Andy Warhol’ü bilenler bilir. Bilmeyenler için kısaca, andy;poptur. Çevrende gördüğün birçok şey onun izlerini taşır diyebiliriz. Daha detaylı anlatmak gerekirse, ABD’li ressam, film yapımcısı ve yayıncıdır. Pop art akımının en önemli temsilcilerinden kabul edilir. Seri üretimin, seri üretim nesnelerinin sıkça kullanıldığı bir sanat türünü kullanır. Resimlerini afiş tekniği ile çoğaltmıştır. Bu radikallik aslında bir tepkidir ve çağın toplumsal olaylarıyla bir bütünlük içindedir. Bu bir punk harekettir ve sabun köpüğünün engellenemez yükselişini, tasvip etmemekle beraber gözümüze sokmuştur warhol. acı ama gerçektir bu. Tasvip edilmeyen şeyi insanın gözünün içine sokarak farkındalığını arttırmak da diyebiliriz belki...
Velvet Underground ve Nico denen olguları o bulup çıkarmıştır derinlerden. Mekanı olan, sanat yaptığı, stüdyosu " factory" de çılgın partiler, rock konserleri düzenlemiştir ve hayal bile edemeyeceğiniz işler yapmıştır. Underground un babalarından biridir de aynı zamanda. Sanat yapmak için, sanatçı gözüne ve materyelina sahip olunmayacak kadar b...n bir düzenin yakında bizi sarıp sarmalaycağını ta o zamanlardan, haber vermiştir bize.
Serigrafik resimlerinin yanında, sinemaya da bulaşmıştır. Beş saatlik uyku adı verdiği sadece uyuyan bir adamın görüntülerinden oluşan filmi oldukça tepki toplamıştır. Kendisi filmleri için şöyle demiştir: "Benim filmlerimi izlerken tuvalete gidebilr, sigara molası verebilir, dolaşıp gelebilirsiniz ve hicbir şey kaçırmazsınız." demiştir. Çok avangard filmi vardır çok. Filmlerindeki cinsellik, homoseksüellik ve transvestizm sinema dünyası sınırlarını zorlamıştır. Ancak Andy’nin filmleri o kadar bol miktarda çıplaklık ve cinsel oyun içermesine rağmen pornografi karşıtıdır denilebilir. Çünkü warhol’un seksi; heyecansız, eylemsiz, bol dialog barındıran mizahi abartılı bir sekstir. Bildiğim kadarıyla da, "lonesome cowboys" filmi içerisine yerleştirdiği eşcinsellik yüzünden fbi kendisini bayağı bir uğraştırmıştır.
Jim morrison, Warhol için şunları demiştir: "insanlar bazen merak ediyorlar, andy mi hayatı yoksa hayat mı andy’i taklit ediyor diye"
Warhol, aynı anda hem tam bir amerikalı gibi yaşayıp, tek derdinin sadece para ve ün olduğunu söyleyip, hem de bu yaşayış tarzını sürekli eleştirmiştir. Birde amerikalılar ve avrupalılar hakkında şunları şöylemiş:
Amerikalılar hayatta 3 seyi parayla almanın derdindedirler: parayı, insanları, ve ülkeleri.
Avrupalılar ticareti severler, alıp satıp, tekrar alırlar. Amerikalılar ise alırlar ama satmazlar. En fazla atarlar."Bir gün herkes 15 dakikalığına da olsa meşhur olacak" cümlesi de çağımızın çılgın popüler kültürünü nasıl da güzel anlatmış... Ne olursa olsun, sanatın her türlüsünün bir gün cılkının çıkacağını ve gün gelip sanatın her dalının artık sadece kullan-at lardan oluşacağını ön görüp bize kendi penceresinden anlatmıştır. Ama anlattıkları görmeye ve düşünmeye değer, eğer düzgün müzik dinleyen, kitap okuyan ve gördüğü herşeyi alkışlamayan, aklı başında biri isen..
Şimdi, bunları neden anlattım,
neredeyse yarım asır önce Amerika’da bu hareketi başlatan Andy nin öngörüsü bugün dünyanın heryerinde, sıklıkla ülkemizde “Vay, adam haklıymış” dedirtiyor insanlara. Düşünsenize, artık kıytırık bir yarışmada sözde dereceye giriyorsunuz ve ard arda albümler patlatıyorsunuz. Üstelik siz bir katilsiniz ve bu suçtan ceza yatmışsınız. Warhol’ün dediği gibi 15 dakika olmasa da 15 ay ünlü olmanın tadını tadımlık olarak alıyorsunuz ve sonra ‘warhol’ün ünlüleri’ mezarlığında havalı bir mezar taşınızdan başka bir şey kalmıyor ortada. Popüler kültürün kocaman bir balonu olmak için ordan oraya koşturup sözde güzel işler yapan insanımız, çevresindeki sanal yalakaları ile kendi yarattığı farkındalığı az dünyasında ne kadar da mutlu değil mi ? Gerorge Orwell’ın şu büyük aforizmasındaki gibi cehaletin gerçekten mutluluk olup olmadığını, en aklı başında adama bile düşündürür bu olanlar. Cahile, cehaleti anlatmak ne kadar zorsa, aklı başında birini bu sabun köpüğüne bulaştırmak da o kadar zor. O yüzden artık Tv izlerken, kitap alırken, albüm alırken yada gazetede birinin köşesini okurken bunları bir kere daha düşünmekte fayda var.
Bu arada sözümüz meclisten dışarı tabi ki, güzel işler yapanlarda var. Ancak gidişat o kadar kötü ki yüzyülın ressamlarından Fikret Mualla gibi kötü şartlarda hayata veda etmek artık sıradan ve önemsenmeyecek bir ölüm gibi görünmeya başladı.
İyi işlerden örnek vererek yazımı bitirmek isterim. Çünkü bilirsiniz ki kötü örnek, örnek değildir. Nev’in son albümü ‘Bir Nev-i Alaturka’ gerçekten de edinilesi bir çalışma.