Yürüyüş ve ... - NECEF UĞURLU

Yürüyüş ve ...

19.06.2017 | 791 kez okundu


Yürüyüş ve ‘Granit, Alüminyum Medeniyeti’

KAYDA GEÇSİN 


‘Mantık Çağının Ölümüne Hoş Geldiniz
‘Zarlar hileli. Kuralllara şike karışmış.
Artık doğru ya da yanlış yok.
Yanlız içeride olmak var  ya  da dışarıda kalmak.‘

Frank Underwood –  ABD  BAŞKANI  - House Of Cards Dizisi
BEAU Willimon kim mi, ‘House of Cards‘ yaratıcısı, Trump’a karşı 25 maddelik direniş manifestosu yayınlayan televizyon yapımcısı, yazarı.

21.yy budur, kulak verelim bu cümlelere, geçin gerisini ve artık kollayalım kendimizi, ülkemiz .
Adamlar dizilerle anlatıyorlar bizimkiler de ‘Shameless’ yapacaklarmış, aferin size, bir tane yandan yemişi denediniz olmadı bu olur belki.

‘Mantık Çağı’nın Ölümü’nün parçası olmak ve sağ çıkabilmek zeka ister, aksi halde vasat zekalarla parçası olmak, kullanılmak demektir.

Kaos bu düsturun içindekiler tarafından yaratılır bireyler yaratmaz, ama karşı koyabilir.
Kemal Bey’i 70 yaşında ülkesi için yollara düşüren zannederim budur.
‘Mantık Çağının Ölümü‘ halinde;
Gerekirse kendi kendini devireceğin aklın gücün varsa kontrol sendedir , kontrol denen  mesele budur. Kontrolü elde tutmak önemlidir.

Kemal Bey bir lider olarak artık kontrolü tamamen eline aldı ve kısır çekişmeler ötesine taşıdı.

Mantık Çağının terk edildiği şu günlerde bilelim ki;

İzlediğimiz her dizi, reklam politik oyun ‘içinde‘ kilere ait.
‘içinde ‘yoksan‘dışında’sın, istediğin kadar konuş, taraf olmayan bertaraf olmuş demektir.

Elimizden gelen konuşmak, yazmak, yürümekse çekinmeyeceğiz.

Hani bir ara kendilerini cin zeka zannedenlerin ekranlarda gerine gerine  yayınladıkları ‘in’ - ‘out’ listeleri vardı, şimdi bunları yayınlayan ekranlar ‘in’ kalabilmek için ne yapacaklarını şaşırdılar, bilime sarılıyorlar, çok iyi  çırpının belki süt peynir olur boğulmadan çıkarsınız.

İktidar gücünün davetleri, şölenleri, iftarları, açılışlarında dekor olmanın mukabili ücret ne gideni, ne geleni, ne vereni kurtarmaz bu çağda.
Vahşet Geliyor, Vahşet .

Bu duruma gelene kadar ki süreçte sanat, sanatkarane tavır aramak beyhudedir. Sanata izin vermediler, eziyet çektirdiler yeni bir durum değil.

Metresi olduğu herifin cenazesinde karısının elini öperek taziyede bulunan kadından Cumhuriyetin ‘kadın sanatkarı’ çıkmaz.
Olmaz, malakken manda olur ancak.

Başı açıktı ama değil mi? Soyundu da, laik mi olmuş oluyor?

Başı bağlı olan entelektüel de kumasına para yetiştirsin diye kocasına iş ayarladı, aralarında ne fark var, ondan da dindar olmadı zaten.

Astana Operası Mezzo Kanalında, biz yokuz, ‘Uçan Hollandalı‘ yı burada sahnele Hollanda’ya turneye götür peki ne oldu? 
Bir başarı bir başarı, haydi ordan Cumhuriyetin şımarık şişkosu haşarı!

Tırstırdınız değerli insanları, sanatkarları ve yerlerine kimleri koydunuz. Laikmiş değilmiş değil mesele, hepsinin ortak noktaları vasat altı zeka ve  yeteneksizleriydi, en azından en yeteneklilere yol tıkadılar ve geçinip gittiler yıllardır.

Şimdi opera binası kime yapılıyor, Sibel Can, Ece Erken, Demet Akalın’a mı yoksa Mustafa Sandal, Kenan Doğulu konserleri için mi, bunların arasında şarkısında ‘Süprüz’ diyen var yahu, el insaf. Birbirlerinin bakışlarına, gözlerine şarkı yapanlar da var.
Sizde yoruldunuz bizde, zahmet etmeyin opera binasına yazık paraya  önce içinde performans gösterecek sanatkarları kurtarın.

Geçenlerde Habertürk’de ‘Akılda Kalan’ programında Nükhet Duru  ‘Carmen’ oynarken hayatında ilk defa çok yorulduğunu söyledi, şarkı söylerken ise asla yorulmadığını ama ‘Carmen’ rolünün onu çok yorduğunu samimiyetle anlattı. Yorulur tabii çünkü dramatik soprano değil, Callas’ın rolünü oynamaya kalkarsa bırak yorulmayı sahneden sağ çıktığına şükretsin.

Cennet mekan olsun Egemen Bostancı’yı böyle batırdılar, neler yapmak istemişti halbuki ve varlığı önemliydi.

Veyis Bey’de öööyle dinledi Nükhet Duru’yu.
Nükhet Duru bir ara coştu, siyaset üstü olduğunu örnekledi, siyasetçi sanatçı kadar uzun ömürlü olsa karşısına alırmış, çok güldüm siyasetçi sittim sene durursa ona demokrasi denmiyor zaten.
Veyis Bey yine öööyle dinledi, sıkıntılı bir durum, adam bilmediğinden değil herhalde nezaketinden öööyle sustu.

Callas ve Onasis aşkında mesleğine tutkulu bu kadınla başedemeyen Onasis müthiş bir kavga sonucu ıssız bir adaya bir piano taşıtır ve Callas’ı da  adaya resmen atıp  pianosuyla başbaşa bırakır.
Öfkenin, aşkın, tutkunun, sanatın, kıskançlığın ve iş adamının kalibresine bakın, birde bizde metresi olduğu herifin cenazesinde karısının elini öpen icazetli odalığa, yazacaksanız artık bunları yazın, sanatçı diye yutturmayı bırakın ve bitirin bu oyunu.

Geçen hafta medyamız bir enstantane sundu, Cumhurbaşkanlığı Sanatçı ve Sporcu iftarında kapalı first lady’miz ve karşısında dekolte giysisiyle Hülya Avşar’ımız karşılıklı duruyorlar.
Bu pozu eleştirenler olmuş gibi yazılar çıktı, ama tek tük, istenildiği gibi abartılamadı.
Sanatla siyaset arasındaki o ince çizgi nereye gideceğini şaşırdı, ikiside olmayınca  nasıl şaşırmasın.
Fatih Altaylı ikisinin ortası yok mu, söz konusu Hülya Avşar olunca yok mealinda bir yazı yazınca , benim için bu resimden ziyade Altaylı'nın yazısı kayda geçirilecek bir anlam, değer kazandı.

Ortası yok Sayın Altaylı, galibi belli oyunlarda orta yoktur. Kazanan ve Kaybeden vardır.
Bu resimde kazanan fark yaratan ‘Sanat’ ‘Sanatkar‘  Hülya Avşar değil, Sayın Emine Erdoğan.
Kimse, Hülya Avşar ve simgelediğini, temsil ettiğini sandığı değerler olmak istemedi, tam aksi inanan inanmayan ve kapanmanın icaplarını yerine getiren getirmeyen başını bağladı hem de Sayın Erdoğan gibi.
Kadın Nüfusu onu kadar etkileyebildi mi Hülya Avşar, rol model olmak istemeyebilir, yol ayrımlarında sanatkarların böyle bir lüksü olmayabiliyor ve seçimi sanatkarane bir zafere dönüşmedi .

Orta aramayın Sayın Altaylı, Hülya Avşar’ın gönüllü yenilgisinin resmidir tarihe geçen.

Emine Hanımefendi’nin zaferi başörtüsünden öteye karşısına Hülya, Gülben, Sibel, Ece’yi alarak gerçek bir zafere dönüşür mü, o da hayır.

Callas kalibresinde evrensel başarılarla boy ölçüşebilen sanatkarlarla , yontucu, ressam, sanat yönetmenleri, yönetmenler, kompozitörler,  yazarlar, şairler hasılı sanatkarlarla, bir konser, opera, oyun film sonrası aynı resimde olmadan zor.
Mahalleye çok şans verdi Sayın Cumhurbaşkanı ve Hanımefendi ama çıkmıyor.
Ama yine de Hülya Avşar değil fark yaratan Emine Erdoğan’dır, yiğidi öldürün hakkını verin.
Hülya Avşar’ın saçma sapan kefaletine de ihtiyacı yoktur.
Avşar bunu hep yapıyor Külliyeyi de kendi evinden daha az gösterişli bulmuştu 
Dikkat çekmeye gelince, ilahi, Sayın Emine Erdoğan varken kim bakar Hülya Avşar ve dekolteye!

Sayın Erdoğan’ın başörtüsü dışında yarattığı fark nedir ayrı bir konu.
Farkın bu sınırlarda kalmasının hoşuma gitmediğini de açıkça söyliyeyim, ben ‘Beşik sallayan eller, dünyayı sallar’ diyebilen ve Hülya Avşar karşısında bile bakışları kendi üzerine toplayabilen bir kadından ülkem için çok farklı şeyler beklerdim.

Oturduğum yerde yürüyorum, bu yürüyüş hepimizin bunu görüyorum , Sayın Erdoğan ve temsil ettiği değerler dahil. Keşke katılabilse.

Çocukları taciz edilen, kadınları dövülen, sanatı budanmış, başkasının sesiyle aktör geçinen, apartma diziler yazan, Üsküdar meydanını  apartmanlardan sonra ‘Granit , Alüminyum  Medeniyeti’ne döndürmeye çalışanlara karşı uygarlığımızı korumak için çok daha fazlasını beklerdim Sayın Erdoğan’dan.
Bu alüminyum, granit işinde kim var Allah Aşkına?
Hani gücüm olsa şehrimi istila eden bu ‘alüminyum, granit medeniyetine’ dur demek için ‘intifada’ ilan edeceğim,nama elimden gelen sadece yazmak.

Bu gidişle hep beraber kayacağız Üsküdar Meydanı'na döşenen granitler üzerinde ve beyin üstü çakılacağız, ne gülünç, onursuz bir ölüm zira  olimpiyatlarda kayak dalında kayda değer bir başarımız yok, bu kafayla olmayacak da, çünkü biz kendi döşediğimi granitler üstünde kayıyoruz onlar kar….

Bizim mahalledeki kebapçıda da kayan kayanaydı, sonunda granit yerlerin üzerini tahtayla kapattılar, kebap yiyeceğim diye beyin kanaması alınacak pek rasyonel bir risk değil tabii, kebapçı bile gördü müşteriler bir bir rahmete kavuşunca, herhalde kebapları mevtalara satamıyacağından çare olarak tahta döşetti.

Ve yürüyüşe, utanmadan işsizim diye katılan tuzu kurular, kalabalık görünce mikrofon kapanlar, Müseccel Amerikanperest’ler bile katılıyor iken, ki razıyız artık, hani ne bok olursan ol gel noktasındayız, ‘adalet’ için hukukçular neredeler göremedim, kalabalık arasındalar mı acaba?

Sanatçıların zengin olanları ise çok şişman olduklarından yürüyemiyorlar, habire reklam çevirip bu şekilde ülkelerine katkıda bulunuyorlar.

Bu arada Ata ve Metin Akpınar’ın reklamını çeken genç yönetmeni tebrik ederim, 2 şişko, bir pompacı, bir pompa, bir arabayı sığdırmış kadraja, genç yönetmende iş var, yanlız ben bu teknolojik gelişmeden yararlanamıyorum  istasyonların önünden geçerken baba oğul çıkar beni de yerler diye pas geçiyorum!

Saygıyla Kayda Geçsin, elimden gelen budur.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!