Emin Çölaşan'dan Zeki Müren itirafı

Usta gazeteci Emin Çölaşan tartışma programlarını hiç izlemediğini söyledi. Çölaşan, “Bazı arkadaşların ‘Gözlerini ekran hırsı bürümüş’ diye düşünüyorum. Ben bir sunucunun karşısında kurşun asker gibi duramam. Bana göre değil” dedi.

5636 okunma

Sözcü Gazetesi'nden Emin Özgönül'ün röportajı...

– Meslekte kaç yıl oldu? Kaç patronla hangi gazetelerde çalıştınız?

43 yıl oldu. Milliyet ve Hürriyet'te çalıştım. Şimdi 10 yılı geçti, SÖZCÜ'deyim. Bende iz bırakan patronlar Aydın Doğan, Erol Simavi ve Burak Akbay'dır. Kitaplarım 30'u buldu. Bazılarında satış rekorları kırıldı. Toplam satış 1.5 milyonu geçti.

– Corona sizin hayatınızda neleri değiştirdi?

En çok zorlandığım, teknoloji özürlü olduğum için yasaklı günlerde yazı yazma olanaklarım kısıtlandı. Zira o günlerde gazeteye gelemiyorum. Coronadan önce ise akşamları çıkınca ya birileriyle buluşur, ya markete uğrardım. Evcil biriyim. Gece hayatım hiç yoktur. Ya televizyon izlerim, ya kitap okurum ve en geç saat 24'te yatarım.

BANA TERS GELİR

– Teknoloji ile aranız yok. Bilgisayarı sadece yazı yazmak için mi kullanıyorsunuz? Televizyona niçin çıkmıyorsunuz?

Evet, gazetedeki bilgisayarı sadece haberlere bakmak ve yazı yazmak için kullanırım. Ötesinden anlamam. Bilgisayarım yok. Televizyonda saçma sapan tartışma programlarını hemen hemen hiç izlemem. Tartışma programlarına çıkan bazı gazeteci arkadaşlar için ‘Gözlerini ekran hırsı bürümüş' diye düşünürüm.

Ben gazetecilikte geleceğim yere gelmişim. Bu meslekte daha ötesi yok. Ekran şöhreti olma beklentisiyle işim olmaz. Ekran için teklifler çok geldi ama hepsini kibarca reddettim.

Bir sunucunun karşısında kurşun asker gibi dizilip saf tutacağım, konuşacağım… Veya ‘aman çağırsalar da ekranda boy göstersem' diye bekleyeceğim ve bir başkası beni yönetecek. O işler bana ters gelir.

– Türk basınına pazar sohbetleri geleneğini getiren sizsiniz. Ünlü siyasetçilerle, sanatçılarla, yeraltı dünyasından babalarla röportajlar yaptınız. Bunlardan aklınızda ilginç ne anılar kaldı?

Elbette çok ilginç anılar kaldı ama beni halâ rahatsız eden birini anlatayım. Büyük saygı beslediğim Zeki Müren'le röportaj yapıyorduk. Planım ona ilk kez ‘Evet ben eşcinselim' diye itiraf ettirmekti. Ancak bu konuda sorduğum bütün soruları ustaca yanıtlarla geçiştirdi. Şimdi aradan yıllar geçti ve ben o ısrarım nedeniyle pişmanım. Zeki Müren'in ruhundan özür diliyorum.

– Siz Hürriyet Gazetesi'nden kovulunca gazetenin santrali kilitlenmişti…

Evet hem gazetenin santrali ve hem de benim telefonum gerçekten kilitlendi. Yolda görenler etrafımı sarıyor, Hürriyet yönetimine atıp tutuyordu. O günlerde Filistin Caddesi'nde yürürken bir kadın yanıma geldi. “Emin Bey izin verirsen seni göğsünden öpmek istiyorum” dedi.

Hiç böyle bir şey duymamıştım. Nedenini sordum, “Çünkü senin göğsünde görünmese de şeref madalyası var. Şerefli, haysiyetli bir gazetecisin'' dedi ve göğsümden öptü.

Aynı günlerde dışarıya çıktım yürüyorum, karşıdan siyah araçlardan oluşan bir konvoy geliyor ve hepsi benim yanımdan geçerken sert bir fren yapıp durdu. Trafik tıkandı, öndeki arabadan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer indi, hatırımı sordu, “Bu ne rezalettir, size geçmiş olsun” dedi.

ÖDÜN VERMEDİM

– Yıllarca Erol simavi ile çalıştınız..

Erol Simavi Hürriyet'in patronuydu ve çalışmaktan onur duyduğum Sözcü'nün sahibi Burak Akbay gibi gazetecilik dışında hiç bir işi yoktu. Cenevre'de yaşıyordu. Bir gün Ankara'ya geldi ve Hürriyet kadrosuyla birlikte, Hilton Oteli'nin restoranına gittik. Masaya oturduk Erol Bey “Hepiniz dinleyin” deyip şu anısını anlattı:

“İsviçre'deki Türk dişçime gittim. Orada temizlikçi bir Türk kadın çalışıyor, adı Meryem. Bana ‘Hangi gazetede çalışıyorsunuz?' diye sormaz mı? ‘Hürriyet'te çalışıyorum' dedim. Kız bu sefer ‘Aaa Hürriyet'te çok sevdiğim bir yazar var, Emin Çölaşan. Ona benden selam söyler misiniz' dedi. Görüyorsunuz yani, gazetenin sahibiyim ama beni tanıyan yok… Temizlikçi kız Emin'i tanıyor…”

– Herhangi bir ekibin adamı olup, beklentiye girdiğinizi de hiç duymadık…

Duyamazsın çünkü asla olmadım. Hayatım boyunca hiç kimseye yamanmadım, onun bunun gölgesi ve korumasına sığınmadım. Gazetecilik yaşamım özellikle Milliyet ve Hürriyet'te (Erol Simavi dönemi hariç) hep mücadele ile geçti.

Rahmetli Erol Bey çok büyük adamdı. Şimdi o açıdan Sözcü'de çok rahatım. Karşılıklı sevgi ve saygıyla, dostça çalışıyoruz. Yazılara müdahale yok, patron çıkarları, iktidar korkusu falan yok.

Yani düşün ki genel yayın yönetmenin Metin Yılmaz, patronun Burak Akbay dahil herkes sana ‘Emin abi' diye hitap ediyor.

– Bizim meslekte bir yere ulaşmak mı, yoksa ulaşınca orada kalabilmek mi zor?

Onurunla, birikiminle, yalakalık yapmadan, ilkelerinden ödün vermeden ve yalan yazmadan ulaşmak elbette çok zor ama bir yere gelince orada kalabilmek bence daha da zor.

HAVLAYAN KÖPEK ISIRMAZ

– Türkiye'de en çok tehdit alan gazetecilerden birisiniz ama çok sık tek başınıza dolaşıyorsunuz. Tehditlere mi alıştınız, yoksa kader mi diyorsunuz?

Havlayan köpek ısırmaz. Hem alıştım hem de kader diyorum.

– Gazetecilikte büyük hatalarınız veya eksikleriniz oldu mu ?

Ufak tefek hatalar olmuştur ama beni zorda bırakacak büyük bir hatam sanırım olmadı. En büyük eksiğim, Türkiye'yi gezemedim çünkü buna zaman yoktu.