Doğala Dönüş ve Ata Tohumları

Bir yandan "dijital devrim başladı", "büyük reset (sıfırlama) yakında", "dijital çağ başladı" vs gibi söylemler ayyuka çıkmışken bir yandan doğala dönüş, tarım ve yerli üretime geçiş zorunluluğu, en önemlisi de ata tohumlarının önemi ve hibrit tohum kullanımının zararları dillendiriliyor.

Şimdi, geçmişle gelecek arasında bir yerlerdeyiz. Geçmişin hangi hazinelerini geleceğe taşımalı, hangi olumsuzlukları tarihin sayfalarında bırakmalıyız? Bu sorunun cevabı, küresel güçlerin varmak istediği noktayı görebilenler için aslında gayet net!

Bazı dış kaynaklı güçler, Dünya ülkelerine kısır tohum satarak neyi planlıyor olabilir? Gıda tekelini sadece kendi ellerinde tutarak ve bu en elzem yaşamsal ihtiyacımızı kullanarak günün birinde çeşitli yaptırımlar uygulayabilirler mi? Bağımsızlığımız tehdit altına girebilir mi? Elbette! Bunlar komplo teorisi, varsayım, paranoya falan değil. Bir toplum temel ihtiyaçlarını temin edemez duruma geldiyse, yaşama içgüdüsü gereği her şeyinden vazgeçebilir. Elindeki tüm değerleri, zenginlikleri, kaynakları kaybeder.

Ata tohumu, atalık, millî tohum diye adlandırılan yerel tohumlar, bizim topraklarımızda, Anadolu'da yetişen ürünlerin tohumlarını ifade ediyor. Bu doğal tohumların ürün ve meyveleri hem lezzetli, hem sağlıklı, hem de içerdikleri mineral ve vitaminler açısından çok zengin. Ve ata tohumlarından elde edilen ürünlerin tohumları tekrar ekilebilir. Yani kısır değil, GDO'lu değil. Yani genetiği değiştirilmiş değil.

Genetiği değiştirilmiş tohum ise labotatuvarlarda kısırlaştırılmış, yani bir seferden fazla ürün vermeyen, tohumları tekrar ekilemeyen ve her ekim döneminde tekrar tohum satın almanızı zorunlu kılan tohumlar.

Para kazanmak için iyi yöntem değil mi? Fazla uzak değil, çok kısa bir süre öncesine, 1996 yılına kadar her ürün kendi tohumundan tekrar tekrar ürün veriyor, doğanın sonsuz bereketi sürüp gidiyordu. Fakat bu cin fikirli, kötü niyetli güçler doğanın bereketini yok etmek, ülkeleri kendilerinden tekrar tekrar tohum satın almaya mecbur etmek ve nihayetinde gıda tekelini, yaşam döngüsünü ellerinde bulundurmak ve günün birinde tehdit unsuru olarak kullanmak üzere genetik çalışmaları yaptılar ve kısır tohumlar ürettiler.

Bu GDO'lu tohumlar kanserojen, allerjik ve toksik etkilere yol açıp insanları da kendi gibi kısırlaştırıyor. Aynı zamanda doğaya verdiği zarar da büyük. Bu tohumlar ekildiği toprakların verimliliğini yok ettiği gibi, arılara, suya, havaya ve tüm canlılara zarar veriyor.

Ayşen BALOĞLU