KALİTESİZ YAPIMLAR, İÇİ BOŞ YARIŞMALAR, APTAL DİZİ FİLMLERLE DOLDURULAN SAATLER KİMLERİN İŞİNE YARADI?
GAZETECİ YAZAR SUNA ÜÇKARIŞOĞLU’NUN KALEMİNDEN…
İstanbul’da yağmur var bugün… Keşke yağan yağmur caddelerdeki tozlar gibi bazı insanların örümcekleşmiş beyinlerindeki tozları da alıp götürüverse…
Memur babam zar zorda olsa biriktirdiği paralarla evimize ilk siyah beyaz televizyonu aldığında yedi yaşında bir şeydim… En çok pilli bebeği sevmiştim… Babamsa işten gelmenin yorgunluğuyla, giydiği çizgili pijamalarıyla kurulduğu sedirde en çok ajansları izlemeyi… Gururla “ Uygar bir ülkeyiz kızım; televizyon geleceğimizin aydınlık kapılarını daha da iyi aralayacak. ” ( büyüdüğümde gazeteci olacağımdan neredeyse ömrümün tamamını televizyonda geçireceğimden habersiz. )
Ah be baba!.. Aydınlık kapıları aralamak şöyle dursun kapatmak için ellerinden geleni yapıyorlar…
Ziya Gökalp boşuna “ Uygarlık, kültür ağacına aşılanmadıkça bütün çiçekleri açmaz. “ dememiş…
İyide nerede o kültürlü televizyon kanalları?
Yayınladıkları programlar ortada, kanal kanal dolaşıyorsun dişe dokunur bir program yok… Saçma salak dizi filmlerin komik olacağız diye yamuk yumuk konuşan karakterleri, insanlara umut olacağız diye duygularını sömüren öğlen kuşağı programları, dedikodu içerikli seviyesiz yarışma programları… Kan revan içindeki ana haber bültenleri…
Dört büyük kanalın yeni yayın döneminde de böyle giderlerse durumu vahim!..
Artık insanlar özellikle yeni nesil yıllarca uyuttukları seyirciye hiç benzemiyor. Kültürlü, akıllı ve bir o kadar da zeki, zeki oldukları kadar da duyarlı…
İzledikleri kanallara gelince dört büyük kanal yerine tematik kanaları tercih ediyorlar ve tabii ki vazgeçmedikleri bilgisayarlarını…
Kanal yöneticilerin “ Ama reyting alıyoruz. “ dediklerini duyar gibiyim… Artık başlarını gömdükleri kumdan çıkartıp gerçekleri görseler iyi olur…
Reytingler reklam verenlerle kanalar arasında oynanan bir oyundan ibaret…
İnsanca ve Sevgiyle Kalın