Her geçen gün yeni yazarlar gazete sayfalarında boy gösteriyor. Özellikle cinsellikle ilgili yazı yazan kadın yazarların reytingleri bir hayli yüksek. Sağduyulu, memleketini seven ve sahip çıkan bir takım yazarlarda var elbet. Yazı yazmak, mektup yazmaya benzemiyor elbet. Bir yetenek gerektiriyor. Bazılarının başka yetenekleri onların köşe yazarı olmasını sağlıyor artık. O karar bariz bir şekilde görünüyor ki, vay anası sattığımın işleri demekten kendinizi alamıyorsunuz. Ben bu işleri anlamaz oldum artık. Kimin işine gelirse bir iş kapıyor. Kim daha yetenekli servis elemanı ise illa ki bir yere müdür oluyor. Benim için kıçımın müdürü de olsa ortalıkta gezinen müdür bozuntularını görmek dışında bir dizi de zorda olsa yer bulan, bir aralar ünlü telefoncunun yakın dostu olan, parasızlıktan kıvranan hatun kişi, özel yetenekleri sayesinde köye yazar da olabiliyor. Bir takım gazetecilikte yol kat eden ender düzgünlükte adamın yanı sıra baş müdürlerine hizmet eden zat-ı muhteremlerinde çığ gibi büyüdüğünü görmek pek mümkün.
Ama arada kalan, işini severek yapar ve üst makamlara bir takım hizmetleri veremediği için,hastane köşelerinde fakir raporu bekleyenleri de görüyoruz.
Attı mı mangalda kül bırakmayan, sonradan olma gazeteciler bu muhabir arkadaşlar ortalarda parasız pulsuz dolaşırken ne yaparlar? Mutlaka bir sevgilinin kollarında iş tutarlar. Veya sevilisini, kendi dışında ki, tanıdığı bir yayın yönetmenin gözetiminde gazete köşe yazarı yaparlar.
Bu işten evini geçindiren ise gebersin.
Belki yıllar önce ona gıpta ile bakan o üst makamda ki adam, o günlerin hırsını mı çıkartıyordur?
Bu alemin sıkıntısı hep aynıdır arkadaş.
Geçtiğimiz gün Muazzez Ersoy ile balık yedik. İki çift lafın belini kırdık. Güldük, eğlendik, anılarda yolculuk yaptık. Muazzez kırmızı leğenin başında iken bu günkü halinden daha mutluydu onu gördüm.
Zira insanların gerçek yüzlerini görüyordu o vakit.
Bu gün maskelerle bakanları görmeye çalışıyor.
Bir ara yalayıp yutan yazılar yazan ünlü gazetecilerin bu gün niçin aramadığını sormuyordu bile.
Zira o yalayıp yutanlar yeşil renkli güzelliklerin arkasına öyle bir yerleşmişlerdi ki, bu gün göremeyince o yeşilleri uzaklaştılar.
Hatta “Ağabey dediğim biri beni yerden yere vurdu yazıklar olsun” derken gözlerinde ki o bulutlanmayı görünce insanların nasıl yön değiştirdiğini, bütün taptıkları şeyin para olduğunu çok iyi anladım.
Muazzez Ersoy aramızda sohbetimizde öyle bir güzel laf etti ki; Alem g.. olmuş ne yazık ki” aynen öyle be Muzo.
TRT 1 de Magazin Özel’i yaparken sıra sıra peşimde gezinenleri bu gün takip ediyorum.
Ve bir çift güzel yazı yazdığımda almadığım telefonları, küçücük bir eleştir de gece yarısı uykumdan kaldırılışımı yaşıyorum.
Anlaşılmayan bir şey var. Bu koltuklar baki değil. Beni her zaman bu mekanımda görecek bazıları…
Sokakta köpeği ile gezerken balkondan laf eden,sonra birilerinin arkadan desteği ile bir diziye girip, ünlü bir yazarın sevgilisi olarak kendine bir gazetede köşe kapan sonradan görmeleri, daha sonra yine göreceğim.
Tabii bu gibi kimlik mücadelesi verenleri o köşelere konduranlarda ayrı bir konu olarak işlenir. Nasıl geldi oraya?
İyi yazı yazdığından mı, yoksa?