
Kanat Heparı : Babamın en çok hangi yönünü özlüyorsun?
Zeynep Tunuslu : Benim gibi coşku dolu ve cesaretli tarafını çok özlüyorum. Bu anlamda birbirimizi tamamlıyorduk. Güzel gülüşünü özlüyorum; güneşten bir parça gibiydi. Bana 'Hayatı bu kadar ciddiye alma', hatta 'Genç yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun' derdi. Böyle tatlı, komik tarafları vardı. Çok özleyip de 'Hadi artık bana yardım et' dediğim çok oluyor. Seni görmesini ve tanımasını çok isterdim. Seninle olamadığım zamanlarda da seni çok özlüyorum.
K.H. : Beni bir cümleyle tanımlayabilir misin?
Z.T. : Bu çok zor bir soru. İki tanınmış insanın çocuğusun ama bunun ününe kapılmadın, mütevazı birisin. Zayıf insanlara yardımcı olmanla, okulda aldığın sosyal sorumluluk ödüllerinle, atletizmdeki, basketboldaki başarılarınla, çalışkanlığınla dört dörtlük bir gençsin. Seninle gurur duyuyorum.
İYİ TARAFLARIMIZI ALMIŞSIN
K.H. : Babamla benim en çok hangi yönlerimiz benziyor?
Z.T. : Baban çok eğlenceli, maceracı ve son dakika kararları veren biriydi. Sen daha istikrarlı ve ciddi konulara eğilen birisin. Senin elinde bardaklarla içki içip motosiklete bineceğini sanmıyorum. Daha sakinsin. Genetik olarak bir el hareketin var ki, hiç görmediğin babanın el hareketini yapıyorsun. Beden dilini iyi kullanıyorsun. Beyaz tişört ve kot giydiğinde aynı baban gibi oluyorsun. Fizik olarak da çok benziyorsun. Müziğine olan yeteneğini babandan almışsın. Görsel hafızan da iyi. Disiplinin ve inadın ise benim babama benziyor. Bence ikimizin de iyi taraflarını almışsın.
K.H. : Tek başına beni yetiştirmenin ne gibi zorluklarını yaşadın?
Z.T. : Anadolu'da böyle durumlarda çocuğun etrafında çok fazla akraba oluyor. Bizim ne yazık ki -belki de İstanbul'da yaşamamızın sebebi olarak- çekirdek bir aile yapımız var. Sadece annem bu konuda bana çok büyük destek oldu. Annem üniversitede ders verirken bile senin için ders saatlerini bakıcılara göre ayarladı. Büyük bir ailede olsak sorumlulukları paylaşabilirdik. Tanınmış olmanın zorluklarını yaşadım. Babanı çok ani bir şekilde kaybedince, neredeyse bütün Türkiye buna ağladı. Bu yüzden seni bebekken Belgrat Ormanı'na bile götürmem sürekli insanlar ve medya tarafından takip edildi. Bunlar da benim özgürlük alanımı kısıtladı. Ayakların çıplakken 'Bebeği üşüteceksin' diye tepkiler aldım. Bir gece sokağa çıksam, 'Sokağa çıktı' yazıldı. Bunlar beni incitti. Beni en çok üzen şey sevgilerden birinin sende eksik kalması oldu.
EMEKLİLİĞİMDE BAHÇIVAN OLURUM
K.H. : Senin de hayranı olduğun Madonna'ya Türkiye konserinde kıyafet tasarlamış biri olarak, dünya çapında tanınmış olmak istemez miydin?
Z.T. : Seneler sonra Madonna ile New York'ta karşılaştık. Aslında orada kalıp, Madonna'nın stil danışmanlığını yapabilirdim ama geri döndüm. Gerçekten kafaya koysaydım, New York'ta, Paris'te isim yapabilirdim. Bunun yerine televizyon programları hazırladım, dergi çıkarttım, kitaplar yazdım, sana Çin tavuğu pişirdim. Diğer türlü hiç vaktim kalmazdı seni ve kendimi yaşamaya. Bu yüzden pişman değilim.
K.H. : Modayla uğraşmasan, ne olmak isterdin?
Z.T. : 11 yaşından beri fotoğraflarımın dergi kapaklarında olduğunun hayalini kurardım. Kesmek, işin en sevdiğim bölümü. Bu işi yapmasaydım belki operatör doktor olmak isterdim. Ama sen üniversiteyi bitirince, ben de emekli olunca sadece bahçıvan olmak istiyorum (Gülüyor).
K.H. : Hayatında kararlarını çok ani veriyorsun. Bununla ilgili büyük pişmanlığın var mı?
Z.T. : Benim en önem verdiğim şey bireysel haklar ve kişisel özgürlük. Arkama bakıp 'Keşke' demeyi hiç sevmem. Ama birkaç tane daha çocuğum olsa iyi olurdu. Bu kadar güzel giysi arşivim kime kalacak? (Gülerek) Ama iyi ki seni doğurmuşum. İyi ki babanla tanıştıktan 10 gün sonra evlenmişim. Hayatımın tek kalıcı yapıtı sensin.
SEN 'CEO' OLABİLİRSİN
K.H. : Dedem yani baban jet pilotuydu. Sen de adrenalin yükselten extreme sporları seviyorsun. Ölmekten korkmuyor musun?
Z.T. : Genetik haritamda var sanırım. Babam hızlı araba ve motor kullanmayı severdi. Aynı zamanda çok güzel resim yapar, dikiş dikerdi (Gülerek). Survivor'a da bu yüzden katılmayı çok istemiştim.
K.H. : Ben kendimi riske atmayı sevmem. Onun için takım sporu olan basketbolla ilgileniyorum. Sen benim basketbolcu olmamı istiyor musun?
Z.T. : Ben takım sporlarına yatkın değilim. Senin gibi sakin, sağduyulu, oyun kurucu olamam. Seni mutlu edecekse desteklerim ama çok kısa ömürlü bir meslek, sakatlanmaya bakar. Ama bana CEO olacaksın gibi geliyor. Hem topluluklar önünde rahat konuşursun hem insanları kolayca ikna edersin. Çok sıkışırsan beste yapıp reklam müziği hazırlarsın. Ben yetenek konusunda senin kadar donanımlı ve şanslı değilim.
17 YIL ÖNCE KAYBETTİK
KANAT'ın babası ve Zeynep Tunuslu'nun eşi Uzay Heparı, 24 Temmuz 1969'da dünyaya geldi. Saint Benoit Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü bitirdi. İlk olarak Zuhal Olcay ve Akrep Nalan'ın albümlerinde piyano çaldı. Ardından Sezen Aksu, Levent Yüksel, Sertab Erener ve Aşkın Nur Yengi gibi isimlerin albümlerinde besteci ve yapımcı olarak görev yaptı. Zeynep Tunuslu ile 1993'te evlendi. 1994'te vizyona giren Atıf Yılmaz imzalı 'Gece, Melek ve Bizim Çocuklar' filminde başrol oynadı. 20 Mayıs 1994'te yeni aldığı motosikletiyle Demet Akbağ'ın park halindeki arabasına çarptı. 11 gün bitkisel hayatta kaldı, 31 Mayıs 1994'te hayatını kaybetti. Sezen Aksu 'Yas', Mete Özgencil ise 'Daha' isimli ağıtları ölümünün ardından Heparı'ya yazdı.
