Anlatacak çok şey var ama boğazım düğümleniyor, sesim kısılıyor.
İnsanın hali kalmıyor bazı gerçekleri anlatmaya ne yazık ki…
İki boğum olmuş gırtlak içerde oda huzursuz.
Ta o günlere gidiyorum.
Öğretmenim elime kasımpatı çiçeklerini verip; Atamızın büstünün önene koy, süsle orayı, dediği günü hatırlarım hep…
O günden bu güne akılda kalan engin bir duruşun mavi berraklığı vardır bende…
Onu hep hatırlar, onu hep anar, onu hep severim.
Bu güne gelene kadar yaptıkları bir ince iş hesabı gibi, nakış gibi akıllara kazınmıştır.
O Türkiye’nin evladı olarak, çok sevdiği memleketi için neler yapmamış ki…
Bir tv programında iki küçük çocuk vardı.
Biri, Türk diğeri Kürt çocuğu diye tanıtıldı.
Oysa onlar çocuktu… Anlamıyorlardı bile Türk, Kürt meselesinden…
Ama öyle bir şey öğretmişlerdi ki, “Türkler Atatürk diyorsa, bizde Aptullah Öcalan” diyoruz “ derken benim bütün süngülerim düştü.
Bir başka çocuk, gelen PKK lı grubu alkışla karşılarken, Neden alkışlıyorsun diyen gazeteciye, onlar bizi kurtarmaya çıktı dağlara,onlar olmasa,Tayyip ve arkadaşları bizi öldüreceklerdi diye cevap veriyor.
Ve, biz hala neyin tartışmasını yapıyoruz anlamış değilim.
Türkiye’yi bu hale getirenler çok uzakta değil, dibimizde…
Ama, Türk halkı artık bazı şeyleri görmek durumunda…
“Ne mutlu Türküm diyene” nutkunu bile söyleyemez hale gelmişiz ne diyelim.
İki satırda onu andım.
Mavi gözlerindeki enginliğin altında yaşadığım huzur dolu günleri bir kere daha yaşamak istedim.
Bir kere daha onun ilke ve inkılapları ile dolup taşmak istedim.
Ey, Atam bu günleri görmediğin iyi oldu.
Bu günleri görseydin üzülür kahır olurdun.
Seni sarhoş, alemci bile yaptılar…
Sen bu günleri iyi ki görmedin.
Bu günün anısına, sana sarılmak istiyorum.
Rahat uyu koca paşam.