Anasayfa Magazin Güzeller Galerisi Video Galeri Foto Galeri Güncel Kadınca
sacitaslan.com facebook sacitaslan.com twitter

Terliğin Teki




Erkek

Eve yıllardır zili çalmadan, anahtarla kapıyı açarak girmek...

Önceki ay su içip odandaki komodine bıraktığın bardak hâlâ ordadır, dibindeki birkaç damla su bile buharlaşmıştır. Evin camlarını örte , kirli ve artık koyu sarıya dönmüş güneşliklerin arasından sızan gün ışığında, eve girdiğinde havalanan tozlar belirir. Bu tozlar acaba kim bilir ne zaman bu evde mutlu mesut kahkahalar atan insanların derilerinin parçacıklarıdır? Kim bilir ne zamandır katlanıp toplanmayı bekleyen çamaşırlıkta asılı duran tişörtler artık kurumuştur, ama gerçekten kurumuştur. Alıp bir yere koysan, adeta bir çift bot gibi kıvrılmadan dimdik duracak çoraplar...
 
Sonra banyoya girilir. musluk açılır...

Önce şöyle bir öksürüp tıksıran musluktan kahverengi bir su akar, sonra düzelir. Diş fırçana sıkmaya çalıştığın, çoktan ıslaklığını yitirmiş diş macununu akan su ile düzeltirsin. Dişlerini fırçalayıp fırçanı yerine koyarsın. Sonra aynanın karşısına geçip joker vari bir sırıtışla dişlerine bakarsın. Çok sigara içmenin zararlarından biri tokat gibi çarpar suratına. İçerideki dolaba gidip güzel görünen, temiz ama garip bir koku salan beyaz gömleği seçer ve giyersin. Bir de kravat uydurursun onun sana hediye aldıklarından. Tekrar banyoya döner ve fırçadan dökülen diş macunlarını elinle şöyle bir ittirirsin deliğe doğru. Hafifçe saçlarını ıslatırsın. Bu arada aklına gelir, ne zamandır havalandırmadığın evin camlarını açmak. Hamle yapar, sonra vazgeçersin. Önce saçlarını ıslatırsın biraz, sonra rafta duran, dipleri kararmış ince telli tarak ile saçlarını tararsın. Kravatı şöyle bir düzeltirsin. Banyodan çıkıp antredeki eski, geceleri gıcırdayan ve ses çıkaran ağır mobilyadan yapılmış portmantodan siyah kadife ceketi ayırıp usulca sırtına geçirirsin. Artık her şey hazırdır sana göre. Önemli bir güne ancak bu kadar iyi hazırlanılabilir, dersin kendi kendine.Teoman’ın şarkısı aklına gelir. “Güzel bir gün…”

Uzun, geniş boy aynasında kendine bakarsın, gülümsersin. Aylardır bugünü bekliyorsundur ve artık zamanı gelmiştir. “Hazırım,” diye fısıldarsın kendi kendine. sonra eve girince çıkarıp masanın üzerine koyduğun silahı alıp hiç tereddüt etmeden ağzına dayayarak tetiği çekersin. kafatasının bir kısmı ile beraber beyninin çoğu duvara yapışır. Yerde, bilincin sana son kıyağını yaparken, onun, aşık olduğun kadının, seni terk edip giden kadının, giderken unuttuğu fırfırlı teliklerinden teki gözüne ilişir, koltuğun altına kim bilir ne zaman kaçmış olan...

Kadın

Ha beynine bir tane sıkmışsın, ha kaza ile bir tır’ın altına girmişsin ne fark eder? Yoksun artık. Sorma ne yapıyorum bunca yıldır. Seninle ne yapabilirdik “olsaydın?” Sorma!

Hayır, ölmedim ben de senden sonra! Olmadı bir türlü…   Denemedim değil! Ama ne parmaklarım senin kadar güçlü kavradı tetiği, ne de dudaklarım zehrinden ötesine kindar davranabildi. olmadı…

Ruhum kayıp, bedenim kırgın yaşadım.

Önceleri sadece kızgındım, çok! Seninle her günüme lanet ettim. Sonra baktım kızgın değilim sadece, hayranım da…Kıskandım… Yapabilmeni çok kıskandım. Şimdilerde o kadar yalnızım ki, sadece kırgınım. Yanına almadan bir yerlere gittiğinde olduğum gibi kırgın…

Huzursuz aklım, heveslerim dalgalı... ,Dik başlı, kavgacıyım; müdanasız, hayata karşı. Öğrenmek saçma geliyor, hep biliyormuşum gibi… Dudaklarımda hep o ukala gülüş; “Eee, ne var yani?” diyen.

Tamam, çekip gitmeye karar verdiğinde de yanında değildim, ama “sen” benimleydin. Şimdi yapayalnızım. sevişmek bile anlamsız; gerçekten yalnız!

Bana bıraktığın bunlar işte…

Evine gelmeye başladığım o ilk günlerde bana kapıyı anahtarla açmanın seni yalnız hissettirdiğinden bahsetmiştin. Temizlikçinin geldiği günler eve erken gelip kapıyı çaldığını bilhassa… Sana bir kapının açıldığı günlere ihtiyacın olduğunu, bunun yeni bir şans gibi geldiğini… Günün tam da o an başladığını, sana açılan kapıdan “içeri” girebildiğini… Dahil olmanın, ait olmanın sana hissettirdiği güveni anlatmıştın.

Anahtarının bir kopyasını bana vermen uzun sürmemişti, Sırf bu yüzden. Senden önce “içerde” olduğum günleri benden çok sevdiğini bile düşünmüştüm. Belki ilk kavgamız da bu yüzdendi. “Beni o kadar da sevmiyorsun!” şimdi biliyorum: insan kendinden çok sevemiyor kimseyi.

İşte o anahtarla girdim ben içeri. Sen gittikten tam iki gün sonra…

Üst komşu yazlıktan gelip de “Bu adam evde yok galiba, ama ne bıraktıysa açıkta, acayip kokuyor. Hayvan mı aldı da doyuramadı bilmiyorum ki… var mı anahtarın hâlâ, gelip bi bak allah aşkına ” diye aramasaydı bende olduğunu bile unutacaktım anahtarının. Belki senin de bir zamanlar bende olduğunu unutacaktım zamanla, kim bilir. ama sen zorla en büyük aşkım oldun.
“Peki,” dedim kadın ısrar etmeye devam edince. Annenlere gitmiş olabileceğini söyledi, “Geldiğimden beri görmüyorum, gireni de yok çıkanı da. Telefon da acı acı çalıyor bütün gün, çekmemiş fişini,” dedi. Yine de sokağa gelince baktım yukarı, camın açık mı, gelmiş misin? bekledim biraz, geliyor musun, iyice sararmış perden kımıldıyor mu diye baktım… Akşamüzeriydi. yaz sıcağı ensemde! Terli parmaklarımla en sevdiğin hareketi yaptığımı da anımsıyorum. Sıkıntıyla ensemi sıvazladım. Parmak uçlarımı ensemden boynuma doğru bastırdım, arasında kalan bir tutam derimle birlikte avucuma bastırdım. Bunu yaptığımı görüp de beni parmaklarımla sıkıştırdığım yerden öpmediğin anı hatırlamıyorum. öpünce sevişmeye başlamadığımızı da! Artık bu hareketi yapamıyorum… Ellerim boşlukta kaldı uzunca bir süre yeltendiğimde. Artık enseme dokunamıyorum. birilerinin arkamdan geçmesine bile tahammülüm yok! hep duvarlara dayalıyım…

Gelmediğine, içerde de olmadığına karar verince girdim apartmana, hep açık kapısından. merdivenin basamakları yine yüksek geldi kısacık bacaklarıma. Koku gerçekten kötüydü. son basamaktayken bunun senin kokun olabileceğini düşündüm. Sabunun, losyonun, kreminle senin kokun değil… gerçekten sen koktuğunu düşündüm. Kapıyı açmadan önce içerde olduğunu biliyordum. Sessiz çığlığımı anahtarı kilide sokarken attım: içerdeydin!

Kilitte anahtarın vardı. Hani anahtarı kapıda unutup çıktığımız gün yaptığımız gibi, sağa sola küçük küçük kımıldattım anahtarı. biraz da zorlayınca düştü içerde takılı anahtarın. Sonra kolumdan yere aktı çantamın sapı. Onunla birlikte yere yığılmak istedim. Sol elim dudaklarıma doğru gitti. Alt dudağım sana doğru kıvrıldı, sakladım. Adına kıvrılan ağzımı kapattım. Sımsıkı kapattım… Anahtarı çevirdim.

Kapıdan içeri girmek istemedim. Kapıyı açıp çekip gitmek, hiç olmazsa apartmanın merdivenlerine dönüp çığlık atabilene kadar beklemek istedim. İnsanın kovalandığı ama sesini çıkarıp yardım isteyemediği, çığlık atabildiği anda uyandığı kâbuslardan birinde olmayı bile diledim. Ama gözlerim yanacak kadar açıktı. Kirpiklerim kaşlarıma ulaşmıştı neredeyse…

Kapıyı açmamla içeri giren hava antredeki tozları havaya kaldırdı. Akşam güneşiyle salon girişinden antreye sızan ışıkta toz zerrecikleri gezindi. Kim bilir o tozların içinde bizden

kalma zerrecikler de var mıydı? Sağa doğru baktım önce, yatak odana. Yatağının yanındaki komodinin üstünde duran bardağı gördüm. eminim elime almaya kalksam mobilyaya yapıştığından zorlanacaktım. Epeydir orada durduğu belliydi. karşıdaki küçük odaya doğru bakınca askılıktaki çamaşırları gördüm. O sweetshirt’ü en son ilkbaharda giymiş olabileceğinden emindim. Birkaç haftadır orda durduğu belliydi en azından. Kafamı sağa, salona doğru çevirmeye korktum. Banyonun kapısı kapalıydı, ışığı sönük…

İçeri doğru bir adım daha attım, elimi kapıdan çekmeden. masanın üzerinde cüzdanın, gözlüğün, telefonun… silahın yoktu! Bir adım daha atım. Yapayalnızlığım orda başladı!

Kapıyı tutan elimin parmakları uyuştu, elimi yavaşça çektim. Diğer elim sızlayan parmaklarımı avuturken salonun kapısına vardım. Yaptığın en güzel tabloydu duvardaki; kırmızıdan bordoya dönmüştü renklerin. Arasında beyninden parçalar… Öyle garip dağılmıştı ki hayran baktım, yapabilmeyi istediğin buydu. Başlayıp bıraktığın, yeniden başladığın, parçalayıp attığın resimlerinin en güzeliydi bu gördüğüm.… Sonra yeniden başlayıp yapamadığın tablo buydu. Görsen sen de tatmin olurdun.

Her şey için o kadar geçti ki artık. O kadar bitmişti ki ne varsa! Yanına ulaşamadan yığıldım.

Dışarıdan meraklı sesler gelmeye başladığında kendine gelen bilincimin bana gösterdiği ilk şey terliğimin tekiydi…Koltuğun altına kim bilir ne zaman saklanan fırfırlı terliğim… Bana hâlâ bu evde olduğumu anlattı.

Giderken beni götürmediğini! yine… 


03.10.10 00:00

henüz puan verilmedi
6428 kez okundu

0 Yorum
SİTEMİZDE İÇERİK YORUM ÖZELLİĞİ KALDIRILMIŞTIR.


GÜNDEMDEKİLER : Kim Kardashian   Ahu Yağtu   Esra Erol   Acun Ilıcalı   Kenan İmirzalıoğlu   Muhteşem Yüzyıl   Bülent Ersoy   Gülben Ergen   Beren Saat   Suskunlar   Saba Tümer