Ve 83. Oscar odül töreni de nihayet sinema severlerle buluştu. Sinemanın, belki de bu ödül töreniyle iyice anlamlaştığı ve de daha da önem kazandığını söyleyebiliriz. Her başarının bir ödülle sonuçlanması gerektiğini söylemiştim bir yazımda, evet en güzel ödül Oscar diyebiliriz. Neden Oscar? Çünkü; bu heykelcik, her oyuncunun gönlünde yatan bir servet değerinde.
Bu ödül gecesinin ne kadar önemli olduğunu Twitter’dan, Facebook’tan, yani tüm sosyal paylaşım sitelerinden anlayabiliyoruz. Herkes uyanık, herkes bir şeyler yazıyor. Bu, sinemaya ne kadar değer verdiğimizin en büyük göstergesi.
Gelelim geceye...Gece, Anne Hathaway ve James Franco’nun sunumuyla başladı. Aday olan filmlerde yapmış oldukları tiplemeler gayet başarılıydı. Ama, gecenin sonunu getiremediler bence. Çok sönük bir bir Oscar geceseydi. İkili, aslında gayet komik ve akıllı ama, bunu geceye yansıtamadılar. James Franco’yu gecede göremedik. Partneri, Anne Hathaway sunum açısından daha ön plandaydı. Anne’nin de tek gösterdiği şey; sürekli kostüm değiştirmekti.
İlk ödül elbette sanat yönetmenliğine gitti. "Alice in Wonderland" filmi bu ödüle layık görüldü. Bu ödül, hak eden filme gitti diyebiliriz. Çünkü; daha önce üç kere aday olup iki kere bu ödüle layık görülen dehalar var. Onların adı: Robert Stromberg, Karen O’Hara.
Sinematografi ödülü "Inception" filmine verildi. Çünkü; kamera ve ışıklandırma sisteminin en iyi işlendiği film açık arayla bu yapıta ait.
Gecenin en önemli ödüllerinden biri olarak gösterilen En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülü; “The Fighter” filmiyle Melissa Leo’ya verildi. Bu ödülü, hak etmediğini düşünüyorum. Akademi, görüntüdeki değişime önem veriyor diyebilirim. Bu ödüle layık olan kişi açık arayla; “True Grit” filmindeki büyük başarısıyla Hailee Steinfeld’a verilmeliydi. Melissa, ikinci adaylığında almalı düşüncesi hakimdi diyebiliriz. “The King’s Speech” filminde Helena Bonham Carter bile Melissa Leo’dan daha gösterişli bir oyunculuk sergiledi diyebilirim.
En İyi Film kategorisinde de yer alan Lee Unkrich yönetmenliğinde geçen "Toy Story" 3 filmi, En İyi Animasyon dalında ödülü aldı. Rakiplerinin arasında çok güçlü bir yerde olan film, bir sürprize engel olmayı başardı. Bizi, çocukluğumuza götüren ve hepimizin bir oyuncak hikayesi olduğunu perdeye aktaran bu yapıtın ödülü alması doğru bir karar.
En İyi Uyarlama Senaryo Ödülü; “The Social Network” filminin başarısıyla sonuçlandı. Hikayenin popüler ve biliniyor olması, ödülü almasında büyük etken yarattı. Anlatılan hikaye de zaten birebir filme aktarılmış. Bu ödülü hak etti diye düşünüyorum.
En İyi Orjinal Senaryo Ödülü; "The King’s Speech" filmine verildi. Ama, bence bu ödül; "Inception" filmine verilmeliydi. Ama; zaten "The King’s Speech" ve “The Social Network” arasında geçen bir yarışma olduğu için senaryoların paylaşılması çok normal bir durum.
Gecenin önemli ödüllerinden birinde sıra.. En İyi Yabancı Film Ödülü; "In a Better World" (Danimarka) filmine verildi. En büyük rakibi "Biutiful" ise; eli boş döndü. Anlatılan hikaye; filmin, ödülü almasında büyük etken yarattı diyebiliriz.
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü ise; “The Fighter” filmindeki büyük performansı ile Christian Bale verildi. Gecenin en çok beklenilen ödüllerinden biriydi diyebiliriz. Christian’ın yanı sıra “The King’s Speech” filmiyle Geoffrey Rush tek rakipti. Ama, çok başarılı bir oyuncu olan Christian Bale, filmdeki en büyük oyuncu, en büyük performans olarak ödülü hak etti diyebilirim. “The Fighter” filmi; yardımcı dalda oyunculuk performasları göstermiş oldu.
En İyi Özgün Müzik Ödülü; "The Social Network" filmiyle Trent Reznor ve Atticus Ross’a verildi. Hikayedeki; hırs, kavga, yarış ve zafer müzikle çok iyi tanımlanmış. Ödülü alması bekleniliyordu.
Teknik ödülleri ise; "Inception" filmi sildi süpürdü. Adaylar arasında, bu yönde göz önünde bulunan tek yapıt buydu. Ama, geçen yıl "Avatar"ın yaşadığı hazin durumu "Inception" da yaşadı diyebiliriz. Bu kadar büyük bir emekle perdeye aktarılan bu tür yapıtlar, daha büyük ödüllere layık görülmeliydi diye düşünüyorum.
En İyi Makyaj Ödülü; "The Wolfman" filmine gitti. Belki de ödülü en çok hak eden kategori diyebiliriz. 12 kere aday olup 7 kere Oscar’ı kazanan bir ekip için başka bir şey de söylenilemez sanırım.
"Alice in Wonderland" filmi En İyi Kostüm Ödülünü de alarak büyük bir sürpriz yaptı diyemeyiz. Ama, zaten En İyi Sanat Yönetmenliğini alan bir filmin bu ödülü alması da çok normaldir.
En İyi Görsel Efekt Ödülü; geceyi takip eden herkesin düşündüğü gibi elbette "Inception" filmine verildi. Bu ödüller, bu yapıtın ne kadar büyük bir değere sahip olduğunu göstermektedir.
Sinemayı sinema yapan en büyük ödüllerden birinde sıra; En İyi Kurgu Ödülü; “The Social Network” (Angus Wall ve Kirk Baxter) filminin oldu. 2 kez aday olan ikili, ilk Oscar’ını aldılar. Kurgu dalında "Inception" filminin neden aday olmadığını aslında sorgulamak lazım. Ama, “The Social Network” hem hikayenin gerçek olması hem de işleyişin belli bir düzende gitmesi kurguyu alması açısından doğru bir karar.
En İyi Özgün Şarkı Ödülü; Oscar’a 20 kere aday gösterilen Randy Newman’ın "We Belong Togeter" şarkısıyla sonuçlandı. Randy’in kendinden emin tavırlarla kürsüye gelmesi büyük bir başarı. Akademinin de Randy’e gerekli itibarı sunması da güzel. Randy Newman’ı da Meryl Streep’in oyuncu hali gibi düşünebiliriz. Yani; ikisi de Oscar’ın gediklileri.
Gecenin en önemli ödülleri; elbette En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri. Bu ödülleri törenin en başında verseler kimse sonunu getiremez belki de. Ama, ben bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü; her dal, aynı heykelcikle ödüllendiriliyor.
Ve En İyi Yönetmen Ödülü; belki de gecenin gizli sürprizi diyebileceğimiz “The King’s Speech” filmi ile; Tom Hooper’a verildi. Akademi, sanırım David Fincher’ı sevmiyor. Evet belki de “The Social Network” filmi, birçok eleştiri alıp beğenilmemiş de olabilir hatta kimilerine göre Fincher’ın en kötü filmlerinden biri olarak gösteriliyor da olabilir ama bunun aksini de düşünenler fazlaydı. Rakibi “The King’s Speech” ise; Oscar’ın kriterlerini yıktı diyebilirim. Akademinin, ödülle sonuçlandıramayacağı bir yapıt olarak görülüyordu. Ama; akademi gizli sürprizi gerçeğe dönüştürmesini bildi.
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, erkek adaylara göre daha zor bir kategori olarak görüldü. Oyuncular arasında Michelle Williams hariç diğer tüm adaylar arasında büyük bir yarış vardı. Ama ödül elbette diğer adaylara göre çok ama çok ön planda olan “Black Swan” filmindeki muhteşem performansı ile Natalie Portman’a verildi. Natalie, çok geç kaldı belki de bu ödül için yaşı çok genç olmasına rağmen. Neden böyle düşünüyorum? Çünkü; her filmiyle mükemmel performanslar sergiledi. Sonuna kadar, hakeden bir ödülle geceye damgasını vurdu.
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, diğer adaylar arasında sadece kendisinin rakibi olarak gördüğümüz, “The King’s Speech” filmi ile Colin Firth’e verildi. Kekeme bir kralı sanırım Colin dışında başka bir oyuncu da oynayamazdı. Geçen yıl da aday olan oyuncu, bu yıl ipi göğüsledi.
Ve gecenin son ödülü; En İyi Film...
The King’s Speech...
Ve Oscar, tüm kriterleri yıkarak ödülü hak eden kekeme kralın hikayesine verdi..
Asıl ödül, sinema severlerin. Bizler olmadan başarının bir önemi yok!
Mehmet İvecen / ivecenmemet@yahoo.com - www.twitter.com/mehmetivecen