Öyle kendine has bir sesi var ki O’nun...Kimselere benzemeyen gırtlak nağmelerini her duyduğumuzda radyonun sesini biraz daha açıyor ve Neşe Karaböcek’i zevkle dinliyoruz.Bir tarihte alt kadrosunda çalışan bir hafif müzik sanatçısı bu gırtlak nağmelerinin sırrını merak etmiş ve kendisine “Pardon, dilinizin altına bir araç koyarak mı çıkartıyorsunuz bu sesleri?” diye sormuş... Altın sesli bülbül Neşe Karaböcek müzikle gözünü açmış,ömrünü müziğe adamış dev bir isim...
İstanbul Yeşilköy’de doğan Neşe Karaböcek’in babası Orhan Bey Devlet Demiryolları görevlisiydi. Küçük kızı Neşe henüz iki buçuk yaşındayken “Çile Bülbülüm Çile,Bakmıyor Çeşm-i Siyah” gibi eserleri evlerinin demirli penceresinden sarkarak söylüyor ve oturduğu mahallenin gözbebeği haline geliyordu.Kızındaki bu yeteneği değerlendirmek üzere annesi Arife Hanım kızını Ayşe adlı komşularının koro şefliğini yaptığı Ankara Çocuk Radyosu korosuna götürdü. Küçük çocuğun sesini dinleyen Ayşe Hanım; Neşe’nin koroya değil konservatuara yönlendirilmesini doğru buldu.
Konservatuar seçmelerinde bir elinde kaşık, bir elinde mikrofon şarkıyı okuyan küçük kız çok beğenilip derhal konservatuar kadrosuna dahil edildi. İki buçuk yaşında konservatuara girdi ve üç buçuk yaşında tiyatro piyeslerinde oynamaya başladı.İ lk piyesinde bir kuşu canlandıran küçük Neşe’yi Mümtaz Zeki Taşkın Bey çok beğenerek oynayacağı ikinci piyesi ona özel olarak yazdırdı. Muhsin Ertuğrul’un yazdığı “Kara Böcek” adlı çocuk piyesini izleyen dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü küçük kızın soyadının bundan böyle Karaböcek olmasını dilediğini söyledi.
Altı yedi yaşlarına geldiğinde “Ankaralı Karaböcekler” ismiyle bir tarafı Türkçe bir tarafı Arapça olan “Allome” adlı 78 devirli bir taşplak çıkardı.. “Ankaralı Karaböcekler” kardeşlerinden kurulu grubun ismiydi.. Ablasıyla sahne çalışmaları yaptı.. Bir yandan tahsil hayatı devam ediyordu. 60’lı yıllara gelindiğinde türlü firmalardan taş plaklar çıkaran; 1968 yılında “Artık Sevmeyeceğim” 45’liğiyle parlayan ve 70’li yıllarda tam bir yıldız olan Neşe Karaböcek’in plakları adeta yok satıyordu.
Sanat müziğinin en sevilen eserlerinin yanısıra hafif batı müziğinin en beğenilen şarkıları da Neşe Karaböcek’in sesinden bir başka güzellikte dinleniyordu. Çok kereler altın plak, altın bülbül, altın longplay gibi ödüllerle taçlandırılan müzikteki başarısı gazino programlarına da yansıyordu. İlhan İrem ile birlikte Lunapark Gazinosu’nda çalıştığı yıllarda gazino kapıları erkenden kapanıyor halk bu güzel programı dinleyebilmek için günler öncesinden rezervasyon yaptırıyordu.. Bu başarı İstanbul gazinolarından İzmir Fuarı’na taşınıyor, İzmir halkı da 40 gün boyunca Neşe Karaböcek’i ayakta alkışlıyordu...
Her sanatçı gazino sahnesinde bir başka renkti.. Neşe Karaböcek, alaturka sahnelerde usule aykırı olarak görüldüğünden öncelerde sahnede yer almayan gitar, bas, bongo gibi aletleri alaturka sahnelere taşıyarak sahnelerde devrimci bir renk olmayı başardı. Alaturka bir şarkıyı, flamenko gibi okuyarak günümüzde “fantezi” olarak adlandırılan tarzı ve İspanyol esintilerinide sevdirdi.
Müzikteki başarısının yanı sıra 1971 yılından itibaren sinemada da adından söz ettirmeyi başardı. Başrolünü Yıldız Kenter ve İzzet Günay ile paylaştığı “Anneler ve Kızları” isimli ilk filmi hala çok sevilen ve unutulmayan filmler arasında yer almaktadır.
80’li yılların başında Amerika’ya yerleşti ve “Neşe Karaböcek - Amerika Konseri” long play ve kasetleriyle adından söz ettirdi. Müzikten hiç kopmayan sanatçı müzikseverlerin beğenisine sunduğu türlü tarzda albümleriyle hep beğenildi ve sevildi.
Eşi gazeteci Tevfik Yener beyefendiyle geçmişte aşktan yana yaşadığı acı tecrübelere inat saadet dolu bir yaşam sürdüren Neşe Karaböcek müziğimizde gelmiş geçmiş en sağlam seslerden, en sevilen ve takdir edilen sanatçılardan biri hatta O, Orta şarkın tek bülbülü ...
Kadri Erçetingöz /kadrizm@gmail.com