Sanat’ın ne olduğunu belki size tam olarak anlatamam ama ne olmadığını net olarak söyleyebilirim. Bunun sıkıcı bir yazı olduğunu düşünenler ve bu satıra kadar bile oflaya puflaya gelenler için klasik bir girizgah yapmak gerekirse sanat; Kimine göre Rönesans dan fırlayıp gelmiş dini ikonala, kimine göre siyah beyaz bir fotoğraf, kimine göre Osman Hamdi’nin kaplumbağa terbiyecisi, kimine göre Andy Warhol ün salyalı “DİL“ i (Rollıng stones grubunun logosu olmuştur aynı dönemde, ve hala),kimine göre bir melodi, kimine göre bir taş, kimine göre…
Konuya ilgi duyanlar yada girişteki havalı cümlelerden etkilenenler için sanat, bir duruştur. İsyandır. Marjinal bir kırmızı noktadır grilerin arasında. Sanat: sana–inat tır. Tüm–izm lere (emperyaliz, kapitalizm..), tüm–lıklara ( ırkıçılık, adam sendecilik, kayırmacılık..), tüm–ist lere (narsist, faşist, sadist..), inat bir duruştur. Sınırı ancak kendi hayal gücünüzle sınırlıdır. Marcel Duchamp ın Pisuar’ı da sanattır. Kim onun hayal gücünü ölçme yetisine sahiptir ki? Google da aratın Marcel Duchamp’ı ve onun keskin, sıra dışı ve net sanatıyla yüzleşin. Sanat, maalesef kaybettiğimiz öznemizin, bu kayboluş içindeki varoluşunun bir onayıdır. Sanat yararlı birşey değildir, bilakis zarar verir. Hastalıktır. Bir yararının olmaması onu sanat yapar. Sanat,yararsız ve gereksiz olanla ilişki kurabilme hakkıdır!
Sanatı Çin’den ucuza getirtemezsiniz. Laboratuar da yetiştiremezsiniz, o kendi çıkar gerektiği zaman gereken yerde. Antik güzellikten, sıradana geçiştir. Yaralar açan, yaralara kabuk bağlatandır. Arapça’dan gelir kökü. "San-a". İnsanın akıl ve becerisini kullanarak yaptığı iş demektir Arapça da yine.
Sanatın ölçüsü, eni, boyu olmaz. Hiç bir makam yada kişi "bu sanattır yada değildir " diyemez. Sanat kim için yapılır? Alıcısı kimdir bunu bilmem ben… Bilsem de söylemem zaten çünkü bu çok göreceli. Nevizade’de bir meyhanede iki şişeden sonra yalan yanlış okunamaya çalışan, makamı kulağa hoş gelsede adı asla hatırlanmayacak bir şarkıdır sanat. Denizini üstünde, iskeleye bağlı, sonradan meyhaneye çevrilmiş küçük bir tekne-meyhanenin vitrininde eski kalın rakı bardaklarının arasında duran, ucu yırtılmış, sararmış eski bir fotoğraftaki balıkçı adamın kazağındaki desenlerdir. Yeşil gözlü güzel kızın omuzundaki Zümrt-ü Anka dövmesidir. Diğer adamın kolundakinin aynısı olan... Peki kalan yirmisekiz kuşun oldukları yerde yanması? Evet, bu da sanattır.
İkide birde mantar gibi çıkan orası burasını saygısızca sergileyen kadının yada adamın söylediği şarkı değildir ama... Yada sırf zengin ve müthiş çevresi var diye açtığı sergide, milyonlarca liraya satılan kıytırık yağlı boya tablo da değildir sanat.
Yarattığı etki olarak; söylenmiş en güzel söz yada en büyük yalandır. Sebepsizce dönüp gitmektir. Picassonun kübik eselerindeki çirkinliktir. Leonardo nun, hepimize vali nin karısı diye yutturduğu aslında kendi sureti olan Mona Lisa dır. Fikret Mualla’nın, Fransa daki evinin alt katında yaşayan polis komşusunun akşam yemeği masasına sırf ondan hoşlanmadığı için hacetini gidermesidir.
Böyle yazması kolay, ama yapılması zor olan şeydir sanat. Kalabalığın içindeki sessiz haykırıştır. Bende varım demektir. İstiklal de çalmayı bilmemeye rağmen gitar çalmak değildir. Ama bu çakma gitaristin az ilerisindeki köşede, eksik dişli güzelce bir göçmen kızının, elinde kim bilir Kosova’nın hangi neşeli meyhanelerinde bir zamanlar kimlere eşlik etmiş 100 yıllık akerdeonunu insan gibi ağlatmaktır, ben sanatçıyım dememek de sanattır.
Aşık olduğu kızla yakınlık kurabilmek için abuk subuk bahaneler üreten adamın beyninin salgıladığı o sıvıdır belki de... Belki de değildir ama!
Vesaire vesaire…