Tartışmanın amacı ne? Neden tartışma yapılıyor?
Bir bilen varsa buyursun söylesin efendim.
Leyla Bilginer’in sperm bankasından edinilen çocuğunun üzerine yapılan tartışmalar had safhaya ulaştı.
Son olarak sperm bankası çocuğunun nedenini şimdi bizim önemli hocamız Zekeriya Beyaz’da tartışmaya başladı. Konunun ne olduğunu bildiğini sanmadan konuşturmuşlar Beyaz hocayı.
Oda heyecanlı tarafından o çocuğun, ne çocuğu olduğunu lisanı münasıp olmayan bir şekilde anlatmaya çalışmış.
Efendim Leyla Bilginer bir karar vermiş ve sperm bankasından aldığı meni ile bir çocuk dünyaya getirmişti. Hamileliği sırasında da bu çok tartışıldı,durdu.
Dinimize uygun mu, değil mi diye feryat figan. Peki, evlenmediği adamdan çocuk doğuran bayanlara ne demeli? Onlar dinimize uygun mu davranıyorlar? O çocuğun geleceğinin garantisini nasıl veriyorlar.
Çocuk isteyen ve istemeyenlerin arasında kalanları da unutmamak gerek.
Geçtiğimiz sabah Ali Şan’la, Çağla Şikel’in sunduğu programda, hamile bir kadın çıkıp, karnındaki çocuğu satmaya kalktı.
Eee madem altından kalkamayacaktın niçin hamile kaldın? Sormak gerekte, aç bir milletin evlatları var etrafımızda.
Bilginer’e gelince; Böyle bir karar almış. Onu Türk toplumunun yapısal özelliği ilgilendirmeye bilir.
Dini bütünlüğümüzde böyle bir olayın doğruluğu da ilgilendirmeye bilir. Ama o çocuğun geleceğindeki yaşam biçimini hiç düşündü mü dersiniz?
Bir babasız çocuk ne gibi sosyal çevrede başarılı olur? Babanın eksikliğini yaşamaz mı?
“Baban kim?” diye sorulduğunda cevabı ne olacaktır.
Leyla Bilginer; “Hem anasıyım, hem babasıyım” diyor, iyi diyor da o baba eksikliğini nasıl çözecek acaba?
Bence Beyaz hoca bu konuda konuşup, onu eleştirebilirdi. Hoca’da zaman, zaman ağzını iyice bozuyor. “Senin çocuğun p… tir” gibisinden laf üretmesi hoş kaçmamışta.
Türk örf ve adetlerine uygun olmayan bir durum bence. Ha ne kadar Türk örf ve adetlerine sadık kaldığımızda sorulmalıdır ayrıca. Yaşanan çirkinlikler, yaşanan hayasız görüntüler bu özelliğimizi kaybetmenin görüntüsüdür.
Çeşme başı rezaletlikleri!
Çeşme başında ne cilveleşmeler olurmuş devri zamanda.
Genç kızın su doldurma bahanesi ile, aşığıyla gizlice buluşmasına çok çeşme şahit olmuştur.
Çeşme başı dedikodularını da unutmamak lazımdır.
Bizim Çeşmemiz o bildiğimiz, su doldurduğumuz çeşme değil efendim.
Bu çeşme son zamanlar da tatilcilerin en önemli mekanlarından biri olan İzmir’in çeşmesi.
Ortalık toz duman Çeşme’de. Operasyon üzerine operasyon düzenleniyor. Bir “Anafor” operasyonu, ardından “ Okaliptus” operasyonu.
Özcan Deniz’in sahne de vurulması bazı gizlilikleri su yüzüne çıkarttı diyebiliriz.
Orada bulunan gece kulüpleri ve barlar gizli bir yarışın içinden çıkmışlar, aleni bir birlerini tehdit eder duruma gelmişler.
Cumhuriyet savcılığı olaya el koymuş ve Özcan Deniz olayıyla işi, bu tehdit ve kavga ve vurulma olayına bakar olmuş. Bu konuyla ilgilide ünlü sanatçıların ifadelerine baş vurulacakmış. Cum. Savcısı murat Gök tarafından, Gülşen ve demet Akalın’ın ifadesine baş vurulucağını duydum.
“Meleğim” adlı şarkıyı okumadı bahanesine inanmayan savcılık mekan sahiplerinin güçlerini kullanarak sanatçılara baskı yapıp, benim kulübümde çalış yoksala tehditlerini araştırma kararı almış.
Şimdi orada en çok iş yapanlar sorguya gideceklermiş.
Bunların başında da,yani Çeşmede balağı iş yapanlar şarkıcılar Gülşen ve Demet Akalın olarak adlandırılarak ifade vermeleri isteniyormuş.
Ne durumlara düştük. Her şeyi bozan inanın para, hırs ve şöhret.
Trilyonların akıtıldığı ve kabarık hesapların söz konusu olduğu bar ve restoranlar bu işi nerelere kadar götürmüşler gördüğünüz üzere…
Bildiğimiz gazinoları özer olduk hani. Ama sanatçıların büyük paralar istemesi bu kavgalara da biraz neden olduğunu söylemek gerekir. Şimdi Özcan Deniz’le başlayan bir gerçeğin görüntülerini anlayacağız ve göreceğiz. Gülşen ve Demet Akalın savcıya ne diyecekler acaba?