
Kadın cinayetleri vakalarında ve devamında yürütülen davalarda görülüyor ki, erkek egemen sistem içinde mağdur kadınlara en çok destek vermesi gerekenler yine kadınlar. Avukatlar, psikologlar ve gönüllülerin yardımıyla, Türkiye’nin birçok bölgesinde dayanışma ağları kurulmuş. Ama en önemli ihtiyaç kadınların dertlerini anlatabilecekleri, çözüm bulabilecekleri kurumlar, sığınabilecekleri bir çatı. Bu konuda aktif olarak çalışan, kadınlara danışma ve sığınma desteği veren vakıflar var. Sayıca yetersiz olan kamu kurumlarının dışında, gönüllü çalışmalarla yürüyen bu vakıflardan en faali Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı…
Habertürk kadına yönelik şiddetle mücadele eden, potansiyel cinayet vakalarının önüne geçmek için çalışan Mor Çatı’nın kapısını çaldı.
Mor Çatı gönüllüleri; kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet, sığınma ihtiyacı olan kadınlar, yapılanlar ve alınması gereken önlemlerle ilgili şunları aktardı:
SIĞINAĞA BAŞVURU SÜRECİNDE CİNAYETE KURBAN GİDİYORLAR
“Kadın cinayetleri davalarını takip ediyoruz, müdahil olmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadın cinayetleri politiktir, davalar da politik, bu sebeple kadın örgütleri müdahil olmak istiyorlar. Sadece kadın cinayetleri değil, tüm kadına yönelik şiddet davaları ve olayları konusunda duyarlı olmak zorundayız. Çünkü şiddetin normalleşmesi, doğal olarak cinayeti de normalleştiriyor. Bazen bize gelen başvuruların hukuksal süreci sırasında cinayete kurban gidiyor kadınlar.
Son dönemde başvurularda ciddi artış var. 3 kadından biri şiddet görüyor ülkemizde. Ama bir de kadınların yalnız olmadıklarını görmesi, bu olayın toplumda konuşulabilir hale gelmesi, başvurabilecekleri kurumların medya sayesinde daha görülebilir olması da etkili, bu başvuruların artmasında.”
MOR ÇATI’YA GELEN BAŞVURULAR
Başvuran kadının istediği ölçüde yardımcı oluyoruz. Bazen sadece ulaşması gereken yere yönlendiriyoruz, bazen kadın sadece psikolojik veya hukuksal destek istiyor, onu sağlıyoruz. İhtiyaç analizi yapıp ona göre destek veriyoruz. Gönüllü çalışan yetişkin ve çocuk psikologlarımız var, avukatlarımız var.
“Türkiye’deki birçok sığınakla iletişimimiz var. Bir kadın sığınma talebiyle aradığında eğer yerimiz yoksa, onlara yönlendiriyoruz. Bazen de kadınlar koşullarını kendileri değerlendiriliyor. Evlerinden, ya da ailesinin, arkadaşının, bir akrabasının evinden arıyor burayı, oradan halletmeye çalışıyor sorununu. Sığınaktan çıktıktan sonra eğitimine devam eden, kendine yeni bir yaşam kuran, terapi gören veya evinden mücadele eden kadınlar da oluyor. Kocasını gönderiyor evden, ve evde manuel işler yapıyorlar.”
KANUNLAR KISITLAYICI DEĞİL, HAKİMİN KARARI ÖNEMLİ
“Davaları takip etmemizin sebebi, şiddetin meşru görülmesi. Davayı izleyerek güç veriyoruz, hakimin kararını da etkiliyoruz, hakim ceza indirimi vermekten çekiniyor biz oradayken. Kanunlar caydırıcı veya kısıtlayıcı değil maalesef. Tamamen hakimin kararına kalıyor sonuç. Ceza indirimi vermeyebilir de istemezse, öyle bir kural yok. Fakat maalesef hakimler “beyaz tayt giymişti, çok işveli bir halde başka adama saat sormuştu, kocasıyla sevişmek istememişti” gibi sebeplerle ceza indirimi verebiliyorlar.
“Mesela 4320 Aileyi Koruma Kanunu var. Savcılık, aile mahkemesi veya polise gidip dilekçe yazılınca karar alınıyor, şiddet uygulayan kişiye uzaklaştırma veriliyor. Bunun için tanığa, dava açmaya gerek yok. Şiddet uygulayan kişi uzaklaşma kararına uymazsa cezai karşılığı var. Fakat bu konuda da sıkıntılar var, çünkü uygulamada sorunlar çıkıyor. Savcılar uygulamıyor mesela, ya da bazen polisin haberi bile olmuyor böyle bir kanun olduğundan. Haberi olsa da kadını kocasına, evine döndürmeye çalışan polisler oluyor. Yani kanuni rahatlıklar var ama uygulamalar ciddi sıkıntı. Tabi kanunda da eksiklikler var.
“Mesela hakkında 4320 kararı çıkartılan kadın ve kocasının ortak çocuğu varsa, babaya çocuk görüşü verebiliyor hakim. Hakim bunu sıradan bir boşanma gibi görüyor. Kadın ve çocuk, üzerinde şiddet uygulayan adamla görüşmek zorunda kalıyor. Ya da şiddet uygulayan baba, bir şekilde boşandığı eşinin ve çocuğunun yerini öğreniyor. Zaten annenin şiddet gördüğü evde, buna tanık olan çocuk da otomatikman şiddet görmüş oluyor. Genelde koca şiddeti diyoruz ama anne ve kızı, ya da oğlu birlikte şiddet görmüş olduğu için bu baba şiddeti de oluyor aynı zamanda. Ensest vakaları, can güvenliği tehlikede olan anne ve çocuklar çok sık geliyor.”
KADINLAR KENDİLERİNİ ŞİDDETTEN UZAKLAŞTIRABİLECEĞİNİ BİLMELİ
“Biz kadınların kendilerini şiddet yaşantısından uzaklaştırma hakkını duyurmaya çalışıyoruz. Basın ve yayınlar aracılığıyla, bildiri, poster ve kitapçıklar dağıtıp yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. 4320 için broşür dağıttık örneğin. Şiddet gören kadın ne yapabilir, hakları nelerdir bilinmeli. Çoğu kadın, böyle bir durumda bir yere gidebileceğini bile bilmiyor. Sığınma ve Danışma Merkezi’nin ne demek olduğunu bilmeyen kadınlar var.
“Tabi şiddete maruz kalmak için sapık, kötü, cani adamlar olmak zorunda değil. Erkek egemen sistemin kendisi yaratıyor zaten bu durumu. Kadına yönelik şiddet, erkek iktidarının yansıma biçimi.”
Anayasa’da yapılması planlanan, 12 Eylül’de halkoyuna sunulacak olan değişikliklere de değinen Mor Çatı aktivistleri, kadına yönelik şiddetle mücadeleyle ilgili, hatta kadın erkek eşitsizliğini çözmeye yönelik gerçekçi hiçbir şeyin olmadığını söyledi.
EN BÜYÜK SORUN BÜTÇE
“Kadınların şiddetten korunmaları ve cinayetlerin önlenmesinde yol alınamamasının en önemli sebebi bütçe açığı. Sığınma talebinde bulunan, kocalarından bağımsız yaşamak isteyen kadınlara kira yardımı, konut yardımı yapılması gerekirken yapılmıyor. Sığınma evinde kaldığı sürede maddi ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı düşünülmüyor. Mesela şimdi hükümet Sıdıka P.’ye yardım edeceğini açıkladı. Ama bu böyle olmamalı, bu durumda çok fazla kadın var aslında, bu sebeple sistemli bir yapıya ihtiyaç var.”
“Yapılan yardımlar da çok küçük paralar oluyor genelde, onu da almak için günlerce kağıt işleriyle uğraşıyor kadınlar. O kadar zor ki işleri. Devlet neredeyse ‘alma o parayı da’ diyor. Bu sebeple çok sınırlı sayıda kadına yardım verilebiliyor. Bu işin kolaylaştırılması lazım.”
E-DEVLET UYGULAMASI GİZLİLİKLERİ AÇISINDAN CİDDİ SORUN
TC Kimlik numarası bulunan her vatandaşın bilgilerine kolayca ulaşmamızı sağlayan e-devlet uygulamasının, yerleri gizli tutulması gereken kadınlarda sorun yarattığını da belirten Mor Çatı gönüllüleri, bu konuyla ilgili şunları söyledi: “E-devlet uygulaması aracılığıyla bütün bilgilere ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla, yerleri gizli olması gereken kadınların da bütün bilgilerine ulaşılıyor. Bu kadınlara özel uygulama gerekiyor, şerh olması gerekiyor bilgileri üzerinde. Kadın bir banka hesabı açmak için ikametgah alsa, ya da çocuğunu okula yazdırsa, şiddet uygulayan kişi o kadının nerede olduğunu e-devlet uygulaması aracılığıyla kolayca bulabiliyor. Bunun diğer ülkelerdeki iyi örneklerinde, sığınma talebinde bulunan kadınların kimlik bilgileri, savcılık izniyle alınabiliyor. Çocuğunu okula kaydeden kadınlar için de bizim tek yapabildiğimiz şey, bilgileri kimseye vermemesi konusunda okul müdürünü ikna etmeye çalışmak oluyor.
“Bu durum, kadınların yaşamında ciddi sıkıntıya yol açıyor. Kadınlar yerleri belli olmasın diye ikametgah alamıyorlar. Dolayısıyla her işleri aksıyor. Sigortalı çalışamıyorlar mesela, banka hesabı açamıyorlar. Bunlar en basit örnekler.”
SORUNUN ÇÖZÜLMESİ İÇİN YASALARIN DÜZENLENMESİ GEREKİYOR
Yasaların yeniden düzenlenmesinin, kadın cinayetlerinin önlenmesinde en önemli adım olduğunu söyleyen Mor Çatı Vakfı gönüllüleri, polisin yasal olarak ikilemde olduğunu belirtti. “Polis savcının uygulayıcısıdır. Örneğin bir kadın kocasından dayak yiyor diye karakola gidip şikayet ediyor, polis ilgilenmiyor, üstelik karakolun önünde kadın kocasından tekrar dayak yiyor. Böyle durumlarda polisin, kadın özellikle gidip şikayetçi olmasa bile devreye girip mahkeme açması lazım. Şiddet uygulayan kocanın cezai işlem görmesi lazım. Hatta doğrusu hapis cezası, ciddi ihmal var böyle durumlarda.
“Aslında kadınlar mağdur ve güçsüz değil. Bu anlayışı yerleştiriyorlar, kadınlar gücünü göremiyor bir süre sonra, bu bir sistem meselesi. Biz kadınlara mücadele etmeyi gösteriyoruz, aslında ne kadar güçlü olduklarını gösteriyoruz sadece. Bu büyük bir başarı mücadelesi ve başarıyorlar da. Çünkü bir süre sonra güçlerinin yeniden farkına varıyorlar.
“Ama bunun sağlanması için politik yapının değişmesi lazım. Yasalar değişirse ve gerçekten uygulanırsa, sosyal yapı da değişir, yerleşik hale gelir. Şiddet uygulayanlar bunun bir cezai karşılığı olduğunu bilir, şiddet uygulamanın bir hak olmadığını bilir.
“Bir de koyulan yasaların duyurulması lazım. Örneğin 4320, 1998’de çıktı. Ama duyulmadı. Kadın örgütleri bunun duyurulmasını sağladı, örgütler ciddi bir politik mücadele veriyor. TCK’nın değişimi için bir komisyon kuruldu, kadınlar Ceza Yasası için taslak hazırladı. Hazırlanan taslaktaki maddelerin birçoğu geçti. Mesela 80’lerin sonunda, fahişeye tecavüz etme suçundaki ceza indirimi kalktı. Ama bunların takibi gerekiyor, kadın örgütleri bu yasaların toplum üzerinde yarattığı değişimi görmek için güçlerini göstermeye çalışıyorlar.”
Ece Göksedef /HABERTÜRK