Temmuz, ülkemizin en sıcak aylarının başında gelmektedir. Bu ay, aynı zamanda tatil olarak en çok tercih edillen dönemi de kapsar. Denizin serinliği, bu sıcak döneme en büyük ilaçtır.
Temmuz ayında, vizyona giren filmlere göz attığımızda genel olarak; gerilim ve korku türü yapıtların tercih edildiği görülmektedir. Halbuki, bu döneme uyan en güzel tür; romantik komedidir. Yapımcılar, nedense bu yıl farklı bir tercih sunmuşlar.
Temmuz ayında en dikkat çeken korku, gerilim türü filmlere kısaca bir değinelim isterseniz.
Bu dönemde vizyona girip dikkat çeken filmlerden biri Belçika-Hollanda yapımı olan; "Zwart Water (Dehşetin Gözleri)" dir. Anne-Baba ve küçük bir kızdan oluşan bir kadro, her zamanki gibi esrarengiz ve korku dolu bir eve taşınır. Bu ev, şehirden uzak ve sessizdir. Filmin ana karakteri olan küçük kız, çok çirkin ve görüntüsüyle insanı ürküten bir yapıya sahiptir. Yapımcıların, bu görüntüde bir kızı seçmesi, insanın filme olan bakış açısında daha da bir merak uyandırmaktadır. Ama, ne yazıkki kızın görüntüsü; oyunculuğa ve filmin başarısına birşey kazandırmamış.
Filmde; küçük kız hayali bir karakterle yaşamaktadır ve bu karakter yüzünden ailenin geleceği belirsizleşmeye başlar. Filmin başından sonuna kadar anlamsızlıklar çok çok fazla ve maalesef akılda kalıcı birşey bırakmıyor, aksine bir sürü soru işareti ile filmin bitmesi sağlanıyor.
Yapıtta, korku türünün en büyük öğerlerinin başında gelen; müzik, kurgu ve görüntü maalesef çok zayıf. Evde oturup izlemenin bile çok fazla sıkacağını düşünüyorum.
Bir diğer filmimiz, "Julia’s Eyes (Julia’nın Gözleri)" dir. Bu ayın bence en önemli filmlerinin başında gelmektedir. Bir ispanyol yapımı olan film; kör kalacak bir kadının hayatını anlatmakatadır. Kendi gibi kör hayatı yaşayıp, intihar eden kız kardeşi de hayata bakış açısını çok değiştirir. Başarılı bir oyunculuk sergileyen Julia, mimikleriyle de gerilimin artmasına sebep oluyor.
Film, ağır ilerlemesine rağmen sürükleyici bir yapıdadır. Sahne seçimi çok az ve herşey oyunculuk üzerine kurulmuş. Yapıtın finali de bence gayet tatmin edici. Filmin kurgusu ağır ve güzel işlenmiş. Müzikler, tipik ispanyol ritmlerle süslenmiş.
Psikolojik gerilim filmlerle adından çok söz ettiren İspanya, bence bu alanda aldı başını gidiyor diyebilirim.
Neden çekildiği? Ve neden ülkemizde vizyona girdiğine? yönelik, sorgulanacak yapıtların başında gelmektedir "Chatroom (Ölüm Odası)". Filmi izlerken elinizde kumanda ile ileriye sarmamak için kendinizi çok zor tutacağınızdan eminim.
Dünyadan ve insanlardan nefret eden bir seri katilin, hayatla yüzleşmemiş saf insanları kurban etmesini izliyouz. Bu kurban bir oyunla başlıyor ve oyunun adı: "Chatroom"dur.
Bir amacı olmayan ve anlatmak istediğini filme de yansıtmayan bir yönetmen görmekteyiz. Film her anlamda çok kötü ve izlenmeye değmez diye düşünüyorum.
Aynı hafta vizyonda, oscar ödüllü oyuncu Hilary Swank ve Jefrrey Dean Morgan’ın başrolü paylaştığı "The Resident (Kiracı)" filmini görüyoruz.
Sapık bir adam ve doktor olan bir kadının yüzleşmeleri konu alınmış. Çok ağır ilerleyen filmde; gerilim dolu sahneler maalesef çok az. Filmin konusuna göre bence bu büyük bir eksikliktir. Yapıtın son birkaç dakikasına hareketlilik vermek maalesef zayıf kalmış.
Film biraz "Pysco" tarzında ve konu gayet güzel. Oyuncularda sorun yok ama, yönetmen kurguyu ve senaryoyu iyi işlememiş.
Yine de en azından DVD’de izleyip bilgi sahibi olabileceğimiz bir yapıt.
Şimdi de sıra bir vampir filminde. İskandinav sinemasının en çok ses getiren filmlerin başında gelen "Let the Right One" nın nihayet Hollywood versiyonu çekildi. Çekilmeseydi şaşırırdım zaten. "Let Me In (Kanıma Gir)", bence orjinali kadar ses getirmedi diyebilirim. Gişe açısında Amerikan versiyonu daha iyi iş yapmıştır bu kesin ama, filmin görselliği konu aynı olmasına rağmen orjinali kadar iyi değil.
Film, orjinalini izlemeyenler için; iki küçük çocuğun birbirlerine olan aşkını anlatıyor. Tabi bu çocuklardan biri vampirdir.
Bu filmi izlemeyenlere önerim; orjinalini izlemelerine yöneliktir.
Son olarak bu hafta vizyona giren filmimiz; "La Posesion De Emma Evans (İblis)" dir. Yine İspanyol bir yapım olan film, psikolojik bir şeytan çıkarma hikayesini bizlere taşıyor. Bu tarz filmleri, Amerikan versiyonlarında çok izledik ve çok da başarılı olan yapıtlar var. Ama ne yazıkki İspanya bu sefer taşı kıramamış. Oyunculardan tutun da konuya, kurgudan tutun da görüntü ve müziğe kadar hepsi kötü işlenmiş.
Film, bir kere çok ağır ilerliyor ve ne olacağını önceden kestirebiliyorsunuz.
Çok çok zamanınız varsa gidin derim. Aksi durum söz konusu ise; evde DVD’den izlemeyi deneyin. İyi haftalar!
Mehmet İvecen / ivecenmemet@yahoo.com - www.twitter.com/mehmetivecen