Hıncal Uluç, Defne Joy Foster’ın ardından çirkin bir yazı yazmış, vefatını ’’su testisi su yolunda kırılır’’ şeklinde yorumlamıştı. Uluç’a göre Defne ahlaksız, yeğeni kerataydı. Yazı, Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde örgütlenmeye vesile oldu. Defne Devrimi isimli bir grup kuruldu. Amaç; kadın-erkek eşitliğine vurgu yapmak, basındaki seksist dili değiştirmek adına adım atmaktı. ’’Başka bir medya hakkımız’’ vardı. Bu talep, bugün, pankartlara yansıdı. Defne Devrimi grubu, sanal ortamdan haberleşerek, yazarı dava eden acılı aileye destek olmak üzere İstanbul Adliyesi önünde toplandı.
Yıl 2011… Medyada konuşlanmış bazı yazarların hedefinde hala kadınlar var, ne acı. Arka sayfada güzel, gündüz kuşağında kurban, cani hikayelerinde kötü kadın, siyaset sayfalarında türban… Kadınların ayrımcılığa uğramadığı bir medya için savaşıyoruz hala. Kadının insan hakları ihlallerinin teşhirini protesto etmek zorunda kalıyoruz. Oysa zaten gazetecilerin başta insan hakları olmak üzere insanlığın evrensel değerlerini savunması gerekmez mi? Cinsiyet ayrımcılığını körükleyici yayından kaçınması? Bir çok gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olsa da, ülkemizde istenen seviyelerden hayli uzakta. Bu eşitsizliği ve ayrımcılığı ortadan kadırmak demokrasinin olmazsa olmaz koşuluyken, medya neden demokratikleşemiyor?
Yıllardır Türk medyasının kadına bakışını konuşuyor, bir arpa boyu yol alamıyoruz. Ancak Defne Devrimi sokağa çıkınca, içime bir kez daha umut düştü. Hem umut olmadan, umut edilen ele geçirelemez, öyle değil mi?
Ben imzamı attım. Sıra sizde!
Ahu ŞENTÜRK
senturkahu@gmail.com