim. Dediğiniz gibi dış görüntü itibarıyla insanlar benden çekiniyor olabilir. Ama birinin yakasını tutmayalı, kavga etmeyeli otuz yıl geçti. Eskiden kuşağımızın gereği sert tiplerdik ama zaman o yanlarımızı törpüledi. Şimdi daha mülayim, daha anlaşılır insanlar olmaya çalışıyoruz.

- 2007 yılında yayınlanan ’Yare’ albümünüz için ’Çocukluğumdan taşıdığım lekeler olduğu için bu ismi seçtim’ demiştiniz, o lekeler duruyor mu hala?
Hepimizin defoları ve zaafları var. O lekeleri severek hayatı sürdürmek daha kolay. Sevmediğimiz de bunalıma düşüyoruz. O yüzden içimizdeki o çocuğu gün ışığına çıkarıp o lekelerimiz sevmeyi öğrenmeliyiz. Beni ben gibi kabul eden birini aramak yerine, insanın önce kendini kendi gibi kabul etmesi gerekiyor. Zaaflarınızı, eksikliklerinizi iyi değerlendirirseniz daha sağlıklı olursunuz. Karşı taraf da sizi daha iyi anlar. Kendinizi gizleyerek yaşadığınızda hem karşı cinsle hem de dostlarınızla ilişkileriniz zayıf, kötü oluyor.

- Daha önce de özel ilişkilerde beceriksiz olduğunuzu söylediğinizi hatırlıyorum... Neyi beceremiyorsunuz?
Çok verici bir tipim. İlişkinin başında çok yoğun bir şekilde veriyorum. Oysa bu enerjinizi böle böle verseniz, belki daha uzun soluklu, belki bir ömürlük bir ilişki olacak ama ben onu bir türlü beceremedim. Aşksız bir hayat düşünemiyorum, hala insanların peşinde koştuğu ve tarif edemediği bir duygu.

- Bir daha aşık olmam, karşıma bir daha çıkmaz dediğiniz oldu mu hiç?
Ben aşkın tek olduğuna inanıyorum. Bence insan hayatı boyunca bir kere aşık olur. Geri kalanı da bence yanılsama. Yaşınızla, o dönemin getirdiği koşullarla ilgili, ne bileyim... İnsan hayatı boyunca aşkla bir kere karşılaşıyor, mezara kadar da onu götürüyor.

- Siz peki, bu ilk aşkı yaşayıp bitirdiniz mi?
Onu da bilemiyorum işte.

- Peki, ayrılık acısı yaşadığınızda ne oluyor, erkeklerde durum farklı mı?
Valla uzun süredir kimseden ayrılmıyorum o yüzden bilmiyorum. Unuttum. 

- Mesela ağlar mısınız aşk acısı çekerken?
Bilmem. Sormam lazım.

- ’Ne gelirse başa sevdadan gelir’ diye bir türkünüz vardı. Sizin başınıza sevda yüzünden ne gelir, nasıl bir sevdalı olursunuz?
Sevdalı baş, sevdalı gönül kendine sağlıklı olur ama hayata karşı çok da sağlıklı olmayabilir. Unutkan olur, akıl başında değildir, kandırılabilir, karşıdan karşıya geçerken bile ezilebilir (gülüyor)...

Annem evlenmemi istiyor

- Anneniz Ozan Şahsenem’in hayatınızda önemli bir yeri vardır, nasıl bir anne-oğul ilişkiniz var?
Annem, Türkiye’nin ilk kadın ozanlarından biri. İlişkim her zaman iyi olmuştur. Anne- baba ayrılığı olduğu dönemlerde tatlı-sert bir anneydi. Deli çağlarımızda bize ’Birinizi kahvede görürsem gelir o kahveye yan masanıza otururum. Bir deste kağıt isterim. Kahveden de birkaç erkek toplarım, ben de sizin gibi pişpirik oynarım’ demişti. O kadar etkilenmiştik ki adımımızı atamamıştık. Buradan çıkarın işte nasıl bir anneyle büyüdüğümü (gülüyor)... Hala nasihat etmeye devam eder. Onun gözünde çünkü biz hala çocuğuz.

- En çok hangi konuda nasihat verir?
Evlenmemi istediği açık çünkü birkaç yıldır ’Artık evlensen’ diyor. Ben de on üç yıldır bekarım.

- Siz istiyor musunuz?
Kısmet bu işler. Çalışmalar yoğunlaştı, yaş büyüdü, hayatın başka taraflarıyla besleniyorsunuz, daha durgun daha sakin bir hayat istiyorsunuz. Birçok nedeni var bence evlenmemenin.

Sanatçılar Kürt sorununun çözümünde ancak ışık tutar yolu siyasetçiler bulacak

- Milletvekili adayı olacak mısınız?
Her sene böyle bir talep oluşur, henüz politika yapmayı düşünmüyorum.

- CHP’den mi aday olmak istersiniz?
Öyle bir şart yok. Dünya görüşümü saklayan biri değilim. Koyu CHP’li bir ailenin çocuğuyum. Ülkemizde politika yapmak zor. Siyasetçiler zor bir alanın içindeler. Henüz kendimi politika yapmak için hazır ve güçlü hissetmiyorum.

- Aynur Doğan’ın konserde Kürtçe şarkı söylemesine gösterilen tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hiç doğru bulmuyorum. Sosyal barışı sağlayabilmek için kardeşliğimizi tekrar hatırlatmalıyız. Devletin Güneydoğu’da adını ’terör’ koyduğu bu durum o kadar hassas ve kendi çapaklarını büyüttü ki doğal olarak garip tepkilerle karşılaşabiliyorsunuz. Adamın biri kırmızı, yeşil ve sarı renkli kravat takıyor diye tepki alıyor. Otuz yıl, çok uzun bir süre. Binlerce insan ölmüş. On binlerce şehit var. On yıl önce olsaydı Ahmet Kaya’nın başına gelenler olurdu. Neyse ki hemen gereken alkışı seyirci verdi. Kürt sanatçı arkadaşlarımızın da şehitlerle ilgili bir cümle kurması gerekir. Bu işin bitebilmesi için karşılıklı olarak birbirimizin acılarını anlamamız lazım. Yirmi yaşındaki evladını kaybeden annenin yüreğini de anlamak lazım. Ülkemizin barışa ve sevgiye ihtiyacı var. 

- Sizce çözüm nereden geçiyor?
Türk ve Kürt’ün bin yıllık bir kardeşliği var.  Barışa ve sevgiye ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz. Kimsenin acısını suiistimal etmeden herkesin birbirini anlayabilmesinden yanayım. Ülkede silahların susması gerekiyor. Sanat, bu tip konularda sadece ışık tutuyor, yol gösteremiyor. Biz ışık tutacağız, o ışıkla da yolu siyasetçiler, toplumbilimciler bulacak. Biz sadece  kardeşlikle ve barışla ilgili cümleler kurabiliyoruz.

Sibel Ateş Yengin







21.08.11 11:46

henüz puan verilmedi
4403 kez okundu


İlgili Haberler
Diğer Haberler


GÜNDEMDEKİLER : Kim Kardashian   Ahu Yağtu   Esra Erol   Acun Ilıcalı   Kenan İmirzalıoğlu   Muhteşem Yüzyıl   Bülent Ersoy   Gülben Ergen   Beren Saat   Suskunlar   Saba Tümer