Yıllar geçer, hayat devam eder, ama bazı şeyler hiç unutulmaz. Bu; aşkların, arkadaşlıkların, dostlukların özetidir aslında. Kimi anlar vardır, hayatta önem teşkil eden ve birçok şeyin başlangıcı olan. Bu anıları oluşturan en önemli öğedir sevgi.
Mesela; benim için sevgiyi ve anılarımın devamını temsil eden bir gün var. O günün adı: 11 Ağustos. Sizler için de önemli olan günler, saatler ve hatta saniyeler vardır. Önemli olan bu zamanı içeren değeri unutmamak ve nefes aldığın sürece yaşamak.
Bir gün...Evet bir gün, bazen tüm hayatını etkileyecek bir zaman diliminin başlangıcı olabiliyor. Bu, bir gün bazı şeylerin sonu da olabilir. Kader dediğimiz öğe mi yoksa bizlerin çizdiği yol mu? İşte herşey burada başlıyor ve bitiyor.
Bu hafta vizyona giren "One Day (Bir Gün)", içimize sıcak bir dokunuş ve kalbimizde acı bir tebessüm bırakıyor.
Aşk filmleriyle ön planda olan ve bunda başarılı da olan ünlü yönetmen Lone Scherfig tarafından çekilen filmde; karakteristik suratı ile gönüllerde taht kuran Anne Hathaway ve son dönemlerde oyunculuğuyla dikkat çeken Jim Sturgess başrolde yer alıyor.
Anne Hathaway, beklenilen performansın üstünde bir oyunculuk sergiliyor. Film, dönemsel geçişleri sağlayan zor bir senaryoya sahip olsa da, başarılı oyuncu çok rahat üstesinden geliyor. Jim Sturgess ise, standart bir çizgide çok göze batmadan güzel bir oyunculuk örneği sergiliyor.
ABD yapımı olmasına rağmen, filmde Avrupa esintileri çok fazla. Sıradışı olması da bunda en büyük etkendir.
Yapıt, David Nicholls’un aynı adlı romanından uyarlanarak yönetmen tarafından senaryo olarak sunulmuş. Filmin ana temasına baktığımızda zaten bir kitaptan esinlendiğini açık bir şekilde gösteriyor.
Film; 15 Temmuz 1989’da bir mezuniyet günü başlıyor. Fakir bir ailenin saf duygulara sahip kızı ile zengin, çapkın bir erkeğin hayat hikayesini izliyoruz.
1989 yılından 2011 yılına kadar olan dönemi kapsayan aşk dolu bir temayı görüyoruz. İlginç olan ise; her yılı tek bir gün, yani 15 Temmuzda gözlemliyoruz.
Zamanın ilerlediğini, insanın aynı kalmadığını, değişimin var olduğunu ama, duyguların bütün bunlara rağmen aynı tazeliği koruduğunu bizlere hissettiren bir yapıt.
Bir dönem filmini çekmek her zaman zordur. Gerek makyaj, gerek görsellik, gerek müzik, gerekse de oyunculuk. Bütün bunların üstesinden gelmek çok zordur. Çünkü; bunları oluştururken inandırıcılık çok önemlidir. İzleyiciyi, her zaman dilimine iyi aşılamak gerekir. Yönetmen, bence bunda çok başarılı bir iş çıkarmış.
Film; hiç sıkmadan, akıcı bir senaryo ile insanı derin duygulara götürüyor. Yapıtı tek eleştireceğim tarafı, yönetmenin her yılı tek bir günle sınırlamanın verdiği zorluğun üstesinden çok gelememesi. Yani, 15 Temmuzu çok zıt sahneler ve öykülerle perdeye taşıyabilirdi. Ama, yine de verdiği mesajlarla kalbimizi okumayı bilmiş.
Romandan esinlenerek perdeye taşınan filmlerde kurgu çok fazla işlenmez. Genelde, özgün senaryolarda bu öğe çok kullanılır.
Kullanılan müzik ise; ince ve sakin tınıları işliyor.
Aşkı; acısıyla, tatlısıyla, heyecanıyla, çıplaklığıyla düşüncenizde ve kalbinizde yaşamak istiyorsanız bu filme mutlaka gidin. Soğuk sonbaharın esintisinden kopan bir yaprak kadar yalnız ama bir ağacın gövdesi kadar güçlü olduğunuzu sizlere hissettiriyor.
"Bugünü yaşadık ya, yarının ne olacağının bir önemi yok"... İşte hayatın bize verdiği en büyük ders, bu cümlede saklı.
Mehmet İvecen