Bu Medya İle Sokaklara...

Bu Medya ile Sokaklara Düşmemeyi Başardık ya, Büyük Milletiz...

733 okunma

KAYDA GEÇSİN

Tutsi ve Hutu’lardan beter olmak vardı olmadık, fakat sanki olmuşuzda barışmışız gibi gibi bir atmosfer seviliyor politik çevrelerde ve kimi medyasında.

Kimi bokyedicibaşılar heves ediyorlar herhalde kavga etmeyenleri sanki etmişler gibi barıştırmaya, bu da ayrı bir manyaklık türü.

Güzel şeyler de oluyor medyamızı ayakta tutan reklamlar malum.

Hülya Avşar’ın yatak reklamı izledim, insanı düşündürüyor, eğitim temalı bir reklam.  

Hülyamız devamlı yatakta çalışıyor, ne çalışkanlık ama bir saniye durmuyor. 

Eskiden yatağın üstünde poposunu sallarken, yeni reklamda hep çalışıyor, eğitim önemli tabii Gülben’den sonra el atmış.

Ben yatakta eğitimi ilk defa bu kadar dinamik gördüm bir an durmuyor, insan izlerken yoruluyor, dur biraz demek istiyor.

Yatakta çalışırken, gözlükler filan bir an için yatakta yönetim kurulu toplantısı yapacak sandım.

İkinci reklam; lokanta eleştirmeni Vedat Milor’dan, son dondurma reklamında yer alan ‘keçi sütü’ yle gündemde, dondurmanın içindeki keçi sütü oranı ‘bildiklerimizden 10 misli‘ imiş. 

Oda TV de Salih Seçkin Sevinç durumun vahametini ve keçi sütü oranının %25 olduğunu yazmış eğer bu miktar diğerlerinin 10 misli ise diğer dondurmaların vay haline diyor. Yazının tamamını okumanızı tavsiye ederim

 https://odatv.com/kendisi-kabul-etmese-de-vedat-milor-gurmedir-23061941.html

Lokanta eleştirmeni Milor, kendisini böyle tanımlıyor beyan esastır bende istediğini yapıyorum, eğer ben ‘ağız şapırtmanıyım‘ deseydi öyle hitap ederim, neyse daha önce Hamsiköy’de kızına sütlaça sütünü veren ineği satın almasıyla gündeme gelmişti. Evladına düşkün bir baba ve o zaman Sene 2012.

Şimdilerde ise Vedat Milor olduğu yerde sadece hayvanlar değişmiş, inek yerine keçi.

Oysa Türkiye’de neler değişti….

Bazıları utanç veren, unutamayacağımız acılar, açlık sınırının altı yaşayanlar, sayıları yüzbinlerce doğum yapmak zorunda kalan kız çocukları, çocuk istismarı tacizleri bir tarafta. 

Ve ağız tadı bozulmasın diye kızına ineği satın alan baba öte yanda aynı ülkede, izahı zor bir durum.

‘İşin Özü Keçi Sütü’ diyebilmek için kendisine çok ciddi bir servet ödenmiş olması gerek!

Bu reklamların ayakta tuttuğu medyamız (tamamı değil elbette, zar zor ayakta duranları kastetmiyorum)

Sadece yandaş olanlar değil, genelinde pek az istisna ile ipin ucunu kaçırınca, etkisini, inanılırlığını, saygınlığını kaybedince sıralı domino taşlarının zincirleme birbirini düşürdüğü gibi oldu ve hepsi düştüler. 

Fakat devam edebiliyorlar bu nasıl oluyor diye sorabilirsiniz?

Hepsi birden neden domino taşları gibi düştüler.

Çünkü hepsi birbirinin nedeniydi, birbirlerini tamamladılar hep, rekabet filan yoktu.

Programlar, kahramanları, starları temel aldıkları politik, ahlaki duruşlar, menfaat ilişkileri, filimlerinin dizilerinin konuları, kendilerinden başkalarını görmezden gelmeleri, kendilerinden başka her şeyi yok sayarak midye gibi yapıştıkları kayalıklara çevirdiler medyayı. 

Kendi ‘adam’ ları dışında kalanları görünmez kılmalar, 

Yerlerine ‘cambaza bak‘ lar koymalar ki hala vazgeçemediler.   

Mesela:

AKP dönemi hiç işsiz kalmamış ünlü çocuklar yine taltife gark olmuş bir başka ünlü yaşlı ağabeyleriyle boğazda yemek yiyorlar, umuma açık bir lokantada.

Yemek bittikten sonra nedense abiyi gazetecilerden, mutfaktan kaçırıyorlar, bu kaçırma olayı bitmez, kimden kaçılır, gazetecilerden mi, evde yiyin o zaman.

Açık oy , gizli tasnif gibi!

Hem umuma açık yerde yemek ye sonra gizlice çık!

Yani ‘sosyal çevre ve kalıtım‘ kodları devamlı bunu yapıyor, çünkü bunlar budur.

Laf olsun haber olsun, altına mı kaçırdı adamda görülsün istemediniz?

Sorulardan korkuluyorsa, sorudan korkan konuşmaz.

Hayır bunlar konuşacak, ödülü alacak, parayı kazanacak ama soru sorulmayacak!

Elbette medyada her şeye rağmen dimdik duran, hatta devam edebilmek için dangalaklara tahammül etmeye çalışan ama asla ilkelerinden doğrulardan taviz vermeyen insanlar var.

Medyanın halini analiz kolay değil, ‘Kişi Hataları’, ‘Aile Problemleri’ ise nepotizmin doruklarda olduğu her yerde kaçınılmazdır hele bizim medya gırtlağına kadar batmıştır.

Eşlerden biri bir yerde sunar, öbürü diğer kanalda oynar, yazar. 

Kayınpeder yönetimde, eş haberde, hanım filmde, kayınbirader arta kalanları toplamak üzere meyhaneci tekiri gibi bekler,

Abiler, hanım kardeşler getir götür işlerinde ama süreçte onlarda ya kitap ya yemek programları istiyorlar hiç olmazsa, görünmeyen kardeş bir yerde müdür atanmış, kırılıp sarılmış velhasıl.

Arada evlenmeler boşanmalar, 

Gönül bu ee haydii yeniler eklemleniyor sadece ünlü olunca muhafazakar eşlerini örtünmeyenlerle güncelleyenleri kastetmiyorum. 

Uzun lafın kısası nepotizm şu andaki boyutlarıyla akraba, arkadaş, yandaş ayrımcılığı kavramının çok üstündedir dehşet bir düzenektir, çetedir, güvenlik tehdidir bu saatten sonra.

Evet güvenlik sorunudur, yine iyi idare ediliyor Türkiye bunlara rağmen, demek bir yerlerde hala aklıbaşında insanlar var.

Eski yayıncıların tabiriyle artık medyada zirai mücadele gerekmektedir.

Bu kişisel faktörlerin sonucu, başka yakıştırmalar umutsuzluk verir söylemeye dilim varmaz, büyük bir hata oluşmuştur, hatanın adı medyadır.  

Yapısı alacalı macundur.

Ehliyetsizlere açık bir trafik ve durmadan kaza yapılan bir yol gibi düşünün, artık mekanik ve fiziksel tehlike içermektedir ve elbette ülke güvenliğimiz her şeyden önce gelir.

Utanmaları olmadığında, ‘Bu günleri iyi ki babam görmedi‘ diye yakınanların bu iktidarda bir saniye boş kalmadığını saptayabilirsiniz.

Ha birde ‘Benim kırmızı çizgim Atatürk‘ diyenlere öyleyse senin o çalıştığın yerde o işleri yapmak nasıl içine sindi diye soran yok, hala ekrandalar.

Yaralanmalar kaçınılmaz ancak bu kazalarda etkin olanların aradan çıkarılmasıyla yani görevden alınma, kovulma veya gibi yapma ile kazanın önlenebilmesinin bahis konusu olmadığını yaşayarak gördük.

Yani domino teorisinde olduğu gibi sıralı hatalar dizininden bir faktörün çıkarılmasıyla sıralı yıkım etkisinin bozularak emniyetsiz davranışlar ve kazaların önlenemediği tam aksi olduğu bizim medyada sabittir.

Zincirin merkezidir önemli olan, geri fasa fiso. 

Artık Kraliçenin dünyanın toprak ağası olması, tacındaki Kohi noor elmasının bizim bir uçağımızdan pahallı olduğu mukayeseleri çok yavan.

Kraliçeye aile büyüğümüz diyene ne yapıyorsun sen onu söyle

Bu konuşmaları saf insanlara tekrarlayıp vakit kaybetmek yerine artık doğrusal bir akıl yürütmeye ihtiyacımız var. Paralel bir akıl yürütmeden çok daha kolaydır, yürek ister ama!

Bu paralel akıllardan kurtulalım,  

İsteyerek veya istemeyek karışık akıllarıyla , hırsları, iştahlarıyla suçluyu, sorunu bulmaya odaklanmak yerine hoşa giden sözlerle kabahati başkasına atmaya odaklanmışlarla, meseleleri daha da karmaşık hale gelir. 

Müslümanların aldatılan insanlar durumuna düşmesi, enayi yerine konulması gerçek iman edenleri üzer, üzülmez mi insan?

Üzüntümüz Kayda Geçsin Saygıyla Efendim

Necef Uğurlu / necefugurlu@gmail.com