Bir filmin başarısı çoğu kez tekrarının çekilmesine sebep olmuştur. Yapımcılar da bunun farkında sanırım, konuyu havada bırakıp ve kesin bir sonla kapatmayıp, filmin devamına ön ayak olmaktadırlar.
Dev bütçeli filmler, izleyicinin sinemaya sıkıca sarılmasında çok büyük etken teşkil etrmektedirler. Ama bunun yanında, bütçesi düşük filmler de izleyicide merak konusu uyandırmaktadır. Bir el kamerası, filmin büyük bir bütçeye sahip olmasını sağlayabilir. Bunun en büyük örneklerinden biri; "Blair Cadısı"dır. Film, tüm dünyada o kadar büyük bir popülerliğe sahip oldu ki devamı da çekildi ve buna benzer filmler de çekilmeye başladı.
Bu tür filmlerin popüler olmasında en büyük etken, gizliliktir. Yani, kahramanın görünmemesidir. İzleyicinin, bu korkuyu içinde yaşayıp kendince yorumlamasına sebep vermektedir. Bir de bu filmlerde, konunun gerçek bir hikayeden alındığı her zaman belirtilir. Elbette, ne kadar doğru ne kadar yanlış bunu senaryoyu oluşturan kişiye sormak gerekir.
"Blair Cadısı"na benzer son dönemlerde "REC" filmi çekildi ve bu yapıtın devamı da çekildi. ne yazık ki bu filmin de ikincisi bir başarı yakalamadı. Son olarak, izleyen herkesten çok korktum cevabını aldığım "Paranormal Activity" filmi sinema salonlarında görülmeye başladı. Çok düşük bir bütçeyle çekilip, senaryosunun gerçeği yansıttığını belirten bir yönetmen ortaya çıktı ve bir anda sinemaya adını yazdırmayı başardı. Sıkıcı konuşmalarla, iki eşin karşılıklı muhabbetlerine, gündelik hayatına değinen filmde, asıl hikaye geceleri başlıyor. Gece yaşanılan görüntüler de izleyicide korkuya neden oluyor. Filmde anlatılan nedir? Doğa üstü güçlerin olduğu, görünmez yaratıklar tarafından, ailenin rahatsız edilişini izliyoruz. Bunun dışında izleyiciye kazandırılan bir sinema öğesi var mıdır? Bence yoktur. Bu konuya sahip bir film ülkemizde çekilse kimse izlemeye gitmez saçma der. Ama yapım ABD olunca koşa koşa sinemaya gidiyoruz.
Serinin ilk filminde, korkuya dair bir şey yaşamadım. Zaten, konunun ne olduğu, nasıl işlediği, anlatılmak istenen nedir, bütün bunlar önemsenmeden sadece iki örtünün çekilişi, kapının kıpırdaması, perdelerin oynayışına şahit olmaktayız.
Peki bu filmin popüler olmasında en büyük etken neydi? Evet, düşük bir bütçeyle çekildi ama asıl para reklama harcanılmıştı. Büyük bir reklam bütçesiyle film, hakettiği değerin üzerinde bir para kaynağına sahip oldu.
Filmin devamı, aynı adla ikincisi olarak vizyona girdi. Şimdi, butün bu olumsuz eleştirilerden sonra ikincisi hakkında ne düşünüyorsunuz diye bir soru gelecektir. İnanın bana aynı düşünceler içindeyim. İlk filmden farkı, kameraların evin diğer bölgelerinde de yer almasıdır. Bu şekilde, sadece bir yere değil bir çok yere odaklanmanızı sağlıyor. Ama, şu konuda olumlu bir değerlendirmede de bulunmak zorundayım. Bu filmin diğer devam filmlerinden en büyük farkı ki bence olması da gereken budur. Film, aynı mekanda çekilmiştir. Aynı evde yaşanılanlara şahit olmaktayız ve ilk bölümdeki ailenin akrabalarının yaşadıklarını görmekteyiz.
Filmin ilk bölümünde olduğu gibi, çok ağır ilerleyen ve çok sıkan konuşmalara şahit oluyoruz. Bir an önce gece olmasını bekliyoruz.
Filmin finali çok tatmin edici bir sahne değildir. Devamının çekileceği hissini uyandırmaktadır.
Korku filmlerine hakim olan biri olarak, bu film beni çok etkilemedi. Sadece, düşük bir bütçeyle de sinema salonlarının bir numarası olabilme şansına sahip olunduğu fikrini beynime kazımış oldu. Ama, benimle aynı düşüncede olmayan milyonlarca insanın olduğunun da farkındayım. Güzel olan da bu değil midir? Sinemanın insanda yarattığı bakış açısı budur. Farklılık...
Hayatınız, duru bir nehrin akıntısında sakin ve huzulu bir şekilde yol alsın... İyi haftalar diliyorum!
Mehmet İvecen /ivecenmemet@yahoo.com