Diziler almış başını gidiyor… Nereye mi? Gittiği yere kadar valla… Biri başlıyor, diğeri bitiyor. Dizi bolluğuna hikâyeler kifayetsiz kalıyor, kime sorsanız oyuncuyum diyor… Bir zamanlar da kime sorsanız ya manken ya da hostesti… Gel de gülme ya da gel gül…
Diziler, hikayeleri, oyuncuları ya da sunduğu görsel şıklıktan ötürü beğenilir, seyredilir, ama gel gör ki son dönemde bu unsurlar fazlasıyla abartılıyor e böyle olunca da seyirciye antipatik geliyor çoğu dizi… Her dizi yeni bir yüz arayışı içinde olunca ortalık profesyonel ya da değil oyuncu kaynar oldu, ben bunu şarkı starları yarışmalarında ki star olma hevesiyle yarışmalara katılıp, yarışma boyunca kendisini şarkı söyleyerek starlığa yakın olma hissine kapılıp yarışma sonrası aslına dönen adaylara benzetiyorum yani bir var oluş sonra yok oluş hali desek pekte yanlış olmaz hani…
Her dizi kendi hikâyesine uygun yeni yüzleri ister profesyonel oyuncu olsun, ister olmasın kadroya katarak o hikâye için de tanınmalarına imkân verse de o dizi bittiği andan itibaren oyunculuğu beğenilse dahi bir başka dizide olup olmayacağı meçhul oluyor… Diyelim ki bir başka dizide rol almayı becerdi bu seferde seyirci o oyuncuyu geçmiş dizide beğendiği için yeni imaj ve rolünde sevmeye biliyor buda dizinin reyting kaybına sebep olurken oyuncunun da kaybolup gitmesine yol açıyor. Haliyle çokluk için de kaybolmak diye bir şey var yani, hani kendi gider, ismi kalır bahtiyar hesabi.
Dizilerin görsel şıklığı da ayrı bir komedi olmaya başladı, son zamanlar da tasarımsal kıyafetlere ağırlık veriliyor ama gelin görün ki kıyafet tasarımsal görünsün diye şekilden şekle sokuluyor, giyene yakışıp, yakışmaması çokta önemli değil gibi gözüküyor hal böyle olunca da şıklıktan eser kalmıyor, muhtemelen diziler giyim kuşama bütçe ayırmıyor, haliyle moda editörüne de bütçe ayırmak yerine sadece kıyafetleri sponsorlardan toplayan birileri yeterli oluyor.
Ya hikâyelere ne demeli! İlk bir kaç bölüm de “Ay ne olacak“ deyip dururken olanlar oluyor bir kaç bölüm sonra… Ağzı açık kala kalıyoruz…
Nitekim Lale Devri de o hale geldi. Dizi bir kaç bölüm sonra “Daha neler“dedirtmeye başladı. Önce baldız’ın gönlü enişteye kaydı, enişte baldızı hamile bıraktı, baldızla beraber olan enişte bu bizim mezhebimize sığmaz dedi bu sefer memleketten bir zevce alıp baldızın da yaşadığı yalıya getirdi. Aile büyüğü Necip Bey gönlünü erkek kardeşi’nin karısı İkbal hanıma yani yenge hanıma kaptırmış, yenge hanımdan bir de oğlu var! Necip bey, yalıda hep birlikte yaşadıkları Zümrüt hanımla dest-i izdivaç edip hafiften flörting yapmaya başladı… Tevekkeli değil büyükler boşuna dememiş”Ateşle, barut bir yerde olmaz”diye. Birde yalıda damat var Mehmet, Reyhan da karisi, Mehmet de karısının kuzeni Eceyle flörting yapıyor… Üstelik herkes birbirinin odasına girip, çıkıyor hem de odalar yalının aynı katın da olsa da fark etmiyor, kadınların ruhu bile duymuyor. Üstelik aile, adet ve töreleri önemsiyor, başkasının yaptığı kusurları da kendi araların da ayıplıyorlar, bu kadar yani… Heee bir de unutmadan yazmalıyım ki, dizinin tüm oyuncuları rollerinin hakkını veriyorlar hepsi son derece başarılılar.
Ben bu Lale devri’nin konusunu anlamadım, anlayan varsa beri gelsin. Anladığım tek şey Lale Devri’nin yalısında, erkek başına iki eş düşüyor.
Hani eski bir şarkı vardı…"ÜÇ KALP BİR ARADA" Ah sen üzgün, ah ben üzgün o da üzgün yapma herkeste üzgün… Yakında bu şarkıyı Lale Devrin de dinleriz.
MADAM Lily