Korkmak... Belki de istemediğimiz tek şey olsa gerek. Korku; insanoğlunun yaşamı boyunca bedeninde hüküm sürer. Herkesin korkusu farklıdır. Kimileri; dünyada görünen şeylerden, kimileri de görünmeyen ama var olduğuna inandığı şeylerden korkar.
İslamiyette adı geçen "Cin" diye tabir edilen varlıklar, her zaman korku salmıştır. Küçüklüğümüzden beri bizlere anlatılan, yaşadıkları beynimize, kalbimize ezberlettirilen bu varlıklar, insanoğlunun adını bile söylemesinden korktukları cinstendir.
Bu hafta vizyona giren; "3 Hafliler: Marid", korku dünyamızın baş aktörlerinden olan bu varlıkları anlatan bir hikayeye sahiptir. Arkın Aktaç tarafından yönetilen filmin senerayosu, Murat Toktamışoğlu’na aittir. Daha önce çekilen "Musallat" filminden alınan başarıdan olsa gerek, yapım şirketi aynı konuyu içeren bir film daha yapma gereği duymuştur.
Ülkemizde, korku filmleri son dönemlerde çok çekilmeye başlandı. Başarılı olmadığımız türlerin en başında geldiğine inanıyorum. Çünkü, korku için senaryo ve oyunculuk çok zordur. Oyuncular için, en zor rollerden biridir korku. Yüzdeki ani mimik değişiklikleri, büyük bir oyunculuk ister.
Bugüne kadar çekilen en büyük korku filminin "Musallat" olduğunu düşünüyorum. Çünkü, anlık korku sahnelerinin dışında, oyunculuk, senaryo ve en önemlisi kurgu çok güçlüydü. Bütün bunlar, bir korku filminin ayakta kalmasına en büyük nedenlerdendir. "Küçük Kıyamet" filmi de unutulmaması gereken yapıtlardandır. Ordaki, kurgu ve senaryo da hem değişik hem de güçlüydü.
"3 Harfliler: Marid", oyunculuk açısından başarılı bulduğum bir yapıttır. Oyuncuların, iyi bir tiyatro eğitimi aldıkları ortadadır. Korku sahneleri, oyuncuların yüzlerinde komik durmamaktadır. Çok gerçekçi olması, izleyicinin ürkmesine sebep vermektedir.
Konusu açısından, zaten daha önce çekilmiş başarılı bir yapıt olan "Musallat" var, ne gereği var aynı konuya sahip başka bir film çekilmesine. Bu filmin gölgesinde kaldığına inanıyorum. Çünkü; "Musallat"ı izleyen her sinema severin bu düşünceye katılacağını düşünüyorum. Herkesin bildiği bir konuya sahip ve maalesef bu konuyu süsleyen hiçbir öğe yoktur.
Filmde, sahne seçimi çok zayıf ve hep aynı yerde geçmektedir. Elbette, tek bir mekanda çekilen onca film var ama; o mekanı süsleyen birçok şey görebilmekteyiz. Filmde, muhabbetler hep aynı, senaryoyu zenginleştiren cümle sayısı cidden azdır.
Filmde, kurgu çok zayıftır. Filmin nereye gittiği, neden o yerlere geldiği konusuda fikir sahibi olmanız çok zordur. Sanki, oynanılan bir oyun var; bu oyunda ebe kim, kim nereye saklandı, kim bulundu bunu bilmek mümkün değildir.
"Cin" diye tabir edilen varlıklara ve onların yaşadığına inananların izlemelerini sakıncalı buluyorum. Çünkü, korku sinema dışında da kişiyi sarabiliyor. Bu tarz bir düşünceyi, sinema salonundan çıkarken birçok izleyicinin gözlerinden ve yorumlarından anlamak mümkündür.
Sonuç olarak tür, eğer korku ise; korkmamanız mümkün değildir. Ani sahneler çok fazla ve yerinizden zıplamanız çok doğaldır.
Korkuyu, içinizden atıp yaşamı daha yaşanılır kılmanızı diliyorum...İyi haftalar!
Mehmet İvecen /ivecenmemet@yahoo.com