Türk sineması ne zaman Amerikan sinemasının etkisinden kurtulacak?
Kendi kültürümüzün perdeye yansıtılıcak o kadar çok öğesi var ki. Bu değerleri, harmanlayıp perdeye yansıtabilsek belki bizler de dünyada ses getirebileceğiz.
Sinemamızın, sadece doğu’ya yönelik öğelerle tanıtılması da yanlış. Her bölgemizin kültürünü, yaşam biçimini, hikayelerini perdeye taşımak gerekiyor. O kadar çok zengin bir kültüre sahibiz ki, bunların meyvelerini en iyi şekilde toplamak gerekiyor.
"Kaybedenler Külübü" ile gerçek bir hikayeden yola çıkarak ciddi bir yapımı bizlere tanıtan Tolga Örnek, bu sefer kendi senaryosuyla vizyona yeniden merhaba diyor. Bu hafta vizyona giren; "Labirent", yönetmenin ikinci filmi olarak perdede boy gösteriyor.
Yönetmen, Timuçin Esen ve Meltem Cumbul gibi popüler iki oyuncu ile filmi süslemeye çalışmış. Ama, maalesef her iki oyuncu da yapıt gibi vasat bir performans sergiliyor. Bu film için, bence yanlış seçilmiş oyuncular diyebiliriz.
Film kötü olur ama, oyunculuk yapıta sarılmanı sağlar ya. İşte bu yapıtta maalesef bu yok. Film, gayet sıradan ve bilinen bir konu ile süslenmiş, oyunculuklar da filmin ayarında vasat bir görüntü sergiliyor.
Konu; tipik bir terör örgütünün hikayesi. Orta Doğu’dan İngiltere’ye, Almanya’dan Amerika’ya uzanan bir terör örgütü işleniyor. Bu terör örgütü ile mücadele eden Türk istihbaratının mücadelesi konu alınmış. Bu mücadele, İstanbul’un işlek bir yerinde bir bomba saldırısıyla başlıyor. Orta Doğu’yu büyük bir kaosa sürükleyecek daha büyük bir eylemi önlemek için "Labirent kod" adlı bir operasyon başlatılır. Bu operasyonun, işlenişi de çok basit ve vurucu değil. Ayrıca, bu mücadelenin yanısıra Müslümanlıkla Hristiyanlığın birbirlerine olan yaklaşımı anlatılıyor.
Film için büyük bir bütçe harcandığı aşikar. Birçok ülkede çekilerek farklı sahnelerle bir çeşitlilik sunulmuş ve bence filmin en büyük artısı bu. Sahne çeşitliliği ve görsellik, seyircinin yapıta olan bakış açısını değiştiriyor. Büyük bir emek verildiği düşünülüyor ve olumlu bir eleştiri sunuluyor.
Yapıtta eksik olarak tanımlayacağım şey; oyuncu kadrosunu oluşturan kastın yetersiz olması. Bu tarz filmlerde; oyuncu kadrosu çok geniş olmalı, filmin seyrinde hep aynı oyuncuları görmemeliyiz. Ama, yönetmen filmde büyük diye lanse edilen bir terör örgütünü birkaç kişiden, terörle mücadele eden grubu birkaç oyuncudan kurmuş. Bu da, farklı sahneleri farklı karakterlerle sunmayı başaramamış olarak nitelendirebiliriz.
Film, gereksiz bir şekilde uzun. Senaryo, daha iyi bir kurgu ile 90 dakikada anlatılabilirdi. Aksiyon türü bir film olmasına rağmen sanki daha çok Dram işlenmiş gibi bir hisse kapılıyoruz.
Filmin genelinde sadece bir sahnede müzik hoşuma gitti ki onu da siz izleyince farkedeceksinizdir. Diğer sahnelerde, oluşturulmak istenen koşuşturmaya yetersiz müzikler seçilmiş.
Ama, yine de yönetmeni tebrik etmek lazım. Çünkü, filmin görselliği için ciddi bir para harcadığı çok net. Yapıtlarımızın, kötü de olsa iyi yerlere gelebilmesi ve daha iyi filmlerin çekilmesi adına mutlaka sinemada izlenmesi gerekiyor.
Bir yapıtta, zamanın nasıl aktığının farkında değilseniz, o yapıt ruhunuza işlemiştir...Bu yapıt için maalesef bu şekilde bir değerlendirmede bulunamayacağım. Zaman bizim için hiç durmasın, hep aksın Canım Delim....
Mehmet İvecen / ivecenmemet@yahoo.com